Amerikan Küresel Üstünlüğünün Aşınması: Hürmüz Krizi
Auf einen Blick
- Hazirandaki mutabakatın ardından Hürmüz Boğazı'nda savaş yeniden şiddetlenirken, ABD'nin zorlama kapasitesi, teknolojik-askeri üstünlüğü ve uluslararası meşruiyeti aşınıyor.
- Brent petrol 90 doları geçerken, Pentagon'un füze stokları tükeniyor ve Trump yönetimi strateji değiştiriyor.
KI-generierte Zusammenfassung
Warum es wichtig ist
Haziran ayındaki mutabakatın ardından Hürmüz Boğazı'nda yeniden başlayan çatışmalar, ABD'nin küresel üstünlüğünün üç temel dayanağını aşındırıyor.
Hazirandaki mutabakatla kısa süreliğine duran savaş dört hafta geçmeden yeniden başladı, çatışmaların şiddeti artıyor, alanı Babülmendep Boğazı’na doğru genişliyor, Pentagon’un parası, füze stokları hızla tükeniyor, süreç bir işgal girişimi felaketine doğru tırmanıyor.
Trump yönetimi, üç kez “kazandık”, “tamamdır” dediği bu süreçte üçüncü kez strateji değiştirdi: önce hava saldırıları, ardından deniz ablukası, şimdi ise ikisini birleştiren bir model. Boğazdan geçen gemi sayısı dramatik biçimde azalırken Brent petrol 90 doları geçti. Trump’ın “Vietnam’a on dokuz yıl kaldık, burada dördüncü aydayız” sözleri, savaşın uzayacağını itiraf ediyordu.
Savaş yalnızca uzamıyor, kalıcı bir döngü de üretiyor. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez’in belirttiği gibi, her ateşkes bir sonraki savaşın hazırlığına dönüşüyor. Haziran mutabakatının beşinci maddesindeki belirsizlik bunun tipik örneğiydi: Washington bunu Hürmüz’ün tamamen açılması, Tahran ise her geminin kendi denetiminden geçmesi olarak yorumladı. Aynı metin iki farklı anlama izin verdiği için imzalandı; bu belirsizlik yeniden savaşa yol açtı.
ÜÇ TEMEL DAYANAK BİRDEN ÇÖZÜLÜYOR
Foreign Affairs’in son sayısında yayımlanan üç makale, bu savaşta Amerikan küresel üstünlüğünün üç temel dayanağının birden aşındığını gösteriyor.
İlk aşınma, zorlama kapasitesinde yaşanıyor. Pauly&Cebul’un belirttiği gibi etkili caydırıcılık yalnızca tehdit değil, itaat edilmesi halinde gerçek güvenceler de gerektirir. Trump ise tehdit ediyor fakat baskının sona ereceğine dair güvence vermiyor habire fikir değiştiriyor. İran açısından taviz vermek yeni taleplerin başlangıcı anlamına geldiğinden direnmek daha rasyonel görünüyor. Daha önemlisi, yazarlar bu sorunun yalnızca Trump’a özgü olmadığını; yürütme yetkilerini sınırlayacak kurumsal reformlar gerçekleşmedikçe Amerikan’ın verdiği sözlere güvenin geri gelmeyeceğini vurguluyorlar.
İkinci aşınma, teknolojik-askeri üstünlükte ortaya çıkıyor. İlk savaşta İran binlerce füze ve drone kullanırken ABD’nin hava savunma stoklarının önemli bölümü tükendi. On binlerce dolarlık bir insansız hava aracını milyonlarca dolarlık Patriot füzesiyle vurmak, taktik başarı sağlasa bile stratejik bir sürdürülebilirlik sunmuyor. Bu nedenle Trump yönetimi, 75 milyar dolar ek kaynak talep ediyor. Benzer sorun yapay zekâ alanında da görülüyor. Çin hızla arayı kapatırken Pentagon ile teknoloji şirketleri arasındaki gerilim yenilik üretme kapasitesini zayıflatıyor. Bu alanda sorun kaynak eksikliğinden değil, yeni teknolojilere uyum zorluğundan kaynaklanıyor.
Üçüncü aşınma ise meşruiyet alanında yaşanıyor. Pew verilerine göre ABD’ye duyulan uluslararası güven son yirmi yılın en düşük seviyesine inerken V-Dem (Varieties of Democracy-) artık ABD’yi “liberal demokrasi” değil “seçimli demokrasi” olarak sınıflandırıyor. Gothenburg Üniversitesi’ndeki ünlü enstitüye göre ABD’de seçimler hâlâ rekabetçi ve anlamlı kabul edilmektedir ancak yargının bağımsızlığı, denge ve denetleme mekanizmaları, siyasal kutuplaşma, seçim süreçlerine güven ve sivil özgürlükler gibi liberal demokrasinin temel unsurlarında önemli bir gerilemeler yaşanıyor. Irak savaşı döneminde dünya Amerikan dış politikasını eleştirirken demokratik kurumlarına güvenmeyi sürdürüyordu. Bugün, yalnızca dış politika değil, Amerikan siyasal sisteminin kendisi sorgulanıyor.
İran da ağır bedel ödüyor. Yüksek enflasyon, abluka ve ekonominin daralması toplumsal maliyeti artırıyor. Ancak Tahran yönetimi, halkı tarihsel bir dayanıklılık gösterirken, Washington’ın önünde, yaklaşan ara seçimler nedeniyle dar bir siyasal-zaman ufku var. Bu nedenle artık yalnızca askeri kapasite üstünlüğü değil, uzun süre bedel ödeme kararlığı savaşın belirleyici boyutuna dönüşmüş durumda.
Hürmüz Boğazı krizi, bugün Amerikan hegemonyasındaki nihai gerilemenin simgesidir. Tehdit güvenilirlikten, askeri güç teknolojik üstünlükten, küresel liderlik ise meşruiyetten koptukça, uluslararası düzen kurma, rıza alma kapasitesi kaybolunca, geriye yalnızca şiddet uygulama kapasitesi kalıyor: Bu en son aşamadır!
AKP Türkiye’si bu ülkenin en sadık müttefikiymiş! Ataları da hep kaybeden atlara oynardı.
Offene Fragen
- ABD'nin stratejisi çatışmayı nasıl etkileyecek?
- İran'ın direnişi ne kadar sürecek?
- ABD'nin kurumsal reformları gerçekleşecek mi?





