Christopher Nolan'ın 'The Odyssey' Uyarlaması: Homeros'un Kahramanı Neden Değişti?
Hızlı Bakış
- Christopher Nolan'ın "The Odyssey" uyarlaması, teknik başarısına rağmen Homeros'un orijinal metnindeki Odysseus karakterini aşırı idealize etmesi ve mitolojik unsurları zayıflatmasıyla eleştiriliyor.
- Film, kahramanın içsel yolculuğunu dışsal güçlere bağlayarak onu kurbanlaştırıyor.
Yapay zekâ özeti
Neden Önemli?
Christopher Nolan'ın Batı edebiyatının temel metinlerinden biri olan "The Odyssey" uyarlaması, gösterime girdiği andan itibaren hem teknik başarısı hem de Homeros'un metnini modernize etme biçimiyle gündem oldu. Özellikle Odysseus karakterinin yorumlanışı tartışma konusu.
Christopher Nolan'ın, Batı edebiyatının en eski ve en temel metinlerinden birini sinemaya uyarladığı “The Odyssey”, gösterime girdiği andan itibaren gündemi ele geçirdi: Herkesin 70 mm IMAX versiyonuna ulaşamıyor oluşundan, metnin Nolan'ın ellerinde modernize edilme biçimine değin “The Odyssey”e ilişkin her ayrıntıyı konuşuyoruz. Peki, teknik düzeyde sinema tarihinde ilerleyen yıllarda "kanon”laşabilecek bir eser, kanonik bir eseri nasıl ele alıyor?
İlkin, vurgulamakta yarar var: Burada ele almak istediğim konu, bir edebi eserin sinemaya nasıl uyarlandığı veya ona ne derece sadık kaldığı değil. Mesele, Batı edebiyatının mihenk taşlarından birinin merkezindeki ana karakterinin "nasıl yorumlandığı". Ve pek tabii, bu tercihin beraberinde getirdiği metnin tersyüz edilmesi hali. Şu bir gerçek ki karşımızda bir sinema şöleni var. Açılıştan itibaren her bir estetik seçim, her bir imge sizi ele geçiriyor ve bu "sözde" Homerik metnin içinde kayboluyorsunuz. Tepegöz Polyphemos’un, Goya'dan esinli sahnelerinden Kirke'nin adasındaki domuza çevirme sekansına dek korku türüne yaklaştığımız nefis anlar var “The Oddyssey”de ve bu başarının hakkını teslim etmemek yanlış olur.
Öte yandan, bir adadan diğerine Odisseus ve tayfasıyla bu ıstırap dolu geri dönüş yolunu bitirmeye çalışırken bir şey fazlaca göze batmaya başlıyor: O da Odisseus'un "aşırı" idealize edilmiş karakteri. Truva Savaşı'nı izlediğimiz sahnelerden itibaren, Odisseus'un Truva Atı'nın mimarı olarak, tüm yıkımın ve vahşetin "farkında" olma haline tanıklık ediyoruz. Sanki hiç kötülük yapmak istemiyor veya yaptığı kötülüğün hemen o anda farkına varıyormuşçasına, her şey onun etrafında olup bitiyor. Ve o "hüzünlü" gözlerle olan biteni izliyor. Neye yol açtıklarının, nasıl büyük bir vahşete nedne olduklaırnın daha o andan ayrımına varıyor.
Halbuki Homeros'un metni kahramanının yalnızca fiziksel değil, bir tür içsel yolculuğuna da dayanır. Bu içsel yolculuk bir bakıma, dönüşümdür. Yaptığı hataların bedelini ödediği, karakter özelliklerinin sınandığı bir yolculuktur. Polyphemos sorduğunda "hiç kimseyim" demesinin nedeni kurnazlığındandır ancak bundan vazgeçtiği anda lanetlenmesinin nedeni yine seçimlerindendir. Odisseus karakteri ve seçimleri -keza tayfasının da- yüzünden bir türlü evine dönemez veya dönmez. Kalipso tarafından lotusla beslenerek (lotusyiyenlerin adası farklı bir yerdir) her şeyi unuttuğu için bir adada yedi yıl kalan değildir Odisseus. Hatta Kirke'nin yanında da kendi isteğiyle kalandır aslında, amaçlarından saptıklarını askerleri ona hatırlatır. “The Oddyssey” ise Homeros'un metnindeki farklı epizotları birleştirerek onun Kalipso'nun adasında kalışını, iradesini ortadan kaldıran bir unutma hâliyle açıklamaya çalışıyor. Böylece Odysseus’un sorumluluğunu azaltan, başına gelenleri giderek daha fazla dışsal güçlere -vicdan, savaş travması ile de içsel motivasyonlara- bağlayan bir kahraman yorumu ortaya koyuyor. Ancak Odisseus, Homeros destanında bu denli net bir "kurban" değildir. Tanrıların cezalandırdığı bir kahramandır. Hem kendi kararlarının hem de mürettebatının hatalarının bedelini öder. Ancak The Odyssey'de Odisseus, neredeyse masumiyet zırhı giymiş, suçluluk duygusuyla yanıp kavrulan biri. "Bronz Çağ'ın" -bu bilinçli anakronizm de yine bugüne yergi girişiminin bir uzantısı- yasını tutan bir kral. Polyphemos'a ok atması dışında bir kibir örneğini göremediğimiz, neredeyse her şeyin onun kontrolü ve isteği dışında geliştiği, yalnızca karısına ve oğluna ulaşmak isteyen "zavallı" bir Odiseus bu.
