Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un hukuki çerçevesini ve amaçlarını değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 7595 sayılı 'Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un sistematik terörü tasfiye etme amacını ve hukuki niteliğini AA Analiz için kaleme aldı.
AI-generated summary
Türkiye'nin sistematik terör tehdidinden kurtulması amacıyla 7595 sayılı kanun 10 Ağustos 2026'da kabul edilmiştir. Kanun, PKK/KCK terör örgütünün tasfiyesini hedefleyen geçiş sürecinin hukuki çerçevesini oluşturmaktadır.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 7595 sayılı Kanun’u genel hatlarıyla ve hukuki boyutlarıyla AA Analiz için kaleme aldı.
Tekrar hatırlatmak gerekirse Türkiye’nin içeride ve bölgede sistematik terör tehdidinden devamlı surette kurtulması, demokratik siyasetin bazı parçaları üzerindeki terör vesayetinin tasfiyesi, terörün pratiğinin ve dilinin, sosyal, ekonomik ve kültürel etkilerinin tüm mecralarda bitirilmesi hedefiyle devlet, topyekun hamle yapacağı bir geçiş süreci başlattı ve bu çerçevede yeni bir paradigma geliştirdi.
Anayasal olarak Devlet Başkanı sıfatına sahip Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 25-26 Ağustos 2024'te Ahlat ve Malazgirt programlarında, 30 Ağustos 2024'te Zafer Bayramı etkinliğinde ve 1 Ekim 2024'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) yeni yasama yılı konuşmasında bu paradigmayı etraflıca açıkladı. Büyük bir tecrübeye ve bilgeliğe sahip MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli cesur çıkışlarla pratik sürecin önünü açtı.
Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ülke liderliği, Sayın Bahçeli’nin kararlı, tavizsiz ve öncü yaklaşımları, Cumhur İttifakı'nın kuvvetli iradesi ve devlet kurumlarının titiz çalışmalarıyla bu safhaya kadar güçlü bir şekilde sürdürüldü.
Bir devlet inisiyatifi olarak başlayan ve devlet politikası olarak devam eden Terörsüz Türkiye hedefine yönelik geçiş süreci, bu süre zarfında terörsüz bölge amacıyla birleşerek çok önemli bir aşamaya geldi. Görünür yönüyle 1 Ekim 2024’ten beri devrede olan Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci, geçen yirmi iki aylık sürede birçok ilerlemeyle temel eşiği aşarak hedefin en yakınına ulaştı.
Hedefe yakınlaşmada en kritik adımlardan biri de geçiş süreci kanununun kabulüdür. TBMM, kendi tarihinde yüksek öneme sahip kanunlar arasında ön sıralarda yer almayı hak eden bu kanunu 10 Ağustos 2026'da kabul etti. Kanun 18 Ağustos 2026 tarihli, 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 7595 sayılı Kanun’un tarihi bir misyona sahip olacağı görülüyor. Bu kanun Türkiye’nin sistematik terörü kesin ve devamlı surette tasfiye etmekte olduğu geçiş sürecinin çerçeve hukukunu oluşturuyor. Bu kanun uygulanmaya başlayıp belirlenen süre içinde uygulaması başarılı olarak bitince Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci tamamlanacaktır. Diğer bir deyişle 7595 sayılı Kanun olağan bir terörle mücadele kanunu değildir. Bu kanun sistematik terörü bitirmeye matuf genel bir amaca sahiptir. Bu nedenle 7595 sayılı Kanun analiz edilirken, değerlendirilirken ve yorumlanırken sadece pozitif hukuk sisteminde yer alan olağan bir mevzuat unsuru olarak görülemez ve o sınırlarda ele alınamaz. 7595 sayılı Kanun genel amacından bağımsız değerlendirmeye tabi tutulmamalıdır. Kanunun her türlü pozitif hukuk yorumu genel amaca bağlı yapılmalıdır.
