TSB Başkanı Ahmet Yaşar: 2030'da 50 milyar dolarlık sigorta üretim hedefimiz var
Auf einen Blick
- TSB Başkanı Ahmet Yaşar, sigorta sektörünün 2025'i 1.75 trilyon TL üretimle kapatmasını beklediklerini, 2030 hedefinin ise 50 milyar dolar olduğunu belirtti.
- Yaşar, Türkiye'nin sigortalılık oranının düşük olduğunu ve bu açığın kapatılması gerektiğini vurguladı.
KI-generierte Zusammenfassung
Warum es wichtig ist
The Turkish Insurance Union (TSB) President Ahmet Yaşar discussed the current state and future targets of the Turkish insurance sector. He highlighted the sector's growth in asset size and premium production, while also addressing challenges like low insurance penetration and the impact of natural disasters.
TSB Başkanı Ahmet Yaşar, İstanbul Finans Merkezinin katkısıyla hazırlanan Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları yanıtladı.
Sigorta sektörünün 2025 yılını yaklaşık 3,9 trilyon liralık aktif büyüklük ve 1,2 trilyon liralık üretim hacmiyle kapattığını dile getiren Yaşar, sektörün aynı dönemde 435 milyar liralık öz sermaye büyüklüğüne ulaştığını aktardı.
Yaşar, bu yılın ilk çeyreğinde sektörün aktif büyüklüğünün 4,2 trilyon liraya çıktığını belirterek, "İlk çeyrek sonuçları itibarıyla 459 milyar lira civarında öz sermaye büyüklüğüne eriştik. Bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırdığımızda yüzde 59’luk aktif büyüme, yüzde 63’lük de öz sermaye büyüklüğüne eriştik. Buna paralel prim üretiminde de 396 milyar liralık ilk üç ay neticesinde üretim rakamına ulaştık." diye konuştu.
Prim üretiminin 339 milyar liralık kısmının hayat dışı sigortalardan, 56,5 milyar liralık kısmının ise hayat ve emeklilik sigortalarından gerçekleştiğini dile getiren Yaşar, hayat tarafında yüzde 50’lik büyüme olduğunu ve bunun birkaç yıldır devam ettiğini kaydetti.
Yaşar, hayat dışında büyümenin yüzde 27 olduğuna işaret ederek, "Toplamda yüzde 30 civarında büyümemiz var. Hayat sigortalarında reel büyüme gerçekleşmiş durumda, hayat dışında maalesef enflasyonun biraz gerisinde kaldık." ifadelerini kullandı.
"(Prim üretiminde) 2030 yılı hedefimiz 50 milyar dolar"
Bu yıl için sektörün prim üretimi hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yaşar, şunları kaydetti:
"İlk öngörülerimizde 1,6 trilyon lira civarında bir rakamla 2026’yı kapatma hedefimiz vardı. Bunun muhtemelen enflasyondaki ayarlamalarla birlikte 1 trilyon 750 milyar lira civarında kapatabileceğimizi öngörüyoruz. Aslında yıllardır 10-12 milyar dolarlık üretim hacmiyle biz Türk sigorta sektöründe ilerliyorduk. Döviz kurundaki gelişmelerin etkisiyle 32 milyar dolar civarında üretim hacmine ulaştık ki bu bizim için çok önemli. Çünkü dolar bazında büyüyerek biz sıralamadaki yerimizi dünya ölçeğinde artırmaya çalışıyoruz. Türkiye dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi. Biz henüz sigortacılıkta ülkemizin ve ekonomimizin bulunduğu yerde değiliz. Bu tabii Türk sigorta sektörü olarak bize bir görev veriyor. En azından bizim ülkemizin ekonomisinin bulunduğu yere Türk sigorta sektörü olarak gelmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bununla ilgili 2030 yılı için 50 milyar dolarlık hedefimiz var. Bu hedefe ulaşmak için de tüm Türkiye Sigorta Birliği üyeleri ve Türk sigorta sektörünün paydaşlarıyla canla başla çalışıyoruz."
Yaşar, prim üretiminde sektörün beklenenin biraz gerisinde olduğunu, sektörün geçen yılı mali gelirlerle birlikte fena olmayan bir karla kapattığını gördüklerini dile getiklerini belirterek, bu yıl ise sektörün söz konusu oranları artırmak için daha uygun koşullarda primler sunmaya çalıştığını ifade etti.
