Moby: İstanbul'un Tarihi Büyüleyici, Veganlık Hayvanlar İçin
Auf einen Blick
- Elektronik müzik ikonu Moby, İstanbul konseri öncesinde veganlık, hayvan hakları ve müziği hakkında konuştu.
- Sanatçı, 'Play' albümünün başarısını mütevazılığına bağlarken, mutluluğun karmaşıklığına ve başkalarına hizmet etmenin önemine değindi.
KI-generierte Zusammenfassung
Warum es wichtig ist
Elektronik müzik sanatçısı Moby, 'Play' albümüyle tanınır ve hayvan hakları aktivizmiyle de bilinir. İstanbul'da vereceği konser öncesinde soruları yanıtladı.
Elektronik müziğin en etkili isimlerinden Moby, 1999 tarihli efsane albümü ‘Play’le müzik tarihinde özel bir yer edindi. Albümdeki şarkılardan, ‘The Beach’ (Kumsal, 2000) filminde de kullanılan ‘Porcelain’ melankolik yapısıyla dünya çapında bir hit olmakla kalmayıp elektronik müziğin duygusal sınırlarını da yeniden tanımladı.
Müzik kariyerinin yanı sıra hayvan hakları mücadelesiyle de öne çıkan Amerikalı sanatçı, bugün dünyanın ünlü vegan aktivistlerinden biri. Boynundaki ‘Vegan for Life’ (Ömür Boyu Vegan), kollarındaki ‘Animal Rights’ (Hayvan Hakları) dövmeleri de bu duruşunun en somut sembollerinden.
Moby, İstanbul konseri öncesinde sorularımızı yanıtladı...
◊Veganlıktan başlayalım. Vegan olmaya ilk ne zaman karar verdiniz? Sizi buna iten neydi?
Aslında çok yaygın bir paradoksun içinde yaşıyordum. Hayvanları seviyordum. Küçük bir çocukken evimizde kurtarılmış pek çok hayvan vardı; köpekler, kediler, fareler, sıçanlar, kertenkeleler... Ama aynı zamanda Burger King ve McDonald’s’ı da seviyordum. 1984’te, 19 yaşımdayken kedilere ve köpeklere duyduğum sevginin tüm hayvanlara uzanması gerektiğini fark ettim. O yıl vejetaryen oldum, 1987’de de vegan oldum, 39 yıldır veganım. Vegan olmamın birçok sebebi var; iklim, su kullanımı, ormansızlaşma, insan sağlığı...
Ama en başta hayvanlar için veganım. Benim inancım basitçe şu; bilinç sahibi, hissedebilen her canlı kendi iradesine göre yaşama hakkına sahiptir. Biz insanların kendi irademizi başka canlılara şiddet yoluyla dayatmaması gerektiğine inanıyorum.
◊Yıllardır hayvan hakları için sesinizi yükseltiyorsunuz. Sizce insanlar bugün daha bilinçli mi, yoksa hâlâ gidecek uzun bir yolumuz mu var?
Hayvan hakları aktivisti olmanın en garip yanı şu; teoride neredeyse herkes bizimle aynı fikirde. Kimse hayvanlara zarar vermek istemiyor. Birine “Hayvanları seviyor musun” diye sorsam, “Tabii ki” der. Ona işkence gören bir hayvanın fotoğrafını göstermeye kalksam, büyük ihtimalle dehşet içinde yüzünü çevirir. Ama yine de et ve süt ürünleri tüketmeye devam ediyorlar. Milyarlarca insanın hayvanların acı çekmesinden rahatsız olup aynı zamanda işkence görmüş ve öldürülmüş hayvanları yemesi çok kafa karıştırıcı. Eğer hayvanların acı çekmesinden rahatsız oluyorsanız ölü hayvan yememelisiniz.
◊Sizce ‘Porcelain’ parçasının bu kadar çok insana dokunmasını sağlayan sihir neydi?
İlginç, çünkü başlarda asla müzisyen olarak bir kariyerim olacağını düşünmedim. 9 yaşında müzik yapmaya başladım ama hayatımı felsefe profesörü olarak geçireceğimi sanıyordum. Üniversitede bunun eğitimini gördüm. ‘Porcelain’ gibi bir şarkının da kimseye ulaşmayacağını sanıyordum. Çünkü büyük bir hit yapmaya çalışmıyordum. Sadece masum, yumuşak ve güzel bir şey üretmeye çalışıyordum. Belki de insanlara bu yüzden dokundu. Çünkü çok mütevazı.
◊Müziğinizde melankoli ve yalnızlık hissine çok sık değiniyorsunuz. İnsanlar sizce neden dans müziğinde bile hüznü arıyor?