1. 7595 Sayılı Kanun’a ilişkin metodoloji sorunu
Rutin dışı dönemler rutin dışı yöntemlerle yönetilir. Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci Cumhuriyet tarihimizin en önemli rutin dışı dönemlerinden biridir. Rutin dışılığın temel kriteri ele alınan konuyu aktüel siyaset üzerinden değil genel siyaset yaklaşımıyla değerlendirmektir. Parti siyasetinin ajandaları açısından değil ülkenin ihtiyaçları üzerinden konuya bakmaktır. Devletin aktüel işleyişi içerisinde değil genel işleyişi içerisinde süreci yönetmektir.
Bu nedenle geçiş sürecinin hukuk politikasının da özel olarak geliştirilmesi gerekiyordu. Geçiş süreci kanunu bu yaklaşımının somut ürünüdür. TBMM’nin olağan yasama faaliyetinin değil, olağanüstü şartları taşıyan geçiş sürecine uygun olağan dışı yasama faaliyetinin ortaya koyduğu bir kanun söz konusudur. Kanun teklifinde sekiz partinin iradesi ve tarihteki en yüksek sayılardan biri olan 367 milletvekilinin imzasının olması bu olağan dışı yasama faaliyetinin ilk büyük göstergesidir. Teklifin görüşülme sürecinin özgünlükleri de buna işarettir. Kanunun kabulünde 467 milletvekilinin oyuyla ortaya çıkan çok daha yüksek mutabakat ve oy sayısı bu olağan dışı yasama faaliyetinin belirleyici delili oldu. Bunlar konunun aktüel siyaseti ve parti ajandalarını aşarak ele alındığını genel siyaset ve ülke ihtiyaçları üzerinden konuya bakıldığını ortaya koydu. Dolayısıyla, kanun koyucunun iradesi kanunun genel amacına belirleyici üstünlük vermektir. Bu durumda kanunun genel amacı kanunun tüm hükümlerinin yorumunda temel yorum ilkesi olarak benimsenmelidir. Denebilir ki zaten bir kanunun yorumunda amaçsal yorum her zaman dikkate alınır. Ama bu yetmez. Sadece sözel yorumun yetmediği durumda amaçsal yoruma başvurma metodu 7595 sayılı Kanun bakımından uygun düşmez. 7595 sayılı Kanun, ilkesel olarak amaçsal yorumlanmalı, sözel yorum da kanunun genel amacına yardımcı olacak şekilde yapılmalıdır. Somut olarak kanunda yer verilen erteleme ve diğer kurumlar da amaçsal yorumla değerlendirilmeli, bu kurumların pozitif hukuktaki misyonlarına bire bir bağlı değerlendirmeler amaçsal yoruma uygun düştüğü ölçüde dikkate alınmalıdır.
7595 sayılı Kanun olağan bir hukuki düzenleme değildir. Dolayısıyla olağan bir terörle mücadele kanunu olarak ele alınamaz. Kanunun olağan dışı yönü genel amacıdır. Genel amaç sistematik terörün kesin ve devamlı surette bitirilmesidir. Kanun'un ceza ve infaz politikaları, genel amaca hizmet etmek yaklaşımıyla oluşturulmuştur. Kanun'daki ceza ve infaz yaklaşımlarını genel amacın dışına çıkacak şekilde değerlendirmekten kaçınmak gerekir. Kanun amacına ulaşınca ertelemelerden sonra ortaya çıkacak sonuç teknik anlamda da genel manada da bir af olmayacaktır. Milli ve kamusal bir üstün yarar için devletin muhataplara yönelik şarta bağlı bir yeniden başlama imkanı verme politikası söz konusudur. Bu politikanın başarısına bağlı tali sonuçlar olacaktır. Diğer deyişle devlet, pozitif hukuk yoluyla bir milli ve kamusal üstün yarar politikası uygulamaktadır. Bu politika başarıya ulaştığında muhataplar bakımından hukuki sonuç doğuracak olması ikincil bir durumdur. Aslolan sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesinin başarılı olmasıdır. Bununla birlikte kanunun hukuki niteliğine ilişkin yine de bir değerlendirme yapmak istenirse genel gerekçede yazdığı gibi bu kanun “hukuki niteliği itibariyle ceza adalet sistemi ile infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme”dir.
