
AİHM'in Kavala kararı sonrası Mehmet Uçum'un AİHS'den çekilme imasını Yıldırım Tuğrul Türkeş 'Kafkayen absürtlük' olarak nitelendirdi.
AI-generated summary
AİHM, Osman Kavala'nın ikinci başvurusuna ilişkin kararını açıkladı ve Türkiye'yi altı maddeden mahkûm etti. Kavala, 'derhal serbest bırakılma' kararına rağmen tahliye edilmemişti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "derhal serbest bırakılma" kararına rağmen tahliye edilmeyen iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala'nın 25 Mart'ta duruşması görülen ikinci başvurusu hakkında kararını açıkladı.
Türkiye'yi altı farklı maddeden mahkûm eden AİHM, Kavala'ya 70 bin Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM Büyük Daire'nin Osman Kavala dosyasında Türkiye'yi altı maddeden mahkûm etmesi ve en kısa sürede serbest bırakılması gerektiği yönündeki kararına tepki gösterdi.
Uçum, açıklamasında Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olma durumunu gözden geçirmeye ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlandığını da söyledi ve şu ifadeleri kullandı:
"AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse bu durumun kaçınılmaz hale geleceğini tüm muhataplar bilmelidir. İş bu noktaya gelirse AİHM sisteminin çöküşü de önlenemez olur."
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türkiye Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş ise Uçum'un açıklamalarına tepki gösterdi.
Açıklama yayımlayan Türkeş, "Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS'ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli 'deli saçması' olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkayen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım" ifadelerini kullandı.
Türkeş açıklamasında şöyle dedi:
"Geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) açıkladığı (Osman Kavala No. 2) kararını müteakip, en hafif tabirle bilinçsizce alevlendirilen "Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden (AİHS) çekilir" tartışmaları üzerine birkaç söz söylemek gereği hâsıl olmuştur.
Ülkemiz, 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi'nin saygın bir üyesidir. Keza AİHS'ye yine bir o kadar süredir taraftır. AİHS'ye uyumu denetlemek amacıyla teşkil edilen AİHM nezdinde ise 1987 yılından bu yana bireysel başvuru hakkını kabul etmiş, zorunlu yargı yetkisini de 1990 yılından itibaren özümsemiştir.
Bugün ise söz konusu bu ciddi birikimin ve Avrupa'yla entegrasyon mekanizmasının birtakım hezeyanlarla hiç edilmek istendiğini müşahede ediyoruz.
Şüphesiz ki, Türkiye'nin Avrupa'yla ilişkileri Avrupa Birliği (AB) ile başlamamıştır ve bu kurumsal çerçeveye de sınırlandırılamaz. Ne var ki siyâset, belli bir zamandaki belli nesnel şartlarla çerçevelenir. Hâl böyleyken hem AB hem de AİHS ve AİHM gibi faktörleri "yokmuş" yahut "önemsizmiş" gibi addetmek mümkün değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek coğrafî konumu ve kültürel tarihi gerekse üstün jeopolitik menfaatleri bakımından her daim çok-boyutlu bir politika izlemek durumundadır. Ve "Avrupa'yla müspet ilişkiler" başlığı, tam da bu "çok-boyutluluk" ilke ve pratiğinin vazgeçilmez bir ağırlık merkezidir.
Modern zamanlarda AB-Türkiye ilişkileri pek çok çetin sınavdan geçmiş; ancak köklü Hariciyemizin emektar diplomatlarının da alın teri ve çabalarıyla hep "daha ileriye" taşınabilmiştir.
Bu emeklerin kimileri tarafından zâyi edilmek istenmesi - üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukukî, ekonomik ve siyasi istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkâr edilerek - tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.
Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenîleşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefâlet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur. Türkiye'yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.
Osman Kavala ve benzeri irili ufaklı, kangrenleştirilmiş davaların "millî hukuk" yoluyla çözülmesi pekâlâ mümkündü ve hatta hâlâ mümkündür. Bunun için dışarılardan birtakım mercilerin dahline hiç mi hiç ihtiyaç yok(tu). Yürürlükteki Anayasa ve yasaların herkese eşit, adil ve şeffaf tatbik edilmesiyle bu sorunların hiçbiri yaşanmayabilir(di). Nitekim bundan iki yıl kadar evvel bu hususta girişimlerde bulunmam da tam olarak bu sebeplerdendi.
Hukuk kararlarına - onları siyâset ve zararlı bazı ideolojik fantezi zeminlerine çekmeksizin - "uygulanma" fırsatı tanımak, Avrupa hukukunun değil, bizzat millî hukukun bir kazanımı şeklinde değerlendirilecektir.
Salt "Kavala" özelinde değil, topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının isteği ve menfaati buradadır. Kavala figürü yalnızca meselenin en "görünür" yüzüdür.
Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemimizin AİHS'ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli "deli saçması" olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkayen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım."

Nijer'in başkenti Niamey'de cumartesi sabahı askeri bir kalkışma yaşandı. İsyancı askerler havaalanı ve Cumhurbaşkanlığı çevresine saldırırken, hükümet birlikleri kontrolü yeniden sağlamak için operasyon başlattı. Olay, Tiani yönetimine karşı yeni bir tehdit oluşturuyor.
Adalet Bakanlığı, 1 Eylül'den itibaren Ankara Batı, İzmir ve Kayseri'de 'Alo Adalet 135' hattını devreye alıyor. Beş yılı aşan dava ve üç yılı aşan soruşturma dosyaları için yapay zeka destekli asistan ve uzman temsilcilerle hizmet verilecek.
Dışişleri Bakanlığı, Karadeniz'de Türk işletmeli 'Lider Bordo Mavi' ve 'Lider Kocatepe' gemilerine yönelik saldırılar nedeniyle Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Celal'i bakanlığa çağırarak tepkisini iletti ve güvenlik uyarılarında bulundu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 1 Eylül'den itibaren Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde 'Alo Adalet 135' hattının devreye gireceğini açıkladı. Hizmet, beş yılı aşan dava ve üç yılı aşan soruşturma dosyaları için yapay zeka destekli destek sunacak.

Giresun'da maden karşıtı eylemci Soner Aydın'ı sosyal medya üzerinden tehdit eden Giresun Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ömer Tekin hakkında valilik tarafından idari soruşturma başlatıldı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD'nin medyayı kullanarak enerji piyasalarını manipüle ettiğini ve İsrail yanlısı grupların savaşı körüklediğini iddia etti. Veriler, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin savaş öncesine göre ciddi oranda düştüğünü gösteriyor.