MHP Lideri Bahçeli'den Kurban Bayramı ve Gündeme Dair Açıklamalar
Hızlı Bakış
- MHP lideri Bahçeli, Kurban Bayramı'nı kutladı, CHP'deki kutuplaşmayı eleştirdi, bölgesel gelişmeleri ve küresel sistemi değerlendirdi.
- İsrail'in yayılmacılığını kınayarak "Kudüs Paktı" teklifini yineledi ve ABD'nin bölgeden çekilmesini istedi.
Yapay zekâ özeti
Neden Önemli?
MHP leader Devlet Bahçeli delivered a speech following the party's group meeting, coinciding with Kurban Bayram and the anniversary of the Conquest of Istanbul. He addressed domestic political tensions, regional developments, and the global geopolitical landscape.
İşte MHP lideri Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:
"Son grup toplantımızdan sonra milletçe önemli ve anlamlı günlerden geçtik. Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, kardeşlik bağlarının kuvvetlendiği mübarek Kurban Bayramı’na bir kez daha kavuşmanın huzuru ve şükrü içerisinde olduk.
Bayramın birinci günü aynı zamanda her yılın 27 Mayıs’ında Ülkücü Şehitler Anıtı’nda gerçekleştirdiğimiz buluşmayla isimlerini Türk milliyetçiliğinin şeref levhasına kanlarıyla nakşeden ülkücü şehitlerimizi rahmetle ve minnetle andık. İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yıl dönümünü; tarihin derinliklerinden bugüne uzanan kutlu bir emanetin ve cümle cihanı Türklükle şereflendirip İslam’la müjdelemek üzerine kurulu ebedi ve ezeli bir ülkünün idrakiyle karşıladık. 29 Mayıs 1453 tarihinde gerçekleşen fetih ile asırların hasreti dinmiş, çağların akışı değişmiş, Türk milletinin imanla karılmış harcı, bütün cihana ilan edilmiştir.
Bu vesile ile bir kez daha milletçe nice bayramlara sağlık, mutluluk, barış ve huzur içinde erişmeyi Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Aziz ecdadımızı, muhterem şehit ve gazilerimizi Yusuf yüzlü ülkü erlerini rahmet ve hürmetle yad ediyorum.
"CHP'DE KUTUPLAŞMA DERİNLEŞTİ"
Aynı zaman diliminde ülkemiz siyasi tansiyonun yüksek seyrettiği bir süreçten de geçilmektedir. Manevi iklimiyle barış, huzur ve kardeşlik zemini olan bayram; Cumhuriyet Halk Partisi açısından kucaklaşmak yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür. Yaşanan gelişmeler CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyeden siyasi kültürümüze ve demokrasimize zarar verici bir noktaya doğru ilerlemektedir.
Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedefleri, güvenlik politikaları yanında siyasi istikrara ve toplumsal uzlaşmaya da bağlıdır.
Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır.
"YARGITAY KARARINI BİR AN ÖNCE VERMELİ"
Politik amaçlar uğruna millî hafıza mekânları ve millî kahramanlar üzerinden toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup geliştirilmemesidir. Mesele hukuk zemininden, demokrasi platformundan, siyasi rekabet ve nezahetten uzaklaşmamalıdır. Türkiye’yi karıştırmaya kimse cüret etmemelidir. Olaylar sokağa taşıp, fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme, güvenlik güçlerine saldırıya, kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir. Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasisinin hırpalanmasına izin verilmemelidir.
En başında CHP üzerinden oyun oynamanın tehlikelerinden bahşetmiştim. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır.
Unutulmamalı ki yaşanan bölgesel gelişmeler ve terörsüz Türkiye sürecinde, ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır.
