Odysseia'dan Hayat Dersleri, Zenginliğin Mutsuzluğu ve Cesur Duruşlar
Auf einen Blick
- Makale, Homeros'un Odysseia'sından korkusuzluk, şimdiki anı yaşama ve kendi hayatına sahip çıkma üzerine üç hayat dersi çıkarıyor.
- Zenginliğin mutluluk getirmediğini Easterlin Paradoksu ile açıklarken, Derin Mermerci'nin yalı hayatı eleştirisini örnek gösteriyor.
- Son olarak, Javier Bardem'in Filistin hakkındaki cesur duruşunu vurguluyor.
KI-generierte Zusammenfassung
Warum es wichtig ist
Makale, Homeros'un Odysseia destanından güncel hayat dersleri çıkarırken, modern toplumdaki mutluluk arayışını ve zenginliğin getirdiği yanılgıları ele alıyor. Ayrıca, ünlü bir aktörün politik duruşunu örnek göstererek cesaret kavramını inceliyor.
Yıllar sonra aynı hikâyeye döndüğünüzde ise bu kez kahramanı değil, kendinizi görürsünüz.
Homeros’un yaklaşık 3 bin yıl önce yazdığı Odysseia tam da böyle bir eser.
Christopher Nolan’ın The Odyssey filmiyle milyonlarca insan yeniden Odysseus’un peşine düştü. IMAX salonları dolup taşıyor, film gişe rekorları kırıyor.
Peki 3 bin yıllık bir destan nasıl hâlâ bu kadar güçlü olabiliyor?
Sanırım cevabı ne Nolan da ne devler ne tanrılar ne de deniz savaşlarında...
İlker Kocael’in çevirisi ile Fransız filozof Luc Ferry’nin Odysseia üzerine yaptığı bir konuşmada buldum cevabını.
Ünlü düşünür, destanı felsefenin en eski sorularından biriyle okuyor:
“İyi bir hayat nedir?”
Ve Odysseus’un yolculuğundan 3 önemli hayat dersi çıkarıyor.
İlki, korkularınızın esiri olmayın.
Bugün bile reddetmekte zorlanacağımız bir teklif alır Kral Odysseus; sonsuz gençlik ve ölümsüzlük. Ama kabul etmez. Kusursuz fakat kendisine ait olmayan bir hayat yerine; yaşlanacağı, acı çekeceği ve sonunda öleceği bir hayatı seçer.
Destanın dönüm noktalarından biri budur işte.
Çünkü asıl cesaret, ölümsüzlükte ya da sonsuz gençlikte değil; bir gün yaşlanıp, öleceğini bildiğin halde yine de iyi yaşamayı seçmektedir.
İkinci ders, zamandır.
Odysseus’un evine dönmeye çalıştığı 10 yıl süren yolculuğunda karşısına sayısız engel çıkar; fırtınalar, canavarlar, tanrıların öfkesi...
O ise her seferinde engelleri aşmaya odaklanır.
Ne geçmişe saplanır
ne de yolun ne kadar kaldığını hesaplar.
Ferry’ye göre insanın en büyük yanılgısı da budur.
Çünkü zihnimiz sürekli “geçmişin pişmanlıkları” ile “geleceğin kaygıları” arasında gidip gelir.
Oysa iyi bir hayat yalnızca “şimdi” de yaşanabilir.
Üçüncü ders ise en sevdiğim...
“Başkalarının değil kendi hayatını yaşamak.”
Kalipso, Kirke, Lotus... Hepsinin de ortak amacı Odysseus’u kendi yolundan vazgeçirmektir.
Bugün bizim karşımıza çıkan cazibeler de farklı değildir.
Daha güzel görünmek...
Daha başarılı olmak...
Daha çok kazanmak...
Her gün hayatımızın aslında ne kadar eksik olduğu fısıldanıyor bizlere.
Odysseus’un hikâyesi ise tam tersini anlatıyor.
“Mutluluk, başkasının hayatını yaşamakta değil; kendi hayatına sahip çıkabilmekte.”
Belki de işte bu yüzden Odysseus’u 3 bin yıl sonra bugüne taşıyan Truva’yı fethetmesi değil;
Ölümsüzlük gibi vazgeçilemeyecek bir teklifi reddedebilmesi...