İnsan olma hali çok karmaşık. Bence her insan varoluş karşısında kafası karışmış halde yaşıyor. Eğer biri bu konuda bir kafa karışıklığı yaşamıyorsa ya gerçeği görmezden geliyordur ya da hayal edemeyeceğim kadar aydınlanmıştır. Hayat kafa karıştırıcı. Ölümlü olduğumuzu bilerek yaşamak... Hayatı sevmek ama hayatın bir gün sona ereceğini bilmek... Bu yüzden müzik, sanat ve spiritüellik de bunu yansıtmalı.
◊Şöhreti, başarıyı, insanların hayalini kurduğu pek çok şeyi deneyimlediniz. İnsanların mutluluk hakkında yanlış anladığı şey ne?
İnsanların anlamadığı şey şu; mutluluk tekboyutlu değildir. Mutluluk başka duyguların yokluğu demek değildir. Mutluluk bir kek gibidir. Keki sadece şekerle yaparsanız yiyemezsiniz. Un gerekir, tuz gerekir, sıvı gerekir... Ortaya karmaşık bir şey çıkar ve onu ilginç yapan da bu karmaşıklıktır. İnsanlar mutluluğun kalıcı olmasını istiyor ama olamaz. Evreni ve biyolojiyi kontrol edemezsiniz. Yaşadığım şehir Kaliforniya’da insanlar sağlıklarını, yaşlarını, paralarını, şöhretlerini kontrol etmeye çalışıyor. Ama bu imkânsız. Mutluluk gelir ve gider. Dalai Lama’nın bana yıllar önce öğrettiği şey şu: “Mutlu olmanın en kolay yolu başkalarına hizmet etmeye çalışmaktır. Kendinden daha büyük bir amaç edinmek.” Benim için bu, hayvan aktivizmi. İşin ironik yanı şu; kendi mutluluğunu ne kadar merkeze koyarsan, o kadar az mutlu olursun.
‘Çalışmayı asla bırakma’
◊David Bowie’yle komşuydunuz ve birlikte müzik yaptınız. Hiç unutmadığınız bir tavsiyesi var mı?
David Bowie ya da David Lynch... Kahramanlarımdan öğrendiğim şey şu: “Çalışmayı asla bırakma.” Hayran olduğum herkesin ortak noktası bu. Sürekli çalışıyorlar. Para için değil. Şöhret için değil. Yaptıkları işi sevdikleri için. Sevdiğin bir şey bul ve hayatta olduğun her gün üzerinde çalış.
◊Müziğin analog, elle yapılan bir döneminden geliyorsunuz. Yapay zekâ teknolojisi sizi heyecanlandırıyor mu?
Kaliforniya’da yapay zekâ alanında çalışan çok arkadaşım var ama hâlâ tam olarak ne olduğunu anlamıyorum. Bir yandan harika bir araştırma aracı gibi görünüyor. Diğer yandan sahte haber ve sahte görüntü kaynağı gibi.
◊Birçok meslek sahibi kişi yapay zekânın işini elinden alacağından korkuyor...
Yapay zekânın asla yapamayacağı bir şey var; üçboyutlu bir varlık olarak var olmak. Yani bir akustik gitarı eline alıp bir odada biri için şarkı çalmak. Mesela bir gün oturma odamdaydım, David Bowie geldi ve birlikte akustik gitarla ‘Heroes’ çaldık. Yapay zekâ bunu yapamaz. Belki bir gün yapar, bilmiyorum. Ama şu an hayal edemiyorum. Şunu da biliyorum; yapay zekâ hiçbir zaman bir odada oturup ‘Hallelujah’ söyleyen Leonard Cohen’in yerini tutamayacak.
‘Roma ve Atina’dan bile daha büyüleyici’
◊İstanbul’da en son 15 yıl önce sahneye çıktınız. Aklınızda neler kaldı?
İstanbul benim için gezegendeki en ilginç yerlerden biri. Amerika’dan geliyorum, nispeten genç bir ülke. Los Angeles da çok genç bir şehir. Sonra İstanbul’a gelip Bizans mirasını görmek, ardından gelen İslam dönemini görmek... İstanbul benim için dünyanın en büyüleyici tarihi şehri. Hatta Roma ve Atina’dan bile daha büyüleyici.
◊İstanbul konserinize gelecek dinleyicilere ne söylemek istersiniz?
Konserde tek hedefim seyirciyi mutlu etmek. İnsanların duymak istediği şarkıları çalmak istiyorum. Neşeli, coşkulu ve duygunun hâkim olduğu bir atmosfer yaratmak istiyorum. Birinin konsere gelmesi büyük emek, bazen pahalı da. Kimsenin zamanını boşa harcamak istemem. Ben de konsere gittiğimde sahnedeki sanatçı favori şarkımı çalmazsa sinir oluyorum. O yüzden sahnede olduğumda, insanlara neşe verecek müzikler yapmak istiyorum.
Offene Fragen
- Yapay zekanın gelecekteki potansiyeli nedir?
- İnsanlar neden dans müziğinde hüznü arar?