Diğer bir husus, kanunun PKK/KCK terör örgütüne ve bununla bağlantılı her türlü oluşuma özgü olmasının yani hukuk dışı yapılanmaları kapsamasının kanunda yer alan kavramlara etkisidir. Kanunda yer alan “terör örgütünün fiilen sona ermesi”, “örgütün tamamen tasfiyesi” gibi ifadeler hukuksal bir sona erme ya da hukuksal tasfiye anlamında değildir. Bunlar pratik süreçler olarak yürüyecek ve tamamlanacaktır. Tamamlandığı zaman muhataplarla ilgili kişisel şartlar da gerçekleşmişse kanundan kaynaklı bazı pozitif hukuki sonuçlar doğacaktır. Kişisel şartlar gerçekleşmezse negatif hukuki sonuçlar doğacaktır. Ayrıca tasfiye hukuki bir kavram olarak kullanılsa dahi bu durum tasfiye kavramının siyasal, sosyal veya kültürel bağlamda kullanılamayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle bir kavramın ya da terimin tek bir anlam taşımak zorunda olmadığını, kullanılan bağlama göre farklı anlamlar da yüklenebileceğini hesaba katmamız gerekir. Nitekim disiplinler arası kavram geçişleri sık sık olabilmektedir. Yine bir disiplin başka disiplinden ödünç kavram alabilmektedir. Dolayısıyla bağlam-kavram ilişkisi açısından konuya bakmak her zaman daha isabetli olur.
2. Komisyon raporu ve kanun ilişkisi
TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu 18 Şubat 2026'da tamamlayıp Meclis Başkanlığına sundu. Yüksek bir temsil bileşimiyle kurulan Komisyon, tarihsel bir sorumluluk üstlendi ve bunun gereğini de layıkıyla yerine getirdi. Komisyon raporunun geçiş sürecine ilişkin hukuk politikası açısından toplumsal rızayı güçlendirdiğini belirtmek gerekir.
Komisyon raporunun 6’no’lu “Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri” başlıklı bölümünde geçiş süreci hukukuna ilişkin net bir çerçeve çizilmiştir:
• Komisyona göre münfesih PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi ve bunun için bir tespit ve teyit mekanizmasının devrede olması gerekir.
• Komisyon örgütün tüm unsurlarıyla feshiyle silahların teslimi ve bırakılma sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliğine varmıştır.
• Raporda toplumla bütünleşmeyi de güçlendirecek geçiş süreci hukuku açısından amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu belirtilmiştir.
• Yine raporda müstakil ve geçici bir kanununun yanı sıra ceza ve infaz hukuku düzenlemelerine yollama yapılmış münfesih örgüt mensuplarıyla ilgili adli işlem gerekliliğine işaret edilmiştir. Yapılacak düzenlemelerin ve işlemlerin toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmaması gerektiği de vurgulanmıştır.
• Raporda Yürütme içinde geçiş süreci açısından bir izleme ve raporlama mekanizmasının kurulması önerilmiştir. Bu mekanizmanın hem kamuoyunu bilgilendirmesinin hem de hazırladığı raporları TBMM’ye sunmasının gerekli görüldüğü ifade edilmiştir.
• Komisyon, süreçte rol ve görev alanlarla ilgili yasal güvence tanınmasına da raporunda yer vermiştir.
Görüldüğü üzere 7595 sayılı Kanun, neredeyse bütün temel esasları açısından Komisyonun çizdiği çerçeveye uygundur. Tespit ve teyit, müstakil ve geçici kanun, adli işlem gerekliliği, cezasızlık ve af algısı oluşturmamak, izleme ve raporlama mekanizmaları, yasal güvence Komisyon raporunun temel esasları olup tamamı kanunda düzenlenmiştir. Ayrıca Komisyonun genel anlayış birliği kanunun teklif ve kabul sürecine çok etkili olarak yansımıştır.
