Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, TEKNOFEST'in Türkiye'nin teknolojik bağımsızlık hedefi doğrultusunda yetişen insan kaynağına katkısını kaleme aldı.
AI-generated summary
TEKNOFEST, Türkiye'nin teknoloji ve havacılık alanında insan kaynağını geliştirmek amacıyla 2018'den beri düzenlenen bir festivaldir.
Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, TEKNOFEST'in Türkiye'nin teknolojik bağımsızlık hedefi doğrultusunda yetişen insan kaynağına katkısını AA Analiz için kaleme aldı.
Bir ülkenin teknolojik geleceğini, fabrikalarından ve laboratuvarlarından çok, insanının kendi aklına ve üretme kabiliyetine duyduğu güven belirler. Bu nedenle TEKNOFEST'i bir teknoloji festivalinden ibaret görmek, onun Türkiye için ifade ettiği asıl anlamı gözden kaçırmak olur. TEKNOFEST'in en önemli kazanımı, gençlerimizin teknolojiye bakışını değiştirmesidir. Uzun yıllar boyunca kritik teknolojiler söz konusu olduğunda zihnimizde beliren ilk soru şuydu: "Bunu nereden alabiliriz?" TEKNOFEST kuşağı ise artık "Bunu neden biz yapmayalım?", hatta "Bunun daha iyisini nasıl yapabiliriz?" sorularını soruyor. Bu paradigma değişimi, tüketen toplumdan üreten topluma geçişin ta kendisidir, başka bir ifadeyle bir özgüven ve zihniyet devrimidir. Bu dönüşümün adı Milli Teknoloji Hamlesi, ufku ise yüzyıldır bu toprakların hafızasında yaşayan Kızılelma ülküsüdür.
Kızılelma: Ulaşıldıkça yeniden kurulan ideal
Kızılelma, Türk düşünce tarihinde coğrafi bir hedeften fazlasını, asırlar boyunca ufukta duran bir ülküyü ifade etmektedir. Ziya Gökalp'in "mefkûre" dediği de budur: Bir milleti harekete geçiren, fertlerini ortak bir gayede birleştiren ideal. Kızılelma'yı özel kılan, ulaşılan her hedefin bitiş çizgisi olmayıp yeni bir hedefin başlangıç noktası haline gelmesidir. Bu kadim kavramın Türkiye'nin ilk insansız savaş uçağına ad olması tesadüf değildir. KIZILELMA, 2022'de ilk uçuşunu yaptı. 2025'te görüş ötesi bir hedefe otonom atış gerçekleştirdi ve iki insansız savaş uçağıyla dünyada bir ilke imza atarak otonom yakın kol uçuşunu başardı. 2026 itibarıyla ise envantere girme aşamasına geldi. Ancak asıl önemli olan, bu uçağı mümkün kılan zihniyettir. KIZILELMA'yı tasarlayan mühendisler, "bunu biz de yapabiliriz" diyen bir kültürün içinden yetişti. Bu kültürün bugün en geniş tabanlı okulu ise TEKNOFEST'tir.
Milli Teknoloji Hamlesi: Bağımsızlığın yeni adı
Milli Teknoloji Hamlesi, kritik teknolojileri dışarıdan satın alan bir ülke olmaktan çıkıp onları tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir ülkeye dönüşme iradesidir. Stratejiler yönü gösterir ama o yolu yürüyecek olan insandır. Bir teknoloji satın alınabilir, bir fabrika birkaç yılda kurulabilir fakat teknoloji üretebilen bir nesil, sabırla ve emekle yetiştirilmeden var olmaz. TEKNOFEST'in bu hamle içindeki yeri tam da burasıdır. 2018'de bir festival olarak başladı, bugün hamlenin insan kaynağı altyapısına dönüştü. TEKNOFEST 2026 yarışmalarına 54 alanda, 81 ilden ve 97 ülkeden 1 milyon 600 bin yarışmacı ve 730 bin takım başvurdu.
"Ben Yapabilirim" duygusu ve proje kültürü
Bir gence en gelişmiş teknolojiyi kullanmayı öğretebilirsiniz, fakat yeni bir teknoloji geliştirebileceğine inanmıyorsa teknolojik bağımsızlıktan söz etmek zordur. TEKNOFEST'teki gençler roketleri, insansız hava araçlarını (İHA), elektrikli araçları ve yapay zeka uygulamalarını seyretmekle kalmıyor; onları tasarlıyor, kodluyor, üretiyor ve test ediyorlar. Roket uçmadığında yeniden tasarlıyor, algoritma çalışmadığında kodu yeniden yazıyorlar. Başarısızlıktan öğrenip yeniden deneme döngüsü, onlara TEKNOFEST'in asıl ödülü olan "Ben yapabilirim" duygusunu kazandırıyor.
İkinci büyük kazanım, proje kültürünün yaygınlaşmasıdır. Problemi fark eden, takım kuran, çözüm tasarlayan ve sonucu test eden öğrenci, bilginin pasif alıcısı olmaktan çıkıp, bilgi üreten bir özne hâline gelir. Festivalin 2026'da Şanlıurfa'da düzenlenmesi, bu kültürün Anadolu'nun dört bir yanına yayıldığını gösteriyor. Çünkü Milli Teknoloji Hamlesi, teknoloji üretme iddiası birkaç merkezin tekelinden çıkıp ülkenin her köşesine ulaştığında gerçekten millî bir hamle olur.
Anadolu'dan yükselen bir kuşak