“Kaynaklarımızı kalkınmamıza kullanabilmemiz için koruma açıklarını sigorta yöntemiyle bertaraf etmemiz lazım”
TSB Başkanı Yaşar, Türkiye’de koruma açığı bulunduğuna dikkati çekerek, "Koruma açıklarının kapatılması ancak sigorta ile sağlanabilir. Özellikle bir yandan ülkemiz deprem ülkesi. Geçtiğimiz günlerde Malatya’da yaşadığımız deprem var. Hemen öncesinde yaşadığımız seller, toprak kaymaları artık doğal afetlerin de çeşitlendiğini gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.
Yaşar, Kahramanmaraş merkezli depremlerin mali yüküne ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, devletin sosyal yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve ortaya çıkan 106 milyar dolarlık ekonomik hasarın sadece 5-6 milyar dolarının sigorta sistemiyle karşılanabildiğini belirtti.
Söz konusu depremlerde sigorta şirketlerinin kapasitesinin yeterli olduğunu ve reasürans yöntemiyle daha büyük kapasitelere erişilebildiğini aktaran Yaşar, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Sigortalılık oranı düşük olduğu zaman ancak sigorta sayısı kadar bunu yapabiliyoruz. Aslında bu 106 milyar doların çok daha yüksek kısmını biz dünya sigorta piyasalarına transfer edebilirdik ve nasıl ki 1-2 ayda biz bu sigortalı hasarlarımızı karşıladık deprem bölgelerimizde, bunu çok daha hızlı bir şekilde devletimize yük olmadan, devletimizin ek bütçeler yapmasını sağlamadan, buna imkan vermeden bu bütçeleri biz kendimiz oluşturabilirdik ve bu zararları ödeyebilirdik. Aynı yıl dünyada meydana gelen doğal afetlerin yüzde 40'ı sigortalı hasar olarak karşılandı. Sadece bizim depremlerde yüzde 6'lık bir sigortalılık oranı vardı. Türkiye'yi rakamlara dahil ettiğiniz zaman dünya ortalaması yüzde 30'a düşüyor. Dolayısıyla biz dünyanın sigortalılık oranlarını da aşağıya çekiyoruz. Halbuki bunlar bizim koruma açıklarımız. Kaynaklarımızı kalkınmamıza kullanabilmemiz için koruma açıklarını sigorta yöntemiyle bertaraf etmemiz lazım."
"Reasüransa erişimde sigorta şirketlerimiz sıkıntı yaşamıyor"
Yaşar, Türkiye’nin reasürans kapasitesinin dönem dönem değiştiğini dile getirerek, Kahramanmaraş depremlerinden sonra Türkiye piyasasına yönelik reasürans koşullarının ağırlaştığını, söz konusu dönemde fiyatlarda yükselme ve daralma yaşandığını aktardı.
Söz konusu koşulların hızlı şekilde hafiflediğini ifade eden Yaşar, "Şu an rekabetin yoğun olduğu, özellikle dünya ekonomik piyasalarında parasal arzla birlikte reasürans piyasalarında kapasitelerin daha çok genişlediği bir dönemdeyiz. Türkiye için şu anda reasürans kapasiteleri açısından en ufak bir problem olmadığını, reasüransa erişimde sigorta şirketlerimizin sıkıntı yaşamadığını görüyoruz." açıklamasında bulundu.
Yaşar, reasüransa erişimde Türkiye’de reasürans alanında faaliyet gösteren şirketlerin katkılarının önemli olduğunu ve bu açıdan problem bulunmadığını vurguladı.
Sigortalılık oranına ilişkin değerlendirmede bulunan Yaşar, "Sigortalılık oranını ne kadar artırabilirsek korunma kapasitelerimizi temin edip, korunma açıklarımızı da o derecede kapatabiliriz." dedi.
Sigorta penetrasyonunun artırılması gerektiğini ifade eden Yaşar, sadece sigorta dikkate alındığında penetrasyon oranının yüzde 1,9 civarında olduğunu dile getirdi.