Dolayısıyla TBMM’nin Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecine ilişkin iradesi önce Komisyon raporunda somut bir çerçeve oluşturarak yasama faaliyetini yönlendirme iradesi şeklinde ortaya çıkmıştır. Devamında bu çerçeveye temel esasları açısından bire bir uygun bir kanunun kabul edilmesiyle yasama iradesi olarak hayata geçmiştir. Bunun için 7595 sayılı Kanun değerlendirilirken kanun koyucunun Komisyon raporu ile kanun arasında kurduğu bu organik bağı yani kanunla rapor arasındaki ilişki bütünlüğünü hep göz önünde tutmak, dikkate almak ve önemsemek gerekir.
3. Kanunun niteliğine ve hükümlerine ilişkin açıklamalar
a. Kanunun niteliği ve genel amaç
Kanun, Komisyon raporuna uygun olarak müstakil ve geçici nitelikte özel bir kanundur. Müstakil olması kanunun sadece PKK/KCK terör örgütü ve örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlı olmasını anlatır. Geçicilik kanundan yararlanmanın ilgili Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararının ilanından sonra altı aylık bir süreye tabi olmasından doğmaktadır. Sistematik ve örgütlü terörün bitirilmesi için gereken kanuni düzenlemeler genel hükümlerle yapılamayacağı için kanunun özel kanun olması ise bir zorunluluk halidir. Elbette kanun, özel hükümlerle düzenlenirken özel kanunlarda uyulması gereken tekil olay yasağı ile objektif şart olan eşitlik ilkesine uygun hazırlanmıştır. Kanun PKK/KCK terör örgütünün ve bağlantılı oluşumlarının belirsiz sayıda eylemlerini ve faaliyetlerini kapsadığı için tekil olay yasağına uygundur. Ayrıca, PKK/KCK terör örgütünün iradi bir şekilde fesih ve silah bırakma kararları alması farklı bir durum oluşturmuştur. Sistematik ve örgütlü terörün bitirilmesi bu farklı durumla doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla farklı durumlarda olanlara farklı kuralların uygulanması eşitlik ilkesinin ihlali olmadığından kanun eşitlik ilkesiyle de uyumludur.
Ayrıca kanunun bir genel amacı vardır. Kanun hükümlerini ele alırken kanunun genel amacını temel ölçü olarak görmek son derece önemlidir. 7595 sayılı Kanun olağan bir terörle mücadele kanunu değildir. Bu kanun sistematik terörü bitirmeye matuf genel bir amaca sahiptir. Bu genel amaç kanunun adında genel bir perspektif olarak ifade edilmiştir. Kanunda pozitif adlandırma tercih edilmiştir. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirme” adı, kanunun amacının salt olağan bir terörle mücadele olmadığını, sistematik ve örgütlü terörü kökten yok etmek şeklinde genel bir amaca yöneldiğini, bu amaca ulaşılmasıyla milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin çok ileri seviyelere ulaşacağını ifade etmektedir. Dolayısıyla, kanun hükümleri hem değerlendirilirken hem de uygulamada yorumlanırken genel amaç tek doğru pusula ve ana kerteriz olarak konumlandırılmalıdır.
b. Kanunun somut amacı
Kanunun genel amaca yönelik somut amaç hükmü altı unsurdan oluşuyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:
• PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verilmesi.
• Örgütün kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim etmesi.
• Silah ve mühimmatın tesliminin güvenlik kurumlarınca tespiti.
• Örgütün fiili varlığına son verdiğine, silah ve mühimmatın teslim edildiğine ilişkin tespitlerin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının alınması ve bu kararın Resmi Gazetede yayımlanması.
• Resmi Gazetede yayımlanmayı takiben yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile mahkumiyet hükümlerinin ertelenmesi.
• Tüm sürece ilişkin (kayıt, soruşturma izni, takip, koruma tedbirlerine ilişkin işlemler gibi) diğer tüm işlemlerin yapılması.
c. Kanunun kapsamı
Kanunun kapsamı üç kategoride düzenlenmiştir. Bunlar örgütsel kapsam, kişi bakımından kapsam ve suç açısından kapsamdır.
