Lübnanlı Mülteciler Evlerine Dönüyor, ABD-İran Mutabakatı Bölgede Yeni Dengeler Oluşturuyor
L'essentiel
- ABD ve İran arasındaki mutabakatın ardından İsrail saldırıları nedeniyle yerlerinden edilen Lübnanlı ailelerin evlerine dönüşü devam ediyor.
- Mutabakat metni sızdırılırken, İsrail basını ABD'yi "ihanetle" suçladı, bölge ülkelerinin gelecekte ABD'ye güvenmeyeceği yorumları yapıldı.
Résumé généré par IA
Pourquoi c'est important
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları sonucu 1 milyondan fazla kişi yerinden edilmişti. ABD ve İran arasında sağlanan mutabakat, Lübnan'daki mültecilerin evlerine dönüşünü başlattı.
İsrail saldırıları nedeniyle yerlerinden edilen Lübnanlı ailelerin, ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından evlerine dönüşleri üçüncü gününde devam ediyor. ABD ve İran arasında 15 Haziran'da sağlanan ve Lübnan'ı da kapsadığı açıklanan mutabakatın ardından başlayan geri dönüş sürecinde, Lübnanlılar bugün de güneydeki beldelere ulaşmak için yollara çıktı. Sabahın erken saatlerinden itibaren oluşan araç kuyrukları nedeniyle ana güzergahlarda yoğun trafik oluştu.
Son 3 gündür devam eden dönüş hareketliliğinde birçok aile, evlerine kavuşmanın sevincini yaşarken, ateşkesin kalıcılığı ve bölgedeki güvenlik durumuna ilişkin endişelerini de koruyor. Lübnan'ın güneyindeki beldelerdeki evlerine dönmek üzere yola çıkan aileler, Lübnan'ın güney sakinlerinin sabırlı ve fedakar halk olduğunu belirterek, güvenlik endişelerine rağmen evlerine döndüklerini vurguladı.
İsrail ordusunun Lübnan'a 2 Mart'ta başlattığı saldırılarda 1 milyondan fazla kişi yerinden edilmişti.
İsrail basını, İran'la mutabakata varan ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'e "ihanet ettiğini", bölge ülkelerinin bundan sonra Washington'a güvenerek "yalnız bırakılmış" bir Tel Aviv yönetimiyle normalleşme adımı atmayacağını yazdı.
Yedioth Ahronot gazetesinde Boaz Haetzni imzasıyla çıkan görüş yazısında, ABD'nin İran'la mutabakat sağlamasına atıfla "80 yaşındaki çocuk (Trump) oyuncağına olan ilgisini kaybetti ve daha kolay bir işe geçmek istiyor. Sebat göstermek, kötülükle savaşmak, Amerika’nın itibarını tesis etmek mi? Bunlar zor işler ve ona göre değil." ifadesi kullanıldı.
"Artık yeni İbrahim Anlaşmaları olmayacak çünkü Suudi Arabistan ve diğer ülkeler, Washington'daki çürük tahtaya bel bağlayacak kadar deli değiller." ifadesine yer verilen yazıda, Amerikan kampına katılarak "risk alan" bölge ülkelerinin artık İsrail ile normalleşmeye yanaşmayacağı değerlendirmesi yapıldı.
'ABD BAŞARISIZ OLDU'
ABD'nin neredeyse kazanılmış olan ve düşük kayıplarla sürdürülebilecek bir savaşta başarısız olduğu iddia edilen yazıda, "Başkan'ın mevcut tutumu, zayıf ve gerçeklikten kopuk olarak görülüyor. Çatışmalar sürerken üçüncü taraflar aracılığıyla İran ile anlaşma yollarının aranması, Tahran’ın pes etmek yerine direncini artırmasına neden oldu." ifadeleri kullanıldı.