Çok defa dile getirdiğimiz gibi küresel sistem, hukukun, normların ve teamüllerin aşındığı; uluslararası örgütlerin ve ittifak bloklarının işlevsizleştiği, hiç olmadığı kadar öngörülemez, hiç olmadığı kadar anarşik bir iklime savurulmaktadır. Soğuk savaş sonrası liberal dünyanın zaferi olarak telakki edilen Anglo-Amerika ve Avrupa merkezli “tarihin sonu geldi” senaryoları hükmünü yitirmiş, yaşadığımız süreçte adalet, ahlak ve hukukun sonunu getiren emperyalist odaklar adeta en temel insan hakkı olan yaşama hakkının sonunu getirme peşine düşmüştür.
Girilen sıcak savaşlar dönemi insanlığın huzur ve güvenliğini tehdit etmekte; geleceğini ise belirsizliğe ve çaresizliğe sürüklemektedir. Küresel sistemin öngörülemez gidişatının coğrafyamızdaki iz düşümü ise istikrarsızlık, düşmanlık ve çatışma tohumlarının atıldığı Siyonist yayılmacılığın yeni müesses nizam heva ve hevesleridir.
1917 Balfor deklarasyonuyla Filistin topraklarına taşınan sapkın ve saplantılı Siyonist haydutluk, bugün Amerika Birleşik Devletleri himayesindeki İsrail’in yayılmacı politikalarıyla kendisini revize etmek gayreti içindedir.
Coğrafyamız müfrit ve marjinal ideolojik sapkınlıklarla yönetilen İsrail'in bölgeyi etnik, dini ve mezhepsel parçalara bölerek Siyonist yayılmacı senaryoları hayata geçirmesi tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu tehdidin ana hedefi, asırlar boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapmış, 9 tuğlu kurt başlıklı sancaklar ile tevhit bayrağını yükseltmiş Türkiye'dir. Orhun'da çağlayıp Maveraünnehir’den taşarak Tuna'da buluşan tarihin Türk akışı, insanlığa özlemini duyduğu barışı, adaleti ve huzuru getirmiştir. Bu bağlamda adaletin ve barışın tecessüm ettiği kurumsal yegâne yapı Türk Devletidir.
Nitekim Kınalızade Ali Çelebi'nin insanlığı aydınlatan Daire-i Adliyesinde belirttiği gibi: “Dünyanın felahı ve nizamı adalettir, Dünya bir bahçe ise duvarı devlettir.” İşte Türkiye, köklü devlet geleneği, coğrafyaya demirlemiş güçlü hafızası, adalet ve ahlak temellerine oturmuş sağlam kurumsal yapısı ile tarihin kadim gözleri, coğrafyanın berrak aklıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi ise bu miras ve misyonun temsilcisi ve siyasi kutbudur. Bölgemizdeki emperyalist oyunları bozmak, coğrafyayı hasretini çektiği düzene, insanlığı özlediği huzura yeniden kavuşturmak adına attığımız "terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" adımı Türk ve Türkiye yüzyılının ilk stratejik hamlesi olmanın yanında 21’nci Yüzyılda değişen dünya dinamiklerine karşı yeni güvenlik konseptimizin miladıdır.
"Her şuurlu Türk, müteyakkız bir devlettir" şiarından hareketle siyasetin magazinsel ve kısır tartışmalarından azade Gök Sultan İkinci Abdülhamid Hanın hamiyeti ve himayeti; Şehid-i Ala Gazi-yi Namdar Enver Paşa'nın cesareti ve ülküsü; Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün feraseti ve derin stratejisiyle tarihi okuyor, coğrafyaya bakıyor, geleceği tasarlıyoruz.
Bu nokta-i nazarıyle belirtmek isterim ki Türkiye'nin bir yönü doğuya, diğer yönü ise batıya bakan, gövdesi Maveraünnehir’den Anadolu’ya taşan Selçuklu Kartalı modelimizin dayandığı temel esas Türk ontolojik güvenliğidir. 20’nci yüzyıla sıkışmış güvenlik konseptini aşan, 21’inci Yüzyılın imkân ve ihtiyaçlarına mütenasip yeni güvenlik paradigmamızdır. Küresel sistemde yaşanan çöküş ve bölgemizde yaşanan kaos bize bir kere daha göstermiştir ki Türkiye'nin güvenliği sadece siyasal egemenliğinin tecessüm ettiği coğrafyadan müteşekkil değildir.
