Türkiye'nin Dış Politika Sorunu: Geçmiş Başarılar ve Mevcut Eleştiriler
Makale, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel diplomasi gücünü vurgularken, AKP ve Erdoğan iktidarı döneminde dış politikada yaşanan değişimleri ve bölgesel konumdaki algılanan zayıflamaları ele alıyor.
L'essentiel
- Makale, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren dış sorunları başarıyla çözdüğünü belirtirken, AKP ve Erdoğan iktidarıyla dış politikada durumun tersine döndüğünü iddia ediyor.
- Kıbrıs, Ege, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki mevcut sorunlar ile "Kürt sorunu"na yönelik politikalar eleştirilerek, iktidarın sessizliği ve eylemsizliği vurgulanıyor.
Résumé généré par IA
Pourquoi c'est important
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren Lozan ve Montrö gibi önemli antlaşmalarla dış sorunları başarıyla çözmüş, ancak makale AKP iktidarıyla bu durumun tersine döndüğünü savunmaktadır.
Devletlerin, çıkar çatışmaları nedeniyle dış sorunlarla karşılaşmaları doğaldır. Diplomasinin görevi bu sorunları çözmektir.
TÜRKİYE’NİN DİPLOMASİ GÜCÜ
Türkiye Cumhuriyeti, daha kurulduğu yıllardan başlayarak dış sorunları başarıyla çözmüştür. Bu sorunların başında 1923 Lozan Antlaşması ile ülkenin bağımsızlığının ve Misakı Milli sınırlarının dünyaya kabul ettirilmesi; kapitülasyonların kaldırılması gelir. Lozan’ı, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi; 1938 Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması; 1960 Kıbrıs, Londra ve Zürih antlaşmaları ve nihayet 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, sonrasında da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) ilanı izlemiştir.
Bunlara, Ege kıta sahanlığı konusunda Yunanistan’ın Bern Mutabakatı’na razı edilmesi; Ege’de karasularını 6 milin üzerine çıkarmasının önlenmesi, Taşoz ve Kardak Adası sorunlarında geri adım atmaya zorlanması da eklenmelidir. AKP ve Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle dış politikada durum tersine dönmüştür.
KIBRIS
“Kıbrıs sorunu” Kıbrıs Türkleri ve Türkiye için 1974 Barış Harekâtı ile çözülmüş, Türkiye, barışın kalıcı olabilmesi için “iki devletli” çözümü benimsemiş ve KKTC ilan edilmiştir. AKP’nin büyük bir yanlış yaparak KKTC’yi kabule zorladığı Annan Planı’nın, Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmesinden sonra bugünlerde BM genel sekreteri, Kıbrıs’ta eskiye dönüş için “federal çözüm”ü KKTC’ye ve Türkiye’ye dayatmaya hazırlanıyor. BM genel sekreterinin ve AB’nin benzer girişiminin amacının, Rum-Yunan çıkarları doğrultusunda, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs’taki kazanımlarının geri almak olduğu, görülüyor. İktidar sessiz!
EGE VE DOĞU AKDENİZ
Türkiye Ege Denizi’nde, Yunanistan’ın giderek daha cüretkâr ada işgalleriyle, antlaşmalarla askerden arındırılmış adalara asker ve silah yığmasıyla; karasularını 6 milin üzerine çıkarma söylemleriyle; ABD ile Ege’de Türkiye’yi kuşatma (Dedeağaç Üssü vb.), AB ile birlikte Deniz Koruma Alanları ilanı eylemleriyle karşı karşıyadır ve iktidar bunları da sadece izlemektedir.
İktidarın sessizliği ve eylemsizliği Doğu Akdeniz’de de sürmektedir. İsrail, Yunanistan, GKRY hatta Suriye Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları konusunda işbirliği yaparak bu alanlarda, ABD ve AB şirketleriyle ortak eylemlerde bulunurken Türkiye gerek nazari olarak (deniz yetki alanlarının ilanı) gerek fiilen (araştırma ve sondaj gemilerimizin bölgeden çekilmesi vb.) kendisini Doğu Akdeniz’den soyutlamaktadır.
ORTADOĞU
İktidarın yanlış Suriye politikası ve Erdoğan’ın Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) Eş Başkanlığı hevesi ile ABD’nin peşine takılması Türkiye’nin Ortadoğu’da AKP iktidarına kadar yüksek olan etkisini ve ağırlığını sıfırlamış; laik, demokratik bir ülke olarak Arap ülkeleri halkları için “örnek Türkiye” imajını yıkmış; bölgede İsrail’in konumunu güçlendirmiş, İsrail’e karşı denge unsuru İran ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmiş, bölgede Suriye, Irak, İran ve Türkiye’den bölümlerin katılacağı bağımsız bir Kürt devletine giden yolun taşlarının döşenmesini kolaylaştırmıştır.
KÜRT SORUNU
Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kürt sorunu” yoktu ve yoktur. Emperyalizm tarafından kışkırtılan ve desteklenen ayrılıkçı PKK terörü de 1999 yılında, Abdullah Öcalan’ın, Türkiye’nin baskısıyla Suriye’den çıkarılarak Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi ve tutuklanmasıyla bitirilmişti. Erdoğan’ın, yasaların izin vermemesine karşın cumhurbaşkanı seçilmesini ve öyle devam etmesini sağlamak amacıyla başlatılan önceki Kürt açılımından, Kürt oylarına ihtiyaç kalmayınca vazgeçilmiş ve açılım, Diyarbakır hendekleriyle, onlarca güvenlik görevlimizin şehit edilmesiyle, Selahattin Demirtaş’ın halen devam eden tutukluluğu ile sonuçlanmıştır.
Erdoğan da bilmektedir ki emperyalizmin Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet yapısını bozmak, toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmak amacıyla desteklediği hatta iktidara dikte ettiği “terörsüz Türkiye” projesi Erdoğan’a ve AKP’ye oy kaybettirmektedir. “Kürt sorunu” konusunda atılacak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin milleti ve ülkesiyle bütünlüğünü tehdit edecek hiçbir adım, Kıbrıs’ta atılacak, bugünkü statüden daha geriye giden bir adım gibi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına kabul ettirilemeyecektir.
TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA SORUNU
Türkiye Cumhuriyeti’nin tek dış politika sorunu, demokrasinin temel kuralı olan hesap verebilirlikten çekindiği için iktidarda kalmak isteyen, bunun için dış güçlerin desteğine gerek duyan bir kişi nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını korumak için fazlasıyla yeterli olan gücünü kullanmayan iktidardır.
À surveiller
Perspective IA — des possibilités, pas des certitudes
BM genel sekreteri, Kıbrıs'ta eskiye dönüş için "federal çözüm"ü KKTC'ye ve Türkiye'ye dayatmaya hazırlanıyor.
Probable · En quelques mois
Questions ouvertes
- İktidar, Kıbrıs, Ege ve Doğu Akdeniz'deki sorunlara karşı somut hangi adımları atacak?
- "Kürt sorunu"nda gelecekte nasıl bir politika izlenecek?