'İSRAİL YALNIZ KALDI'
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun önündeki en büyük zorluğun, ABD ile olan stratejik ortaklığı korurken Tel Aviv'in güvenlik çıkarlarından taviz vermemek olduğu vurgulandı. ABD-İran mutabakatıyla İsrail'in "yalnız" kaldığı vurgulanan yazıda, "İsrail için ABD ile olan ortaklık, tarihsel olarak bir caydırıcılık unsuru olmuştur. Ancak Beyrut ve diğer cephelerdeki askeri operasyonların, diplomatik pazarlıklar neticesinde sınırlanması kabul edilebilir bir durum değildir." denildi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi, Lübnan ve Suriye’nin güneyinde işgal ettiği bölgelerden çekilmemekte ısrar etmekle "çöküşün" yalnızca Trump'a ait olduğunu ve İsrail'i kapsamadığını göstermiş olacağı da iddia edildi.
ABD merkezli Bloomberg haber kanalı, ABD ve İran’ın üzerinde anlaşmaya vardığı 14 maddelik mutabakat zaptının taslağını yayınladı.
Taslakta, mutabakatın imzalanmasıyla birlikte İran ve ABD’nin mevcut savaşta yer alan müttefikleriyle birlikte tüm cephelerde, Lübnan da dahil olmak üzere savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan edeceği, tarafların ayrıca birbirlerine karşı herhangi bir düşmanca eylemde bulunmamayı taahhüt edeceği ifadeleri yer aldı.
İran ve ABD'nin birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi kabul ettiği belirtilen taslakta, tarafların karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük bir süre içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmak üzere müzakereler yürüteceği ifade edildi.
Mutabakatın imzalanmasının hemen ardından ABD'nin deniz ablukasını kaldıracağı ve Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin en geç 30 gün içinde savaş öncesi duruma döndürüleceği aktarılan taslakta, ABD’nin ayrıca nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde bölgedeki kuvvetlerini geri çekmeyi taahhüt ettiği belirtildi. Buna karşılık İran'ın da Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki ticari gemi trafiğini en geç 30 gün içinde savaş öncesi duruma döndürmek için gerekli adımları atacağı aktarılan taslakta, ABD'nin bölgesel ortaklarıyla birlikte İran'ın yeniden imarı ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık finansman içeren kapsamlı bir plan hazırlamayı kabul ettiği kaydedildi. Taslakta ABD'nin nihai anlaşma kapsamında belirlenecek takvime uygun olarak İran'a yönelik tüm yaptırımları kaldırmayı taahhüt ettiği belirtildi.
İran’ın nükleer silah üretmeyeceğini teyit ettiği ifade edilen taslakta, tarafların zenginleştirilmiş uranyumun geleceği ve İran'ın nükleer ihtiyaçları dahil olmak üzere diğer tüm nükleer konuları nihai anlaşmada ele alma konusunda uzlaştığı belirtildi. Taslakta ayrıca İran'ın nükleer programında mevcut durumu koruyacağı, ABD'nin ise İran'a yeni yaptırımlar uygulamayacağı ve bölgedeki askeri varlığını artırmayacağı ifade edildi.
ABD Hazine Bakanlığı'nın mutabakatın imzalanmasının hemen ardından ve yaptırımlar kaldırılıncaya kadar İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve türevlerinin ihracatı için muafiyetler yayımlayacağı aktarılan taslakta, bunun yanı sıra ABD’nin nihai anlaşmaya yönelik müzakerelerde ilerleme sağlanmasına paralel olarak İran'ın dondurulmuş veya kısıtlanmış fon ve varlıklarını serbest bırakmayı ve bunların tam kullanımına izin vermeyi kabul ettiği belirtildi.
Mutabakat zaptının metni henüz resmi olarak yayınlanmazken, ABD ve İran’ın daha önce elektronik ortamda dijital olarak imzaladığı mutabakat zaptını 19 Haziran’da İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen törenle imzalaması bekleniyor.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bakan olduğu dönemde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'a saldırı ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda "ısrarcı ve takıntılı" olduğunu belirtti.