Türkiye'nin güvenliği kuzeyde Kırımı, Güney'de Yemen’i, Doğu’da Doğu Türkistan’ı, Batı’da Bosna’yı, Kosova’yı ihtiva eden geniş ve büyük Türk-İslam coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın tarihi hakikati, kültür ve medeniyet birikimi, politik dinamiği, stratejik perspektifi Türk ontolojisinin güçlü ve sağlam zeminini teşkil etmektedir.
Bugün Gazze’de, Kudüs’te, Filistin’in dört bir yanında yaşanan zulüm; sadece bir coğrafyanın değil, tüm ümmetin imtihanıdır. Bu imtihan karşısında suskun kalmak, parçalanmışlık içinde birbirine sırt dönmek, korkarım ki dinî, ahlaki ve vicdanî bir çöküşün adım adım yayıldığının göstergesidir.
Oysa İslam inancı ve ümmet bilinci; sınır tanımayan, mezhepleri ve etnik farklılıkları aşan, ortaklıkları pekiştirirken farklılıkları arka plana iten yüksek bir şuuru ve dayanışma ruhunu zorunlu kılmaktadır. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, Enfal suresinde “Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” buyurulmaktadır.
Ancak, üzüntü ve endişeyle müşahede ediyoruz ki, İslam ülkeleri arasında kuvvetli bir birlik temin edilemediğinden mukaddes İslam coğrafyası, Siyonist hedefler doğrultusunda bölünmek, parçalanmak, zayıflatılmak ve en nihayetinde tahakküm altına alınmak istenmektedir.
“KUDÜS PAKTI TEKLİFİMİZİN CİDDİYETLE ELE ALMASININ GEREKTİĞİNİ ÖNEMLE HATIRLATIYORUM"
Bu yalın gerçeği görmek için daha ne kadar acı çekilecektir? Daha kaç masum çocuğun katledilmesi, kaç ana-babanın evlat acısıyla yanıp kavrulması gerekecektir? Bir kez daha, İslam dünyasının ayağa kalkabilmesi, Müslüman feryadına son verilebilmesi, kalıcı barış ve istikrar için “Kudüs Paktı” teklifimizin ciddiyetle ele almasının gerektiğini önemle hatırlatıyorum.
5 Ağustos 2024 tarihinde yaptığım yazılı açıklamada da belirttiğim üzere, Filistin veya Kudüs temelli bölgesel diyalog ve işbirliği zeminlerinin hepsini kapsayacak biçimde daha sıkı ve güçlü bir bölgesel ittifaka ihtiyaç vardır.
İslam dünyası ayağa kalkmalı, İsrail haydutluğuna haddi bildirilmelidir. Filistin özgürleşmeli, kutsal topraklar huzura kavuşmalı, İslam coğrafyasına düşen emperyalizmin gölgesi geri gelmemek üzere yok edilmelidir.
"BİRLEŞMİŞ MİLLETLER CAN ÇEKİŞMEKTEDİR"
Dikkatinizi çekmek isterim ki Birleşmiş Milletler can çekişmektedir. Avrupa Birliği ve NATO gibi birlikler her geçen gün kan kaybetmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası düzen temelinden sarsılmaktadır. Batı’nın gücü ve egemenliği zayıflarken Doğu’nun dünya ekonomisi ve siyasetindeki ağırlığı artmaktadır. Dünyada yeni bir denge arayışı başlamışken, İslam coğrafyasının bir ve beraber olup yeni bir güç merkezi olarak öne çıkması elbette ki mümkündür ve bir o kadar da elzemdir. Türkiye buna hazırdır. Türk milleti; Türk Dünyasının ve İslam aleminin güçlü bir birlik oluşturmasından yanadır.