TEKTİPLEŞEN KAHRAMAN
The Odyssey'de ise Matt Damon'ın, kendisine verilen karakter için performansı kusursuz ancak bu yorumda neredeyse filmin en başından itibaren bu "hüzünlü adam", "vicdanı kanayan kahraman" halini görmek Nolan'ın metni modernize etme, yeniden yorumlama çabasının ötesine geçen bir tercih. Başka bir deyişle, Nolan karakterini "derinleştirmeye", "Batı'nın yaptıklarının suçluluğunu" omuzlarına yüklemeye çalışırken, onu tümüyle bağlamından koparıp tektipleştiriyor.
Son olarak Athena'nın, Odisseus'un yolculuğundaki belirleyici rolünün azaltılmasını bir kenara bırakırsak onun Odysseus’un vicdanına dönüştürülmesi fikrini sevdiğimi söylemeliyim. Öte yandan bu tercih bile karakterin daha Truva’dayken yaptıklarının bütünüyle farkında ve ahlaki bakımdan uyanmış biri olarak inşa edilmesine hizmet ediyor. Dahası, diyaloglarda geçen isimler dışında -bana kalırsa Athena sadece isim olarak varlık gösteriyor, görevini icra etmediği için onu mitolojik bir unsur değil, fantastik bir unsur olarak addediyorum- herhangi bir Tanrı görmüyor oluşumuz, kanonik metnin "mitoloji" özünün çekirdeğinin zarar görmesine yol açıyor. Sonuçta karşımıza çıkan, Batı edebiyatının başlangıç eserlerinden birinin, "denizden gelenler" öğretisiyle Batı kültürünün, bugününün eleştirisine dönüştürüldüğü ana karakterinin psikolojik acı, yas ve vicdan kavramlarıyla neredeyse kusursuz bir Hollywood kahramanına evrildiği ve ana unsuru mitolojiden yoksun bir film var. “The Odyssey”, görkemli bir film. Ancak Homeros'un metnindeki kahramanla ve Homeros'un metniyle ne yazık ki pek ilgisi yok.
‘KAHRAMANIN YOLCULUĞU’ ANLATISI HİÇ ESKİMEZ
Tunç Yıldırım – Sinema tarihçisi
Hangi çağda yazılırsa yazılsın hatta yazarının adı belli olsun veya anonim kalsın fark etmez, “eve dönüş” temalı yolculuk anlatıları her zaman insanoğlunun ilgisini çekmiştir. Bu tarz anlatıların hangi türde yazıldığının bir önemi yoktur. Çünkü başkahramanın, farklı sınavlardan geçerek ve ölümcül tehlikelerden kurtularak tamamladığı uzun yolculuğun sonunda ailesine, evine kısaca yurduna dönmesine olanak sağlar. Bu ibret verici serüven sonunda da başkahramanın kişiliği çoğunlukla değişir yani daha olgun, anlayışlı ve bilge bir insana doğru yavaşça evrilir. Peki, neden Mezopotamya edebi kültürünün bilinen en eski örneği, epik şiir formunda yazılmış Gılgamış Destanı değil de Antik Yunan’da yazarının adı belli olan bir ozan (Homeros) tarafından derlenmiş Odysseia sinema tarihinin her döneminde tekrar tekrar ve döngüsel olarak uyarlanır? Antik Yunan ozanı Homeros’un yazdığı (daha doğrusu derlediği) Odysseia destanının yedinci sanat sinemanın uzun tarihinde döngüsel bir yeri var çünkü modern Batı yazılı kültüründe çok bilinen bu popüler destan sessiz sinema döneminde, 1950’lerde, 1960’larda, 1990’larda hatta 2000’lerde farklı ulusal sinemalar tarafından büyük bütçeli yapımlarla sürekli olarak ekrana taşınmıştır.
Günümüz sinema dünyasında el üstünde tutulan yönetmen Christopher Nolan’ın destandan çıkarıp trajedi türüne soktuğu “The Odyssey” de görünüşte bilim kurmaca türüne giren ama aslında hem kahramanın yolculuğu hem serüven hem de eve dönüş/özlem/nostalji temalarını aynı anda işleyen “Interstellar” filminin tematik özellikleri ile birebir örtüşüyor. Zaten dikkatli bir sinemasever, Stanley Kubrick’in şaheseri olan, bilim kurmaca türünün sinemadaki şahikası, “2001: A Space Odyssey” ve George Lucas’ın uzay-operası “Star Wars” serisinin bile Batı’da hiç eskimeyen “kahramanın yolculuğu” anlatısını uzay destanı biçiminde değiştirerek işlediğini fark eder. Demek ki kahramanın yolculuğu teması, tür sinemasının macera, tarihi, savaş, destan, bilim kurmaca gibi hemen hemen her türüne sirayet etmiştir. Evine, yani ana yurduna varmak isteyen bir insan kahramanın (İthaka kralı) bu anlatısı, o yüzden hiç eskimemekte, belirli aralıklarla da Batı sinemalarına uyarlanmaktadır.
Açık Sorular
- Nolan'ın bu karakter yorumunu yapmasındaki temel motivasyon neydi?
- Filmin Homeros uzmanları tarafından genel kabulü nasıl oldu?
- Uyarlamanın gişe başarısı beklentileri karşıladı mı?







