
AI-generated summary
Makale, Sevr Antlaşması'nın getirdiği tehditleri ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrası Türkiye'nin kurtuluş mücadelesini tarihî bağlamda ele alır. Atatürk'ün liderliğini ve 30 Ağustos Zaferi'nin önemiyle başlar, tarih boyunca emperyalist expansiyonun tekrarlayan doğasını vurgular.
Kazanacağız yüreğiyle...
Başaracağız inancıyla...
***
Var olabilmek için başka hiçbir seçenek, çare yoktu.
Ya Türkiye var olacaktı, kırmızı beyaz bayrak özgür ve bağımsız dalgalanacaktı.
Ya da köhnemiş, çürümüş, parçalanmış ve artık yıkılmış ve teslim olmuş bir padişahlık kurumu, Sevr Antlaşması gereği Orta Anadolu’da küçük bir toprak parçası üzerinde, sonradan oradan da bir tekme ile Anadolu’dan da tamamen defedilmek için kaderini ve tarihini bekleyecekti.
***
Ve 1071’de Malazgirt Zaferi ile Türklere açılan Anadolu kapısı bu kez dışa doğru açılacak, Türkler Anadolu’da, Anadolu çevresinde ve başka ülkelerde “diyaspora azınlığı veya çoğunluğu” olarak yaşayacaktı.
***
Çağımızda bu olur mu demeyin.
Evet 100 yıl önce olurdu.
Koskoca, tarihin en büyük imparatorluğunu kurmuş Osmanlı hanedanı tüm Afrika’dan, tüm Ortadoğu’dan, tüm Ege adalarından, tüm Balkanlar’dan, az kaldı tüm Trakya’dan itile itile Anadolu’nun bir parçasına sığınmak zorunda bırakılmadı mı?
Sevr dayatılmadı mı?
Bu Batı’nın Avrupa’ya yürüyüşün, Viyana kapılarına dayanışın, Macaristan içlerinde at koşturmanın intikamı olarak da görülebilir.
***
Ama salt özel olarak Türklere yönelik değildi, ülkelerin genişleme hırsı emperyalist yürüyüşlerinin kaçınılmaz sonucuydu. Küçülmüş bir hasta ülkeye zamanın aslanları dişlerini geçirmiş ve paylarını almaya girişmişlerdi.
Tarihin çok doğal bir gelişmesi.
***
Fransa ile İngiltere de birbirini yemeye girişmiş, Napolyon Moskova önlerine dayanmış, Hitler tüm Avrupa’ya diz çöktürmek istemişti. Roma İmparatorluğu’nu anımsayın.
***
Bugün de emperyalizm tüm canlılığı ile, tüm iştahı ile, açgözlülüğü ile hep bana hep bana, tüm zenginlikler bana politikalarıyla bu kez dünya çapında yerküreyi yerle bir etmeyi ve milletleri süründürmeyi göze almıyorlar mı?
***
Batı ve Doğu cephelerinde değişen bir şey yok.
Dünya iki bin yıl öncesinin, bin yıl öncesinin, yüz yıl öncesinin aynı dünyası; aynı iktidarları, aynı sömürü mekanizmaları, aynı genişleme hırsının dünyası.
***
Dış politika, komşu ve başka ülkelerin parçalanmasına sürekli karşı çıkmak, ülkeleri güçlendirme, komşularının parçalanmasına ve ezilmesine asla izin vermeme, onlarla birlik beraberlik ve barış içinde karşılıklı yardımlaşma ile yaşama üzerine kurulmalıdır.
Atatürk bunu yapmıştır.
***
Büyük adam.
Koskoca bir beyin, koskoca bir bakış dünyaya. O güne kadar kimsenin aklına gelmeyen.
Bugün ise içimizde küçük emperyalist duygularla hareket edenler ve onlara alkış tutanlar var.
***
Çağımızda bu olur mu demeyin, demiştim ya...
Evet 100 yıl önce olurdu diye ekledim.
Bazıları diyecek ki yahu 90 yıl önce 10 milyon insan vardı ülkede.
Şimdi 90 milyon insanı nereye sürecekler?
***
Evet hiçbir yere. Geçti o zamanlar.
Sürmelerine gerek yok bugün.
90 milyon onlar için çok iyi sömürülecek, sırtlarından muazzam servetler kazanılacak bir büyük güç.
Çeşitli belaların içine itilecek, zayıflatılacak, ekonomisi süründürülecek bir ülke ve millet.
***
Hukuku, anayasası çiğnenecek ama buna ses çıkarılmayacak, tek adam rejimine alkış tutulacak veya susulacak, arka planda istediklerini yaptırabilecekleri ve sömürülecek bir pazar olarak kullanacakları bir millet istiyorlar.
***
Kurtuluş ve bu ülkenin Kuruluş Savaşı hiç mi akıllarına gelmiyor?
Yaşasın 30 Ağustos!
AI outlook — possibilities, not facts
Türkiye'nin dış politikasında komşu ülkelerle barış ve işbirliği önceliği artacak.
Possible · Within months

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Kayseri’de esnaf ziyareti sırasında parti üyesiyle yürüyerek, seçim sonucunda ‘kaybeden yok’ ifadesini tekrarladı ve parti kimliğini Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürkçü ve milliyetçi demokratlara açık olarak tanımladı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile MYK'da üye sayısının azaltılması, yeni isimlerin girişi ve mevcut üyelerin görev alanlarındaki değişiklikler gibi reform iddiaları ankarada kulislerde gündeme geldi. İl başkanları toplantısında bazı MYK üyelerinin partide çok fazla vakit geçirip sahaya çıkmadıkları eleştirildi ve Kılıçdaroğlu, 'Öyle şey olmaz' diyerek tüm üyelere aktif çalışmasını talep etti.

Güney Kıbrıs'ın tek taraflı doğal gaz çalışmalarına karşı KKTC Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, Kıbrıs Türk halkının haklarının güvence altına alınması ve Doğu Akdeniz'in işbirliği alanı olması çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yılın son çeyreğinde yoğun bir diplomasi takvimi yürütüyor. 31 Ağustos-1 Eylül'de Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesine katılacak ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna savaşı ve Karadeniz gündeminde ikili görüşme yapacak. Daha sonra 21-24 Eylül'de New York'ta BM Genel Kurulu, 5 Ekim'de Antalya'da 77. Uluslararası Uzay Kongresi ve 11-12 Kasım'da COP31 iklim zirvesi ile diplomasi maratonu devam edecek.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Milli Savunma Bakanlığı ile ABD merkezli Ballard Partners arasında imzalanan danışmanlık sözleşmesi hakkında TBMM Başkanlığı'na soru önergesi verdi. Çömez, sözleşmenin kapsamı, maliyeti, F-35 ve CAATSA dosyalarıyla ilişkisi ve diplomatî temsil mekanizmaları varlığına rağmen yabancı bir şirkete ihtiyaç duyulmasının gerekçesi hakkında 76 soru yöneltti.

ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye'deki gelişmeleri coşkuyla karşıladı ve ABD'nin Ortadoğu Planı'na yönelttiği yorumları tekrarladı. Makale, bu algının Türkiye'de çeşitli kesimler tarafından sürdürüldüğünü eleştirirken, Yeni Osmanlıcı yayılmacılığın faydasız olduğunu vurguluyor ve muhalefetin sessiz kalmasını sorguluyor.