Asırlar öncesinden bizlere seslenen Bilge Tonyukuk’un “Çoklar diye korkmadık, azız diye çekinmedik, düşmanlarımız etrafımızda ocak gibiydi; bizde hepsini yakacak ateş idik.” Sözlerinden mülhem diyorum ki: şayet hedefinde Türkiye olan varsa unutulmasın ki bu milletin imanla yoğrulmuş iradesi, her türlü kuşatmayı yarmaya, her türlü kirli hesabı bozmaya muktedirdir.
Medineyi emperyalist güçlere karşı bir avuç Mehmetçikle müdafaa eden Fahreddin Paşa’nın aziz ruhu bizde yaşamaktadır. İslam dünyasında fitne çıkarmaya çalışan Yeni Lawrencelere karşı bu topraklarda Kuşçubaşı Eşrefler tükenmeyecektir.
Çarlık Rusya zulmüne karşı bir zamanlar Türkistan topraklarında idam fermanları ceplerinde dolaşan kahramanların mücadele ruhu, Siyonist yayılmacılığın kana buladığı Filistinli Kardeşlerimizin de imdadına yetişecektir. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, böylesi bir fikri temelde uzlaşmış, bu ülküler etrafında kenetlenmiş, mazlum coğrafyalara da umut olmak için yola çıkmıştır.
"ABD BÖLGEDEN DERHAL ÇEKİLMELİ"
ABD’nin İran’da öngördüğü hedeflere ulaşamaması, Başkan Trump’ın dengelerini ve ayarlarını bozmuş görünmektedir. ABD fena halde bocalamakta, Trump’ın konuşmalarından savaşın kesif tesiriyle muvazeneyi kaybetmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Zira boş tehditler savururken zaaflarını ortaya koymakta, hiddetlenirken de perde gerisinde yıkıcılık ve bölücülük için verdiği desteği ifşa etmektedir. Ne tuhaftır ki; Siyasi hedefleri Netenyahu'nun belirlediği bir savaşı, Amerikan askerlerinin sürdürmesi ve kazanması beklenmektedir. Bu her şeyden önce akla mantığa aykırıdır. Nitekim Amerikan Ordusunun farklı unsurlarından üst düzey komutanlar haklı olarak buna karşı çıkmaktadır.
Ancak Trump, bunları dinlemek yerine İtiraz edeni görevden almak yoluna gitmektedir. Trump; her geçen gün ABD halkının desteğini kaybederken, ABD askerleri savaş motivasyonunu yitirmektedir. ABD’nin inandırıcılığı ve müttefiklerinin ona olan saygıları ve bağlılıkları da her geçen gün zayıflamaktadır. ABD’nin bu kadar kayıpla kalıcı bir kazanım elde etmesi mümkün olmayacaktır. İsrail ise gemi azıya almış olarak ateşkese rağmen, bir yandan Lübnan'a saldırırken diğer yandan Batı Şeria'da terör estirmektedir. Adına yerleşimciler denen işgalcilere, "gidin sivil Filistinlileri evlerinden atın, onları taciz edin, onlara işkence edin" talimatı vermektedir.
Hiçbir suçu olmayan sivil Filistinlilerden her gün yüzlercesi bu saldırılara muhatap olmakta, sindirilmekte, göçe zorlanmakta, hatta acımasızca katledilmektedir. ABD ve İsrail’in akıl ve mantıktan yoksun, hak ve hukuktan bihaber yürüttükleri savaş bölgemizi ateşe atarken, Türkiye’nin barış ve istikrar için yürüttüğü yapıcı rol, tüm dünyanın takdirini kazanmaktadır.
Bölgesinde samimiyetle barış isteyen, komşularında birlik ve bütünlüğü en çok isteyen de yine Türkiye’dir. Doğu Akdeniz'de huzur aranıyorsa Türkiyesiz olmaz. Balkanlarda istikrar, Kafkaslarda düzen Türkiyesiz kurulamaz. Halep'ten Basra'ya kadar sulh isteniyorsa Türkiyesiz yapılamaz. Onun içindir ki; oyalama taktikleri bırakılmalı acilen savaş durmalı, kan ve gözyaşından beslenenlere set çekilmelidir.