Bu yayılmanın en çarpıcı göstergelerinden biri, TEKNOFEST'le yaşıt genç Anadolu üniversitelerinin öğrencileridir. 2018'deki ilk festivale, yeni kurulmuş kampüslerden takımlar katıldı. Bu takımlar, birkaç ayda geliştirdikleri roketlerle derece alarak döndü. Roketlerine Anadolu ırmaklarının adını veren bu gençler, teknolojiyi yaşadıkları coğrafyanın kimliğinden ayrı düşünmüyordu. "Önce laboratuvarlarımız tamamlansın, sonra bakarız" diyebilirlerdi ama beklemeyi değil, üretmeyi seçtiler. Milli Teknoloji Hamlesi'nin özündeki tavır da budur: Şartların olgunlaşmasını beklemek yerine, şartları üreterek olgunlaştırmak.
Bu başarılar tek seferlik olmadı. Roket takımlarının başarılarını, elektrikli araç, Hyperloop, İHA, yapay zekâ ve jet motoru takımları izledi; tek bir kampüsten yüzlerce takımın yarışmalara katılması olağan hâle geldi. TEKNOFEST 2026'da da bu kampüslerden çıkan takımlar, en zorlu kategorilerde Türkiye birinciliklerine ve kürsü derecelerine ulaştı. Savaşan İHA'da birinci olan sistemin arkasında on binlerce satır özgün kod ve sayısız uçuş denemesi var. Bu öğrencilerin uğraştığı problem, yani havadaki bir hedefi insan müdahalesi olmadan tespit edip takip etmek, bugün KIZILELMA'yı geliştiren mühendislerin çözdüğü problemle aynıdır.
Birincilik derecesi sonuçtur; yazılan binlerce satır kod, başarısız testlerden sonra yeniden başlama iradesi ve "biz bunu yapabiliriz" özgüveni ise asıl kazanımdır.
Dereceden değerli olan yetişmiş insandır
Roket yapan öğrenci yalnızca roket yapmayı öğrenmez; problemi parçalara ayırmayı, kaynakları yönetmeyi, baskı altında karar vermeyi ve başarısızlıktan sonra yeniden başlamayı da öğrenir. İlk TEKNOFEST kuşağından pek çok genç bugün savunma sanayi ve havacılık şirketlerinde AR-GE ve üretim alanında görev alıyor. Yarışma alanında roket yapan bir gencin birkaç yıl sonra millî füze ve insansız uçak projelerinin mühendis kadrosunda yer alması, Milli Teknoloji Hamlesi'nin nasıl işlediğini özetliyor. KIZILELMA'yı uçuran zincirin halkaları, bir lise atölyesinde, bir üniversite takımında, bir TEKNOFEST pistinde şekilleniyor.
Prototipten kurumsal kapasiteye
Ulaşılan her eşik yeni bir sorumluluk doğurur. Bugün proje kültürü büyük ölçüde gönüllü akademisyenlerin ve öğrencilerin fedakârlığıyla ayakta duruyor; derece alan pek çok prototip ise festival biter bitmez rafa kalkıyor. Bu enerjinin kalıcı bir kapasiteye dönüşmesi için üç adım öne çıkıyor. Birincisi, takım danışmanlığının akademik teşvik ve yükseltme ölçütlerinde karşılık bulması. İkincisi, TEKNOFEST projelerinin bitirme projesi, staj ve ders kredisi olarak tanınması. Üçüncüsü, derece alan projelerin teknopark kuluçka programlarına ve sanayi ortaklıklarına yönlendirilmesi. Prototip üreten genç, şirket kuran gence dönüşebildiği ölçüde hamle derinleşir.
Kızılelma'ya giden yol
Mesele, bütün gençlerin roket ya da İHA yapması değildir. Mesele, bir problemle karşılaştığında "Bunu kim çözer?" diye beklemek yerine "Ben bunun çözümüne nasıl katkı sağlayabilirim?" diyerek harekete geçen bir neslin yetişmesidir. TEKNOFEST, bu nesli yetiştiren uzun soluklu bir insan kaynağı yatırımıdır; meyvelerini önümüzdeki 10 ila 20 yılda bilim ve sanayi ekosistemimizde çok daha net göreceğiz.
Anadolu'nun genç üniversitelerinin kampüslerinde birkaç roket ve İHA ile başlayıp sekiz yılda en zorlu kategorilerde birinciliklere ulaşan hikâyeler, bu büyük resmin sahici aynalarıdır. Kızılelma'ya giden yol, Anadolu ırmaklarının kıyısından da geçmektedir.
Roketler, İHA'lar ve dereceler, TEKNOFEST'in görünen kazanımlarıdır. En büyük kazanım ise gençlerimizin zihnine kazınan "Ben yapabilirim" bilincidir. Bu bilincin toplumsal karşılığı, Milli Teknoloji Hamlesi'nin özünü oluşturan şu cümlede yankılanmaktadır: "Biz yapabiliriz; hem de en iyisini yapabiliriz."
Netice itibarıyla mefkûre, ancak onu omuzlayan bir kuşak bulduğunda gerçeğe dönüşür. İmkânsızlıklar içinde fabrika kuran, uçak tasarlayan ve "biz de yaparız" diyen Nuri Killigil'in, Vecihi Hürkuş'un, Nuri Demirağ'ın ve Özdemir Bayraktar'ın bayrağı artık gençlerin elindedir. TEKNOFEST kuşağı, bu öncülerin izinde, "Tam Bağımsız ve Güçlü Türkiye" ülküsüyle Kızılelma'ya giden yolda kararlı adımlarla yürüyor.