Korkularına rağmen yürümeye devam edebilmesi...
Geçmişin pişmanlığı ile geleceğin kaygısı arasında kaybolmadan şimdi de kalabilmesi...
Tüm cazibelerine rağmen kendine ait bir hayattan vazgeçmemesindedir.
BOĞAZ MANZARALI ‘MUTSUZLUK’
İstanbul Boğazı’nın akıntısına nazır dizilen o görkemli yalılar...
Yüzyıllardır ihtişamın, zenginliğin ve ulaşılması en güç statü sembollerinin başında gelir.
Dışarıdan bakan için o ahşap duvarların ardında dertsiz, tasasız bir hayat vardır.
Peki gerçekten öyle mi?
Olmadığını ilk ağızdan dinledik.
Cemiyet hayatının tanınan isimlerinden Derin Mermerci, Emel Özuğur’un programında ezber bozdu.
“Yalı hayatı korkunç.”
“Borular patlıyor.”
“Sürekli bir sorun çıkıyor.”
“Tek avantajı tekneyle karşıya geçebilmek.”
E haliyle, ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insanın ilk tepkisi de aynı oldu:
“Ben o derde talibim abla.”
Sanırım son 24 saatin en çok kurulan cümlesiydi buydu.
Mermerci’nin sözleri ve sonrasında yazılıp, çizilenler bana iktisat tarihinin en ilginç teorilerinden birini hatırlattı: Easterlin Paradoksu.
1974’te iktisatçı Richard Easterlin şunu söylüyordu:
“Para mutluluğu artırır. Ama sadece bir yere kadar.”
Sonrası ilginçtir.
Evin büyür...
Araban değişir...
Maaşın artar...
Manzaran güzelleşir...
Ama mutluluk aynı hızla büyümez.
Çünkü insan, sahip olduklarına değil, sahip olamadıklarına odaklanmaya başlar.
Mermerci’nin patlayan boruları tam olarak bunu anlatıyor işte.
Biz dışarıdan o yalıya bakıp “Bundan sonra ne derdi olabilir?” diye düşünürken...
Belki o da bir apartman dairesine bakıp, “Borusu patlasa iki ustayla iki günde biter” diye imreniyor.
Konfor büyüdükçe, onu korumanın yükü de büyüyor çünkü.
Bir süre sonra sahip olduklarınız sizi yönetmeye başlıyor.
Elbette Mermerci’nin derdiyle ay sonunu getiremeyen bir insanın derdi aynı değildir.
Ama ikisi de kendi hayatının gerçeğidir.
Çünkü mutluluk bir matematik problemi değil, karşılaştırma problemidir.
Belki de bu yüzden insan ruhu, hangi adreste yaşarsa yaşasın aynı tuzağa düşüyor.
Sahip olduklarına alışıyor...
Sahip olamadıklarını ise büyütüyor.
Ve bazen huzurun önündeki en büyük engel yoksulluk değil de kıyaslamanın hiç bitmeyen sesi oluyor.
KUPAYI İSPANYA GÖNÜLLERİ JAVIER BARDEM KAZANDI
Birçoğunuz için Dünya Kupası’nın yıldızı; kupayı kaldıran İspanya’nın, en genç yıldızı Lamine Yamal olabilir.
Fakat asıl yıldız, tribündeki duruşuyla Javier Bardem’di benim için.
Yıllardır aynı yerde duruyor.
Irak Savaşı’nda ne söylediyse bugün de bir benzerini söylüyor.
Rüzgâra göre yön değiştirmiyor.
Oscar töreninde de...
Dünya Kupası tribününde de...
Aynı cümleyi, aynı bedeli göze alarak kuruyor.
“İsrail’in yıllardır Filistin’e uyguladığı şey tam anlamı ile soykırımdır.”
İşte dünya starı dediğin budur.
Offene Fragen
- Bireyler Odysseus'un derslerini modern hayatta nasıl uygulayabilir?
- Türkiye'de 'zenginlikteki mutsuzluk' fenomeni ne kadar yaygın?
- Javier Bardem'in açıklaması kamuoyunda nasıl bir yankı uyandırdı?