Bölgede yaşanan insanî kriz ve tüm dünyada etkileri hissedilen ekonomik maliyet her geçen gün büyümektedir. Böyle devam ederse küresel düzeyde onarımı mümkün olmayan ekonomik kayıplara siyasi kayıplar eklemlenecektir. Daha fazla bu savaş devam etmemeli, İran halkı ile birlikte ABD ve İsrail halkı da yöneticilerinin sonu belli olmayan felaket senaryolarına mahkûm edilmemeli, ABD bölgeden derhal çekilmelidir.
Trump mademki “İran’da vurmadık bir şey kalmadı” diyor, mademki “İran artık toparlanamaz” diyor, madem “tüm üretim hatlarını, füze rampalarını, askeri tesisleri yok ettim” diyor, o halde savaşı bitirsin, bölge halkı nefes alsın, küresel ekonomi kriz sarmalına girmeden toparlansın, insanlık daha fazla endişe etmesin.
Mademki uluslararası kuruluşlar yetersiz, ABD “NATO’yu görevini yapmamakla suçluyor, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere oturup uluslararası kurumları, küresel sistem ve düzeni, yeniden ve mevcut şartlara uygun olacak şekilde inşa edip daha adaletli hale getirmeyi konuşalım.
Ama işe, önce İsrail’in dünya için tehdit ve tehlike üreten barbar rejimini değiştirmekle ve İsrail’in işlediği suçlardan dolayı yargı sürecini nihayete erdirip Netanyahu başta olmak üzere suçluları cezalandırmakla başlayalım.
İnsanlığın huzuru, dünyanın adaleti, küresel barışın ihyası için atılacak her adıma Türkiye şüphesiz sonuna kadar destek olacaktır. Barış ve arabuluculuk için çaba gösteren diğer ülkelerle birlikte ortak bir yol haritası belirlenebilecektir.
Bize göre gelinen bu noktada, ABD derhal bu savaşı durdurmalı ve bölgedeki varlığını sonlandırıp çekilmelidir. ABD İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermekten vazgeçmeli, siyasi baskı uygulamalıdır. İslam ülkeleriyle Kudüs Paktı oluşturulmalı, ekonomik, siyasi ve askeri yeni bir birlik kurulmalıdır.
Doğu Akdeniz’in, Körfez’in ve Kafkasların siyasi ve ekonomik güvenliğini bölge ülkeleri sağlamalı, bölgesel gelişmeler ABD yahut başka bir ülkenin müdahalesine ve insafına terk edilmemelidir. Ukrayna-Rusya savaşı sonlandırılmalı; bunun için Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı gibi yeni aktörler devreye girmelidir. Şüphe yok ki Türkiye tüm bu süreçlere ev sahipliği yapabilecektir.
"TÜRKİYE, SÖZÜNE GÜVENİLEN İTİBAR EDİLEN, KUDRETLİ VE KABİLİYETLİ BİR ÜLKEDİR"
NATO’nun etkin üyesi aynı zamanda birçok doğu ittifakına üye olan Türkiye, diğer arabulucu ülkelerle birlikte, bölgesel dinamikleri dikkate alan bir politika ortaya koyabilme potansiyeline sahiptir. Türkiye, sözüne güvenilen itibar edilen, kudretli ve kabiliyetli bir ülkedir
Bundan Sonra Ne Olabilir?
Yapay zekâ öngörüsü — kesinlik taşımaz
Formation of a 'Kudüs Paktı' and a stronger regional alliance involving Islamic countries.
Olası · Orta vadede
Increased geopolitical instability and potential for further conflict in the Middle East.
Muhtemel · Kısa vadede
US withdrawal from the region and a shift in global power dynamics favoring Eastern blocs.
Olası · Orta vadede
Açık Sorular
- What specific actions will be taken to form the 'Kudüs Paktı'?
- How will the proposed new security concept be implemented?
- What will be the reaction of international actors to Turkey's proposed regional alliances?
- What are the concrete steps for rebuilding the international system?




