Victor Jara ve Kemal Türkler Cinayetleri: Şili'de Adalet, Türkiye'de Cezasızlık
Hızlı Bakış
- Şili'de müzisyen Victor Jara'nın katillerinden sonuncusunun yakalanması, Türkiye'deki sendika lideri Kemal Türkler cinayetinin cezasız kalmasıyla karşılaştırılıyor.
- Makale, Türkler'in sendikal mücadelesini, öldürülmesini ve 12 Eylül darbesine giden süreçteki etkilerini ele alarak Türkiye'deki adalet sistemini eleştiriyor.
Yapay zekâ özeti
Neden Önemli?
Makale, Şili'de müzisyen Victor Jara'nın katillerinin yakalanmasını, Türkiye'de sendika lideri Kemal Türkler cinayetinin cezasız kalmasıyla karşılaştırıyor. Bu durum, Türkiye'deki adalet sisteminin işleyişini ve siyasi cinayetlerdeki zamanaşımı sorununu vurguluyor.
Geçtiğimiz günlerde müzisyen Victor Jara’nın öldürülmesiyle bağlantılı olarak aranan son isim, Pinochet dönemi askeri Nelson Haase Mazzei yakalandı.
Jara, Latin Amerika’nın folk sanatçısıydı; kitleler tarafından sevilen ve benimsenen şarkıları dilden dile yayılmıştı.
Bundan tam elli üç yıl önce ise Şili’de, cunta güçleri tarafından bir stadyuma götürüldü. Tanıklara göre günlerce işkence gördü. Bir daha gitar çalamasın diye elleri kırıldı, dövüldü, tekmelendi. Ağır işkenceye rağmen stadyuma getirilen diğer tutuklulara moral vermek için ölümüne kadar şarkılar söyledi. Cesedi Santiago yakınlarında bulundu. Onun sazından yayılan ezgiler tüm dünyadaki özgürlük savaşçıları için direnç kaynağı oldu yıllarca. Victor Jara’nın acıklı hikâyesi bizim ülkemizdeki pek çok isme benziyordu. Ama tek bir farkla. Seneler sonra bile olsa onun katilleri takip edildi ve cezaevine gönderildi. Bizde ise aşina olduğumuz cezasızlık, katillerimizin erişimine bile müsaade etmedi.
Bizim ülkemizin simge isimlerinden biri de bir yaz günü öldürülen, sendikal hareketin öncü lideri Kemal Türkler’di. Yıl 1980’di. Memleketin siyasal atmosferi kaynama noktasındaydı. Temmuz sonunda dönemin başbakanı Nihat Erim öldürülmüş; onun cenaze töreni nedeniyle İstanbul trafiği kilitlenmişti. Mütevazı bir kahvaltı masasında Türkler’in eşi Sabahat Hanım, kocasının “hiç değilse bir gün işe gitmemesini” rica etti. Zaten bir gün önce kızı Nilgün de babasının işe gitmemesi için ağlamıştı. Ama Kemal Bey durur mu? Karısına sarıldı, onu sevecen sözlerle ikna etti, ceketini giyinip koşar adım çıktı evden. Çünkü bir gün bile bekleyemezdi sınıf mücadelesi, işçilerin hakları, alın terinin, emeğin karşılığı için. Bu sırada turuncu Renault marka bir araba yanaştı sokağa. Türkler’in bindiği arabaya çapraz ateş açtı. Küçük kızı Nilgün merdivenlerden koşarak inip babasının katiliyle burun buruna geldi. Babası ağır yaralıydı. Hastaneye götürülürken yolda can verdi.
DİSK’in kurucu başkanı Kemal Türkler, defalarca önü kesilmeye çalışılsa da işçilerin her zaman yanındaydı. 15- 16 Haziran direnişinde en önde o vardı. DİSK’in kapatılmasına karşı çıkan işçilerin örgütlenmesinde de... 1976 yılında 1 Mayıs, ilk defa büyük bir kitleselliğe ulaştı. Beş yüz bine yakın göstericiye konuşan Türkler, “1 Mayıs her şeyden önce, her ülkede ve tüm dünyada, sermaye egemenliğine ve zulme karşı birlik ve mücadele bayrağıdır” diyordu. Ertesi yıl yine onun önderliğinde, Taksim’e yüz binlerce insan sığmadı. Alana yaylım ateşi açıldı, panzerler sürüldü. Böylece otuz üç insanımız yaşamını yitirdi. Böylece 1969 Kanlı Pazar’dan beri bir kez daha “Bu meydanın kanlı meydan" olduğunu gördük. Oysa herkes mutluydu, umutluydu. Sarper Özhan’ın müziğiyle 1 Mayıs marşında “ancak bu böyle gitmez/ sömürü devam etmez” deniliyordu.
Peki sonra ne mi oldu? Türkler’in davasını torunu sürdürdü. Şili’nin tam tersine babasının katilini işaret eden kızı Nilgün Türkler’e, “Katili gördüm” haykırışına rağmen fatura çıkarılmaya çalışıldı. Bu arada siyasi cinayetlerde cezasızlık dışında çok duyduğumuz bir başka sözcük, zamanaşımı uyarınca yargılama dosyası kapandı. Yine ölen öldüğüyle kaldı.
Kemal Türkler öldürülmeseydi ne olurdu? Türkler gibi pek çok aydınımız ortadan kaldırılmasaydı, 12 Eylül’e giden yolun karanlık taşları döşenmezdi. Dahası toplum mühendisliğiyle oluşturulan darbe sonrasındaki örgütsüz toplumun çaresiz savruluşuna tanık bırakılmazdık. Kemal Türkler’in öldürülmesinin, 12 Eylül’den sonra DİSK Başkanı Abdullah Baştürk ve arkadaşlarının idamla yargılanmasının ardında, işçi sınıfının alın teri vardı; örgütlenerek yeni alanlar açan, hak taleplerini sıralayan, koruyan, dünyayı ve ülkemizi emeğin ilkeleriyle yeniden kurma iddiasına karşı sermaye düzeninin verdiği kirli yanıt vardı. Böylece işçi sınıfının demokratik ve siyasi örgütlenmeleri karınca yuvaları gibi dağıtıldı. 24 Ocak 1980’le neoliberal düzenin kapıları ardına kadar açıldı. Böylece sistem kendini yeniden inşa etti.
Bu nedenle sağlıklı yargılama düzeni sağlanamamasını tek başına ele almak bütünü görememek ile eşdeğer bir noktaya dönüşüyor. Adaletsizliği aynı zamanda sistemi inşa eden, onu koruyan ve kollayanla da bir tutmak gerekiyor. Yoksa kilometrelerde uzaktaki kara darbede yargılamalar sağlanırken bizdeki göstermelik referandumlarla bu iş olmuyor! Dahası parti programları da bu anlamda seçmen için kilit rol oynuyor. Yeni kurulan partilere şimdiden duyurulur!
Bundan Sonra Ne Olabilir?
Yapay zekâ öngörüsü — kesinlik taşımaz
Yeni kurulan partilerin parti programlarında adalet ve cezasızlık konularına yer vermesi bekleniyor.
Olası · Aylar içinde
Açık Sorular
- Yeni kurulan partiler adalet ve cezasızlık sorunlarına nasıl yaklaşacak?
- Türkiye'de siyasi cinayetlerde cezasızlık sona erecek mi?





