Türkiye'de Siyasal Anlayışın Sonuçları ve Kuşatma
L'essentiel
- Türkiye'de siyasal iktidarın muhalefeti baskıladığı, yerel yönetimlere operasyonlar düzenlediği ve halkın gerçek gündeminden uzaklaştığı bir dönem yaşanıyor.
- Makale, bu koşulların katılımcı demokrasiyi engellediğini ve toplumsal barışı tehdit ettiğini vurguluyor.
Résumé généré par IA
Pourquoi c'est important
Türkiye'de siyasal iktidarın muhalefeti kendi rejimine uygun hale getirme ve merkezi/yerel yönetimleri hegemonik bir güç merkezi olarak kullanma amacı güttüğü, siyasal nitelikli davalarla sistematik bir kuşatma sürdürdüğü belirtiliyor.
“Siz, sandığa iradeniz ile istediğiniz oyu atın, oradan kimin çıkacağını ya da yönetimin kimde olacağını iradem ile ben belirlerim” şeklindeki siyasal anlayışın sonuçlarını yaşıyoruz.
Türkiye’de uzun zamandır; halkın içinde olmadığı bir siyaset, oy kullanmanın herhangi bir “katılımcı” etki yaratmadığı, atılan oyun geçerliliğinin ve nereye gittiğinin şüpheli hale getirildiği biçimsel bir sandık demokrasisi; seçenin de seçilenin de kişi hak ve özgürlüklerinin, yurttaşlık haklarının, adil yargılanma ve lekelenmeme hakkının ortadan kalktığı, keyfilik ve belirsizlik koşulları içindeyiz!
Bu koşullarda siyasal iktidar, amaç ve unsurları belirlenmiş bir program dahilinde; muhalefet partilerini, kendi inşa etmeye çalıştığı rejimin sınırları ve gereksinimlerini uygun hale sokma (!), merkezi ve yerel yönetimleri hegemonik bir bütünlük ve güç merkezi oluşturacak şekilde; iktidarının ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel güç alanları ve uzantıları olarak kullanmak üzere ele geçirme, yeniden yapılandırma amacıyla siyasal nitelikli olduğu ortada olan davalarla sistematik şekilde sürdürüyor.
Rejimin dayandığı unsurlar, örgütlenme biçimi ve bileşenleri bu hukuksuz girişimlerin süreceğini gösteriyor!
KUŞATMA!
Her gün bir gözaltı gündemi ile uyanan ülkede; halkın gerçek gündemi açlığı, yoksulluğu, işsizliği, enflasyonu, hukuksuzluğu, barınma hakkını, sağlık alanında yaşanan sorunları, orman yangınlarını, açlık sınırının ve enflasyon rakamlarının çok altında bırakılan maaşları, iklim değişikliği ve afetler özelleştirmelerini, faiz ödemelerine aktarılan bütçeyi, eğitimde laiklik karşıtı “dinselleştirme” girişimlerini, artan şiddet sarmalını, dış politikada değişen dengeleri, Türkiye’yi sarmalayan savaş dinamiğini, savunma harcamalarının artırılması dayatmalarının halk için, emekçi kesimler için sonuçlarını konuşmuyoruz!
Türkiye genelinde İstanbul’da 39 ilçe belediyesinden 26’sını (seçilmiş yönetim) CHP kazanmıştı. AKP’nin yalnızca 13 belediyesi kalmıştı. Büyükşehir dahil olmak üzere bu belediyelerin 16’sına operasyon yapıldı. (AKP’nin yönettiği 13 belediyeden birine operasyon yok.)
AKP, son seçimin ardından 79 belediye başkanını “transfer” etti. Amacı ve niteliği muhalefeti yok etmek, baskılamak, halkı yıldırmak olan bu ve benzer keyfi uygulamalar ve tüm belediye başkanlarını içeri almakla hangi anayasa yapılır? Hangi toplumsal barış sağlanır? Hangi iktidar meşru hale getirilir? Bu sorulara yanıt bulmak, düşünmek toplumun her kesiminin görevi!
KENDİ GÜCÜNE DAYANMAK
Algımız, gerçeklik bilincimiz, reflekslerimiz felç ediliyor; vicdan ve adalet duygumuz parçalanıyor!
Bu koşullardan çıkış ancak yapısal ve işlevsel yönleriyle gerçek katılımcı bir cumhuriyetçi demokrasiyi inşa etmek, siyasi alanı yeni biçimlerde örgütlemekten geçiyor.
Ülke olarak içinde bulunduğumuz siyasal, ekonomik, sosyokültürel ve psikolojik koşullar ve sorunlar, her alanda giderek derinleşen toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, dış politika çıkmazları ve kırılgan dengeler, uluslararası alandaki gelişmelerin içerdiği tehlike ve tehditlerle karşı karşıyadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri temelinde; laik, hukukun üstünlüğüne dayalı, fırsat eşitliğinin ve gelir adaletinin sağlandığı, sömürü ve sosyal eşitsizliklerin ortadan kaldırıldığı, işsizlik ve yoksullukla mücadeleye dayalı bir kamucu yapısallığın yaşama geçirildiği, insan haklarına dayalı bir yönetimi oluşturmalıyız! Milletin yüzü ancak o zaman gülebilir.
Atatürk, “Biz ülke ve ulusumuzun varlığını ve bağımsızlığını kurtarmak için karar verdiğimiz zaman kendi görüşlerimize uyuyor ve kendi gücümüze dayanıyorduk. Hiç kimseden ders almadık. Hiç kimsenin aldatıcı sözlerine kanarak işe girişmedik.” sözleriyle tarihsel yolu yine gösteriyor.
Questions ouvertes
- Hangi anayasa yapılır?
- Hangi toplumsal barış sağlanır?
- Hangi iktidar meşru hale getirilir?