Yaşar, dünyada sigorta penetrasyon hesabı yapılırken emeklilik fonlarının da dahil edildiğini belirterek, "Son yılların zirvesindeyiz. 2025'te yüzde 2,68'e kadar getirdik ama bu yeterli bir rakam değil. 2030 yılı hedefimiz, 50 milyar dolarlık prim hacmine ve belirlediğimiz yüzde 4,7 penetrasyona ulaşmak ama yuvarlayınca yüzde 5 demekte fayda var. Yüzde 5'lik bir sigorta penetrasyon oranına erişiyor olmamız lazım." değerlendirmesinde bulundu.
Geçen yılın verilerinin öz sermaye yeterliliğinin büyümesi ve güçlenmesiyle, afetlere, risklere karşı sektörün direncinin dayanıklılığının artmasının önemini vurgulayan Yaşar, sektörün öz sermaye yeterlik rasyosunun yüzde 174 olduğunu hatırlattı ve geçmiş yıllara göre bunun iyi olduğunu belirtti.
Yaşar, sektörün finansal dayanıklılığının artması konusunda Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) attığı adımların önemli olduğunu dile getirdi. "68 üye sigorta şirketimiz var. Bunların 45 tanesi hayat dışı branşlarda, 19'u hayat emeklilik branşlarında ve 4 tanesi reasürans alanında faaliyet gösteren şirketler. Gerçekten bu şirketlerimiz, finansal yeterliliği son derece yüksek, öz sermaye yeterlilik rasyoları son derece güçlü olan şirketler." ifadelerini kullandı.
Bu yılın ilk çeyreğinde öz sermaye yeterlilik rasyosunun yüzde 169 olduğunu söyleyen Yaşar, bu oranın iyi olduğunu ve rakamların sektörün dayanıklılığını vurguladığını dile getirdi.
"Fiyat disiplininin öne çıkacağı döneme girmemiz söz konusu"
TSB Başkanı Yaşar, ilk çeyrek sonuçlarına göre sektörü değerlendirerek, "Fiyat disiplininin öne çıkacağı, risk bazlı tarife yaklaşımının ve biraz da maliyet yönetiminin önceliklendirilmesi gereken bir döneme girmemiz söz konusu." dedi.
ABD/İsrail-İran savaşı ve Türkiye'ye yakın bölgedeki gerginliklerin oluşturacağı enflasyonist baskıların, cari açığa olumsuz etkilerinin ve tedarik süreçlerindeki sorunların bir süre sonra sektör için maliyet baskısı oluşturabileceğini ifade eden Yaşar, özellikle petrol türevli ve yedek parça gibi ürünlerde yaşanacak sorunların bu baskıyı artırabileceğine dikkati çekti.
Yaşar, yaşanan gelişmelerin sektörü teknik ve mali disiplinli sürece yönelteceğini dile getirdi.
"İlk çeyrek itibarıyla sağlık sigortaları, en yüksek paya sahip branş konumunda"
Yaşar, Türkiye’de sigorta branşlarının hayat ve hayat dışı olarak ayrıldığını belirterek, hayat dışı branşta bugüne kadar en büyük payı ağırlıklı olarak trafik ve kasko sigortalarının aldığını ancak yılın ilk çeyreği itibarıyla sağlık sigortalarının, sektör içinde en yüksek paya sahip branş konumuna yükseldiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 2026-2035 dönemini "Aile ve Nüfus 10 Yılı" olarak belirlediğine yönelik açıklamalara sektör olarak destek verdiklerini ifade eden Yaşar, şunları kaydetti:
“Bir yandan doğurganlık oranımız azalıyor, bir yandan nüfusumuz çok şükür ki daha fazla yaşamaya başlıyor. Nüfusumuz bu manada yaş alıyor, yaşlanıyor. Sağlığa olan ihtiyacımız, sağlık giderlerindeki artış, yaşlı bakımı konuları, tasarruf ihtiyaçlarımız gibi konularda bir artış söz konusu. Buna yönelik çalışmalarımızı da ilgili yerlere ilettik. Bahsedilen süreçte, içerisinde kırsala dönmeyle ilgili aksiyon planları da var. Aslında bu süreçlerin tamamını konuştuğumuz zaman sigorta sektörünün çözüm üretebileceği alanlar var. Yaşlı bakım alanında, artan tasarruf ihtiyaçları konusunda, ömür boyu yenileme de var, tarım alanındaki risklerin bertaraf edilmesi konusu var. Kırsala dönüşü sağladığımızda geri dönen vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamada tarım sigortalarının rolü konusunda bütün bu çalışmalarımızı hem önerilerimizi hem aksiyon planlarımızı hazırlayarak hem Cumhurbaşkanlığına hem de SEDDK'ye sunduk.”
