30 Ağustos Zaferi ve Emperyalizmle Mücadele Üzerine Analiz
Quick Look
- 30 Ağustos Zaferi günü, Emperyalizmle mücadelede iç ve dış sömürüye karşı ulusal bilinç ve üretim verimliliğinin artırılması gerektiği vurgulanıyor.
- Atatürk Dönemi ekonomi politikalarına dönülmesi ve kamucu ve planlı ekonomi modelinin yeniden devreye sokulması öneriliyor.
- Dış bağımlılık ve emperyalist ilişkilerin Türkiye’nin lehine olmadığı belirtiliyor.
AI-generated summary
Why It Matters
30 Ağustos Zaferi, 1922 yılında Anadolu ve Trakya’da Yunan ordusunun mağlup edilmesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulumuna yol açan tarihî olaydır. Bu zafer, emperyalist güçlere karşı milli mücadele sembolü haline gelmiştir.
Bugün 30 Ağustos; 104 yıl önce Anadolu ve Trakya’da Emperyalizmin mağlup edilerek tarihin akışının değiştirildiği gün:
Emperyalizmle gerçek mücadele, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gibi gerektiğinde savaşla, gerektiğinde “Üniter ve Ulusal Cumhuriyet kurmakla” ama mutlaka “İç ve dış sömürüye karşı, Ulusal Bilinç’le” yapılır!
***
Emperyalizmle mücadele, Emperyalistlerin önerilerine ve öğütlerine uyularak yapılamaz.
Çünkü Emperyalizmin ereği, sömürdüğü ülkenin bütün artı değerini hatta tüm milli gelirini almaktır!
Bu Ekonomik ve Siyasal ilkeye ilave olarak bir de Psikolojik, Sosyal Psikolojik ve Sosyolojik ilkeyi anımsatalım:
Unutmayın, hiçbir köle, hiçbir zaman, hiçbir efendisine, yeterince yaranamaz!
Bu gerçekler ve ilkeler çerçevesinde Emperyalizmin Ortadoğu’yu İsrail lehine yeniden düzenlemek projesine destek vermek uğruna, komşularla ilişkileri bozmak ve oralarda radikal dinci terörist ve/veya etnikçi terörist yönetimlerle ittifak kurmak, Türkiye’nin lehine değildir, hiçbir zaman da olmayacaktır!
***
Emperyalizmle mücadele, ülkeyi sömüren Emperyalistin rakibi olanlara yaklaşarak da yapılamaz.
Çünkü ülkeyi sömüren Emperyalist güç buna izin vermeyeceği ve sömürüye devam edeceği için tek bir Emperyalist tarafından değil, birden çok Emperyalist tarafından sömürülme ve yok olma tehlikesiyle karşılaşılır.
Bu ilkeler ve gerçekler çerçevesinde milyarlarca Dolara Rusya’dan S-400 füze sistemi almakla, yine milyarlarca Dolara mal olan ABD ile F-35 projesini aynı anda yürütmek olanaklı olamaz; her iki ülkeye verilen ekonomik ve siyasal ödünler de ancak ülkenin yoksullaşma hızını ve dışa bağımlılığını arttırır.
Aynı mantık, AB karşısında kullanılan Ortadoğulu sığınmacılar olayındaki ödünler konusunda da geçerlidir.
Avrupa’yı bu sığınmacılardan korumak uğruna katlanılan ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlar, birkaç milyarlık Avro yardımı uğruna katlanılacak bedeller değildir.
Denge politikası adına Çin’den yapılan büyük ithalat da İktidar yandaşlarını zengin edebilir ama ulusal sanayiyi yok ettiği için sonuç olarak ülke, bütünüyle her türlü Emperyalizmin merhametine mahkûm edilir.
Zaten böyle bir “denge politikası” başarılı olsaydı, Abdülhamit’in başını çektiği, İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya arasında izlenen denge politikaları sonunda, İmparatorluk iflas etmez, Düyunu Umumiye kurulmaz, 1.5 milyon kilometrekare toprak kaybedilmez, yıkılış da önlenirdi.
***
Emperyalizmle mücadele, ancak “iç ve dış sömürüye karşı Ulus Bilinci”nin veya “Ulusal Bilincin” geliştirilmesiyle ve ülkenin üretim verimliliğinin artırılmasıyla olanaklı olur.
Bunun için de Atatürk Dönemi ekonomi politikalarına geri dönülmesi, ulusal tarım ve sanayi üretiminin desteklenmesi için yeniden “Kamucu ve Planlı Ekonomi”nin devreye sokulması gerekmektedir.
Milli geliri Emperyalistlere ve kendi oligarşisine aktarmakla meşgul bir iktidar bunları yapamaz elbette.
Open Questions
- Atatürk Dönemi ekonomi politikalarının detayları nelerdir?
- Kamucu ve planlı ekonomi modeli nasıl yeniden uygulanabilir?
- İç ve dış sömürüye karşı ulusal bilinç nasıl geliştirilebilir?







