İran Dışişleri Bakanı Arakçi Pakistan'da Genelkurmay Başkanı ile Görüştü
İslamabad'daki temaslarda bölgesel güvenlik ve ABD müzakerelerinde arabuluculuk konuları ele alındı
نظرة سريعة
- İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan'ın başkenti İslamabad'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asim Munir ile görüştü.
- Görüşmede bölgesel güvenlik konuları ve Pakistan'ın ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin arabuluculuk çabaları ele alındı.
- BBC analizine göre, İran'da karar alma mekanizması savaşla birlikte daha karmaşık hale gelirken, Devrim Muhafızları'nın etkisi arttı.
ملخص مُنشأ بالذكاء الاصطناعي
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün akşam geldiği Pakistan'ın başkenti İslamabad'da resmi temaslarına başladı. Bakan Arakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asim Munir ile görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, bölgesel güvenlik konuları ve Pakistan'ın ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin arabuluculuk çabaları ele alındı. Taraflar, bölgede barış ve istikrarın teşvik edilmesinin önemini vurgulayarak Pakistan-İran ilişkilerini ve güvenlik iş birliğini daha da güçlendirme konusunda mutabık kaldı.
Görüşmede İran heyetinde Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İran'ın Pakistan Büyükelçisi Reza Amiri Moghadam ve İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi yer aldı. Pakistan tarafında ise İçişleri Bakanı Mohsin Naqvi ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Asim Malik hazır bulundu.
İngiltere merkezli BBC'nin analizine göre, İran'ın ABD ve İsrail ile sürdürdüğü savaşın ilk günlerinden bu yana Tahran üzerinde "Ülkeyi gerçekte kim yönetiyor?" sorusu dolaşıyor. Haberde, savaşla birlikte İran'daki karar alma mekanizmasının daha karmaşık ve çok merkezli hale geldiği öne sürüldü.
Resmi açıklamalara göre İran dini lideri Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta savaşın ilk gününde hayatını kaybetmesinin ardından ülkenin en üst otoritesi olarak görevi devraldı. İran'daki siyasi sistem gereği bu makamın savaş ve barış dahil tüm stratejik kararlarda son sözü söyleyen konumda olduğu belirtiliyor.
BBC'ye göre Mücteba Hamaney'in göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmaması dikkat çekiyor. Yalnızca sınırlı sayıda yazılı açıklama yaptığı belirtilirken, İranlı yetkililerin ilk saldırılarda yaralandığını doğruladığı ancak ayrıntı vermediği aktarıldı. ABD basınına dayandırılan iddialarda ise Hamaney'in yüzünden yaralandığı ve konuşmakta zorlandığı öne sürüldü.
Haberde, İran'da otoritenin yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda sembolik ve görünür bir güç olduğu vurgulandı. Önceki lider Ali Hamaney'in konuşmaları ve kamuoyuna verdiği mesajların sistem açısından yön belirleyici olduğu hatırlatılırken, bu mekanizmanın zayıflamasıyla birlikte ülkede yorum boşluğu oluştuğu ifade edildi.
BBC analizine göre savaş öncesine kıyasla İran'daki karar alma süreci daha az merkezi bir yapıya dönüştü. Diplomasi resmi olarak hükümetin yetkisinde görünse de sahadaki gelişmelerin bu tabloyu desteklemediği kaydedildi. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin ABD ile yürütülen temaslarda aktif rol aldığı ancak stratejik kararlar üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı savunuldu.
Haberde, İran'ın en kritik kozlarından biri olarak görülen Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün diplomatik ekipten çok askeri yapının elinde olduğu belirtildi. Bu kapsamda kararların Ahmed Vahidi liderliğindeki İran Devrim Muhafızları tarafından alındığı öne sürüldü.
BBC'ye göre mevcut tabloda krizin yönünü belirleyen ana güç Devrim Muhafızları olarak öne çıkıyor. Körfez'deki saldırılar ve Hürmüz Boğazı'na yönelik hamlelerin bu yapı tarafından yönetildiği, siyasi açıklamaların ise çoğu zaman askeri adımların ardından geldiği ifade edildi.
Belirsizlik ortamında Muhammed Bakır Kalibaf'ın öne çıkan isimlerden biri olduğu belirtildi. Eski bir Devrim Muhafızları komutanı olan Kalibaf'ın müzakerelerde rol aldığı, halka hitap ettiği ve savaşı daha pragmatik bir çerçevede değerlendirdiği aktarıldı. Ancak BBC analizine göre Kalibaf'ın siyasi pozisyonu oldukça hassas bir noktada. Parlamentodaki ve muhafazakar çevrelerdeki sert söylemlerin müzakerelere karşı güçlü direnç oluşturduğu, Kalibaf'ın yetkilerinin ise net olmadığı vurgulandı.
ABD merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) analizine göre, İran'a karşı yürütülen 39 günlük savaş yalnızca milyarlarca dolarlık maliyet yaratmadı, aynı zamanda ABD'nin en gelişmiş silah stoklarında da ciddi erimeye yol açtı. Raporda, çatışmalar boyunca Amerikan kuvvetlerinin binlerce seyir füzesi, önleme füzesi ve hassas mühimmat kullandığı belirtildi.
Analize göre, savaşta yoğun şekilde kullanılan sistemler arasında ABD savunma kapasitesinin temel unsurları yer aldı: Tomahawk seyir füzeleri, Patriot hava savunma füzeleri, THAAD sistemleri, SM-3 önleme füzeleri ve SM-6 füzeleri.
Raporda yer alan tahmini maliyetler dikkat çekti: Tomahawk 2,6 milyon dolar, Patriot 3,9 milyon dolar, SM-6 5,3 milyon dolar, THAAD 15,5 milyon dolar, SM-3 ise 28,7 milyon dolar. CSIS'e göre birkaç hafta içinde gerçekleşen binlerce fırlatma, toplam maliyeti milyarlarca dolara taşıdı.
Raporda, ABD'nin çatışmalar sırasında 850'den fazla Tomahawk füzesi kullandığı belirtildi. Ayrıca binlerce Patriot füzesinin de ateşlendiği öne sürüldü. Asıl riskin ise kullanılan füze sayısından çok, stokların yeniden doldurulma hızının yavaş olması olduğu vurgulandı. Bazı sistemlerde sipariş ile teslimat arasındaki sürenin 4 yıla kadar çıkabildiği kaydedildi.
Analizde, Washington yönetiminin maliyetleri azaltmak için JDAM bombaları ve insansız hava aracı tabanlı sistemlere yöneldiği belirtildi. Ancak bu alternatiflerin menzil, hassasiyet ve operasyonel esneklik açısından gelişmiş füze sistemlerinin yerini tam olarak dolduramadığı vurgulandı.