Clinton, İran'a saldırı konusunun "süregelen bir mesele" olduğunu vurgulayarak, Netanyahu'nun yanı sıra dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ile uzun telefon konuşması yaptığı bir gün aralarında geçen diyalogdan bahsetti. Hillary Clinton, "'Uçaklarımız pistte (hazır).' gibi şeyler söylüyorlardı. Ben de 'O zaman bol şanslar. Yani iyi ama bunu neden yapıyorsunuz?' diyordum." ifadelerini kullandı.
David Remnick'in, "Yani çok miktarda yardım alan bir müttefikiniz olarak sizinle oyun oynuyorlardı." sözüne Clinton, "Her zaman. Tabii ki." yanıtını verdi.
Al Jazeera'ye Demeç veren eski Avusturya savunma ataşesi ve askeri analist Wolfgang Pusztai, İsrail'in muhtemelen gerekli her türlü yolla güney Lübnan'ı ele geçirmeye ve işgal etmeye devam edeceğini belirterek, "Olası bir İran misillemesine gelince, bu Hürmüz Boğazı'nın açık olmasının Tahran yönetimi için ne kadar önemli olduğuna bağlı" ifadelerini kullandı.
Pusztai, boğazın İran ekonomisi için önemi göz önüne alındığında, Tahran yönetiminin güney Lübnan'daki herhangi bir İsrail askeri harekatına karşılık vermesinin olası olmadığını kaydetti.
ANLAŞMANIN BAŞARISI GELECEK GÖRÜŞMELERE BAĞLI
Mevcut ABD-İran anlaşmasıyla Trump'ın en önemli hedefi olan Hürmüz Boğazı'nı yeniden açma fırsatını elde ettiğini ifade eden Pusztai, "Bu, şu anda sonucun Washington'dan ziyade Tahran için daha başarılı göründüğü anlamına geliyor. Boğaz açık, Tahran'ın nükleer programıyla ilgili herhangi bir taahhüdü yok, balistik füze performansı konusunda herhangi bir taahhüdü yok ve program hakkında herhangi bir tartışma da yok" dedi.
Pusztai, "Şu anda Donald Trump'ın elinde anlaşmaya benzeyen bir şey var ancak başarısı tamamen bundan sonraki müzakerelerin sonucuna bağlı" değerlendirmesini yaptı.
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, "Biz olmasak, ABD olmasa İsrail olmazdı." ifadelerini kullanan ABD Başkanı Donald Trump'a "İsrail olmasa ABD olmazdı." diyerek meydan okudu. Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere yakınlığıyla bilinen Kanal 7 televizyonu, Huckabee'nin işgal altındaki Batı Şeria'da düzenlenen bir konferansta konuştuğunu bildirdi. Huckabee, görevinin yalnızca İsrail'de ABD'yi temsil etmek olmadığını, aynı zamanda ABD'lilere İsrail'in ülkeleri için ne kadar önemli olduğunu da anlatmak olduğunu savundu. İsrail ve ABD'nin ortak mirasa sahip olduğunu ileri süren Huckabee, ABD Başkanı Trump'a meydan okuyarak "İsrail olmasaydı, Amerika da olmazdı. Varlığımızı, bu topraklarda yaşananlara borçluyuz." ifadelerini kullandı.
Trump, "Biz olmasak, ABD olmasa İsrail olmazdı. Ben olmasam İsrail olmazdı çünkü hiçbir başkan benim yaptıklarımı yapmaya istekli değildi. Bibi (Binyamin Netanyahu) ile harika ilişkim var ama artık Bibi, Lübnan konusunda daha sorumlu davranmak zorunda." diye konuşmuştu.
À surveiller
Perspective IA — des possibilités, pas des certitudes
İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması ve ekonomik ilişkilerin normalleşmesi.
Probable · Moyen terme
İsrail'in bölgedeki diplomatik yalnızlığının artması ve güvenlik politikalarının yeniden gözden geçirilmesi.
Probable · Moyen terme
Questions ouvertes
- Mutabakatın kalıcılığı ne olacak?
- Bölgesel güç dengeleri nasıl değişecek?
- İran'ın nükleer programı nihai olarak nasıl şekillenecek?