The article states that US President Donald Trump proposes to live-stream the execution of attack suspect Nidal Hasan in Fort Hood, Texas, and plans to use this decision as a campaign strategy, support for the death penalty and a message of Islamophobia. At the same time, it emphasizes that Trump wants the Nobel Peace Prize and that this request is in contrast to the fact that Navi Pillay was deemed worthy of the award for the actions in Gaza.

The article begins by defining the daily and political meanings of anarchy and claiming that there is an environment of anarchy and chaos under the current AKP rule in Turkey. Events such as the statements of the NEW Party leader in Artvin, Özgür Özel, about fund games and the emphasis on football funds in the Sözcü newspaper dated October 5, 2026, 650 people withdrawing 227 billion liras, allegations of insight and manipulation, the AKP candidate going abroad and Cemil Tugay resigning from his party and joining the AKP are described. Additionally, the withdrawal of money before the fund liquidation decision, the example of Evrim Tavacı on the first page of Sözcü, and the regulatory deficiencies regarding the capital markets board are highlighted.

Erdoğan listed the conditions of justice at the International Justice Summit in Istanbul and criticized the UN's veto system, using the phrase 'the elephant in the room'. Emphasizing the democratic and legal regression in Turkey, he stated that the government resorted to ethnicist rhetoric and pressure tactics after the election loss.

The school attacks in Manisa and Kahramanmaraş show that violence has turned into a search for 'visibility' and fame in the digital age. Experts point out that media and digital culture feed this dangerous contagion effect.
British Prime Minister Andy Burnham's message of rapprochement with the EU and his statements about the harms of Brexit started a new political debate in the country and had a wide public response.

More than 200 people were prosecuted in three weeks after the fund explosion on September 16, but no political or public official is still the subject of investigation. It has been announced that those who have gained ill-gotten gains can deposit money into SDIF accounts, but the legal basis is unclear. Experts compared the change in CMB's Investor Compensation Center regulation to a meteor impact and stated that precautions were not taken. Official statements mentioned negligence, intent, fault and bad faith, but there was no organized crime or major fraud.