Örgütsel açıdan PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşum kanununun kapsamındadır. Her türlü oluşum ifadesi örgütle bağlantılı tüm illegal yapıları işaret etmektedir. Sadece aktif terör unsurlarını barındıran oluşumlar değil, teröre destek unsurlarını barındıran tüm oluşumlar da kapsamdadır.
Kişi bakımından kapsamda; kurucu, yönetici ve üye olanlar, örgüte bilerek ve isteyerek yardımcı olan kişiler, örgüt propagandası yapanlar ve örgütün faaliyeti kapsamında suç işleyen diğer kişiler vardır. Yalnız kişi bakımından kapsamda olmak kanundan doğrudan yararlanma hakkı vermez. Kişi bakımından kapsamda olanların kanundan faydalanabilmesi için istisna tutulan suçlarla ilgili haklarında adli işlem veya hüküm olmaması gerekir. Bu nedenle “üst kademe yöneticileri salt kişi bakımından kapsamda olduğu için veya bunlarla ilgili kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmadığı için kanundan yararlanacak” iddiaları tümüyle asılsızdır. Haklarında istisna tutulan suçlardan adli işlem yani soruşturma veya kovuşturma yapılmış kişiler bir mahkumiyetleri olmasa bile kanundan yararlanamazlar.
Suçlar açısından kapsama, istisna suçlar hariç örgüt faaliyeti kapsamında işlenen tüm suçlar, propaganda ve yardım suçları ile terörün finansmanının önlenmesiyle ilgili kanundaki suçlar girmektedir.
d. Kanundaki istisnalar
i. Tarih Sınırına Bağlı İstisna Düzenlemesi
Mevcut Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005'te yürürlüğe girmiştir. Bu konudaki bir uzman görüşüne göre, “Kanunda yer alan 1 Haziran 2005 tarihi Türk ceza adalet sisteminde suç tasniflerinin, cezaların alt-üst sınırlarının, infaz rejiminin değiştiği temel milattır.”
AI outlook — possibilities, not facts
MGK kararı ile 6 aylık yararlanma süreci başlayacak.
Likely · Within months

Ra'am lideri Mansur Abbas, İsrail'e Filistin devletini tanıma çağrısı yaptı. Başbakan Netanyahu ve rakibi Gadi Eisenkot bu çağrıyı reddetti. Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, İsrail ile güvenlik anlaşmasının saldırılar nedeniyle kesildiğini açıkladı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, bakanlığın çağrı merkezi hizmetlerinde yapay zeka destekli chatbot ve bütünsel yönetim süreçleriyle yıllık 22 milyon çağrıya yanıt verildiğini ve memnuniyet oranının yüzde 94 olduğunu belirtti.

Mazlum Abdi, askeri yapının dönüşümü sonrası siyasi bir hareket kurmayı planladığını belirtti. Türkiye ziyareti ihtimalini şartlara bağlayan Abdi, Batılı müttefiklerinin kendilerine ihanet etmediğini savundu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, küresel gerilimlerin arttığı günümüzde Türkiye'nin Mavi Vatan stratejisinin stratejik değerini vurguladı. Çelik, TEKNOFEST Mavi Vatan etkinliklerinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın savunma sanayiindeki özgüven devrimini yansıttığını belirtti.

İranlı askeri sözcü Muhibi, ABD Başkanı Trump'ın İran'a karşı ekonomik savaş başlattıkları yönündeki açıklamasını değerlendirdi. Muhibi, ABD'nin 47 yıldır ekonomik savaş yürüttüğünü belirterek, bu etkileri bertaraf etmek için senaryolarının hazır olduğunu ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik ekonomik baskıyı artırmak için yeni yaptırım paketleri hazırlıyor. Hazine Bakanı Scott Bessent'in duyuracağı önlemler arasında Çinli rafineriler, bankalar, kara ablukası ve ek gümrük vergileri gibi seçenekler öne çıkıyor.