"Vatandaşlarımızın ceplerinden yaptıkları sağlık harcamaları yüzde 15'ler seviyesinde"
Yaşar, sağlık harcamalarında SGK'nin payının yüzde 80'in üzerinde olduğunu belirterek, "Türk sigorta sektöründe bugün vatandaşlarımızın yüzde 10'u hem özel sağlık sigortasına hem tamamlayıcı sağlık sigortasına sahip olmalarına rağmen yüzde 2,5 olan rakamı geçen yıl itibarıyla yüzde 2,8'lere getirebildik. Toplam sağlık harcamaları içerisinde özel sigorta şirketleri olarak yüzde 2,8 veya yüzde 3'ünü karşılayabiliyoruz. Oysa ki vatandaşlarımızın ceplerinden yaptıkları sağlık harcamaları yüzde 15'ler seviyesinde." diye konuştu.
Kişi başına ortalama sağlık harcamalarının 2025 sonu itibarıyla 17 bin lira seviyesinde bulunduğunu dile getiren Yaşar, bu rakamın ortalama tamamlayıcı sağlık sigortası priminin üzerinde olduğunu ifade etti.
Yaşar, tamamlayıcı sağlık sigortalı sayısının tek başına artırılmasının yeterli olmadığını vurgulayarak, "Özel hastanelerimizin kapasitesinin de artması gerekiyor ya da üniversite hastanelerimizin tamamlayıcı sağlık sigortaları sürecine dahil edilmesi gerekiyor. Sağlık sigortası sattığımızda vatandaş oradan da o hizmeti alabilsin." diye konuştu.
Türk sigorta sektörünün prim gelirleri ve BES tasarruflarıyla devasa bir fon büyüklüğüne ulaştığını ifade eden Yaşar, bu fon yapısının sermaye piyasalarının daha istikrarlı bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacağını söyledi.
Yaşar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türk sigorta sektörü, Türkiye'nin en büyük kurumsal yatırımcısı durumunda. Hem şirketlerimizin primlerden dolayı sahip olduğu fonlar hem de Bireysel Emeklilik Sistemi'ndeki tasarruf fonlarını topladığımızda bizim 5,6 trilyon liralık bir fon büyüklüğümüz var. Bu da Türkiye Sigorta Birliğini ve Türk sigorta sektörünü yönettiği fonlar itibarıyla Türkiye'nin en büyük kurumsal yatırımcısı yapıyor. Bunu hayat sigortasıyla ve BES’le ne kadar artırabilirsek bizim sermaye piyasalarımızın istikrarlı duruşu ve derinleşmesi de o kadar net ve sağlam olur."
Ahmet Yaşar, hayat sigortası tarafında birkaç senedir güçlü bir reel büyüme kaydettiklerini dile getirdi.
Türkiye'de BES'in çok geliştiğini ve Otomatik Katılım Sistemi (OKS) ile birlikte 18 milyon civarında bireysel emeklilik katılımcı sayısına ulaştıklarını aktaran Yaşar, bu başarının hayat sigortacılığını geride bıraktığını belirtti.
Yaşar, BES'in ve OKS'nin getirdiği tasarruf emeklilik sisteminin biraz hayat sigortacılığını gölgelediğini anlatarak, "Dünyada hayat sigortalarının Gayri Safi Milli Hasıla'ya oranı ortalamada yüzde 3. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 1,02, Türkiye'de sadece yüzde 0,22. Dolayısıyla sadece BES’i bir kenara koyup sadece hayat sigortacılığından baktığımız zaman biz maalesef dünyanın çok gerisindeyiz. Ancak bu bir yandan da olumlu bir şey gösteriyor. Rakamlara baktığınız zaman bizim hala çok hayat sigortası yaptıracak insanımız var. Gidecek yolumuz var. Dolayısıyla son derece yüksek potansiyelimiz var." diye konuştu.
Potansiyelin başarıya dönüşebilmesi için hayat sigortalarında da BES'e benzer bir model oluşturularak yatırım fonlu sigortaların geliştirilmesi gerektiğini anlatan Yaşar, şunları kaydetti:
"Vatandaşlarımızın hem kendi birikimlerini bu yatırım fonlu sigortalarda değerlendirmelerini hem kendi fon dağılımlarını aynı BES’te olduğu gibi belirleyebilmelerini hem de o birikim ve poliçe süresince fon dağılımını değiştirebilecek imkanlara sahip olmalarını sağlamamız lazım. Bunun için birtakım çalışmaları biz sürdürüyoruz. Hem SEDDK'mizle birlikte hem zaman zaman SPK ile birlikte bu konuşmaları, değerlendirmeleri yapıyoruz. Özellikle bizim Hayat Emeklilik Yönetim Komitemiz bu konuda son derece ciddi çalışmalar içerisinde. Bu durum hem hayat sigortası sektörünün gelişmesi hem de bu artan fonlar sayesinde sermaye piyasalarının yani finansal istikrarın sağlanmasına çok ciddi katkı sağlayacaktır."
"2,4 trilyon liranın üzerine çıkmış BES ve OKS fon büyüklüğü var"
TSB Başkanı Yaşar, devletin BES'teki katkı miktarını yüzde 30'dan yüzde 20'ye çekmesine rağmen mevcut katkının hala çok güçlü bir rakam olduğuna vurgu yaptı.
Matrah büyümesi nedeniyle yapılan değişikliğin 10 puanlık bir kayıp anlamına gelmediğinin altını çizen Yaşar, şöyle devam etti:
"Biz bazen sadece oranlara ve rakamlara bakıyoruz. Halbuki aynı dönemde asgari ücret artışına bağlı olarak yıllık baraj da büyüdü. Yani aslında görece olarak rakamlarda çok büyük bir aşağıya düşüş olmadı. Çünkü aynı zamanda alınabilecek katkı miktarı rakamsal olarak, asgari ücretteki artışa bağlı şekilde yüzde 30'un yüzde 20'ye düşmesi direkt bir 10 puanlık kayıp anlamına gelmedi. Çünkü aynı dönemde matrah da büyüdü. Dolayısıyla bizim çok büyük bir kaybımız olmadı. Özetle sigortalılarımızın, BES ve katılımcılarımızın bu manada bir kaybı olmadı. Çünkü yüzde 20 devlet katkısı da çok büyük bir rakam ve enflasyonla da kıyasladığımız zaman bu rakamlar hala büyük. Bu anlamda çok etkilendiğimizi söyleyemeyiz."
Verilere bakıldığında 15 Mayıs itibarıyla 10,2 milyonu aşkın gönüllü BES katılımcısı ve 8 milyona yakın da OKS’li katılımcılar olduğunu ifade eden Yaşar, devlet desteğinde azalışa rağmen talebin hala güçlü olduğunu söyledi.
Yaşar, "Yani 18 milyonu aşan bir katılımcı sayısındayız ve bunun 15,8 milyonu tekil katılımcı. Bazı katılımcılarımızın da birden fazla sözleşmesi var."
Worauf zu achten ist
KI-Ausblick — Möglichkeiten, keine Fakten
The Turkish insurance sector will close 2025 with a production volume of approximately 1.75 trillion lira.
Sehr wahrscheinlich · Innerhalb von Monaten
The Turkish insurance sector will reach a production volume of 50 billion dollars by 2030.
Wahrscheinlich · Innerhalb von Jahren
The insurance penetration rate in Turkey will reach 5% by 2030.
Wahrscheinlich · Innerhalb von Jahren
Offene Fragen
- What specific strategies will be employed to achieve the 50 billion dollar production target by 2030?
- How will the sector address the low insurance penetration rate, especially in life insurance?
- What are the detailed plans for developing investment-fund-based life insurance products?
- How will the sector adapt to potential long-term inflationary pressures from geopolitical events?


