
Kandilli Rasathanesi verilerine göre Marmara'da 117 küçük deprem kaydedildi; Prof. Dr. Süleyman Pampal, Adalar Fayı'nın aktifliğini ve deprem riskini değerlendirdi.
AI-generated summary
Marmara Bölgesi, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın etkisi altındadır ve tarihsel olarak 1766 ve 1894 gibi büyük depremler yaşamıştır. Bölgedeki tektonik rejim, yılda yaklaşık 2-2,5 cm deformasyona neden olmaktadır.
Marmara Denizi’nde son 24 saatte peş peşe meydana gelen küçük depremler, bölgedeki sismik hareketliliği yeniden gündeme taşıdı. Kandilli Rasathanesi’nin resmi X hesabından yaptığı açıklamaya göre, 18 Ağustos saat 06.00 ile 20 Ağustos saat 13.00 arasında İstanbul Adaları’nın güneyinde, yaklaşık 20 kilometre yarıçaplı bir bölgede büyüklükleri 0,7 ile 3,1 arasında değişen toplam 117 deprem kaydedildi.
Sarsıntılar sonrası gözler bir kez daha Marmara’nın aktif faylarına çevrilirken, uzmanlardan da dikkat çeken değerlendirmeler geldi. Prof. Dr. Süleyman Pampal, özellikle Adalar Fayı için “ölü fay” yorumlarına karşı çıkarak, geçmişte ürettiği depremlere dikkat çekti.
Prof. Dr. Süleyman Pampal, İstanbul ve Marmara Denizi çevresindeki deprem hareketliliğiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Adalar Fayı’nın geçmişte büyük depremler ürettiğine dikkat çeken Pampal, fayın “ölü” olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını belirterek, önemli bilgilerin altını çizdi:
“Adalar Fayı’nın 1894 kırıldığını yaklaşık 7 büyüklüğünde deprem ürettiğini, daha sonra da 1965 yılında 6.3 büyüklüğünde bir deprem daha ürettiğini biliyoruz. Kayıtlarda bu durum mevcut. Dolayısıyla bu fayın geçmişte deprem üretmiş olması, bugün de aktif bir fay olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Bazı uzmanların bu fayı ‘ölü fay’ olarak nitelendirdiğini görüyoruz ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Adalar Fayı aktifliğini sürdürüyor. Bununla birlikte, bu fayın İstanbul’u veya Marmara Bölgesi’ni tamamen yerle bir edecek çok büyük bir deprem üreteceğini düşünmüyorum. Fakat geçmişte büyük depremler üretmiş bir fay olduğu için deprem üretme potansiyelinin bulunduğunu da göz ardı etmemek gerekir.”
Fayların aktif ya da pasif olarak değerlendirilmesinin bölgedeki tektonik rejimle yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süleyman Pampal, Marmara’daki mevcut deformasyonların devam ettiğine dikkat çekti:
“Bir fayın ölü ya da diri olarak değerlendirilmesi, içinde bulunduğu bölgenin tektonik rejiminin değişip değişmediğiyle yakından ilgilidir. Marmara Bölgesi’nde neotektonik rejimde esaslı bir değişiklik söz konusu değil. Aynı tektonik rejim devam ediyor, aynı makro deformasyonlar sürüyor. Bölgede sağ yanal atımlı hareket devam ediyor ve yılda yaklaşık 2 ila 2,5 santimetrelik genel deformasyon söz konusu. Dolayısıyla bu büyük tektonik hareketlerin parçaları olan fayların da tamamen faaliyetini yitirdiğini söylemek mümkün değil. Adalar Fayı da bu sistem içerisinde aktifliğini sürdüren faylardan biri.”
Küçük depremlerin “öncü deprem” olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Süleyman Pampal, öncü depremin ancak daha büyük bir ana şok meydana geldikten sonra geriye dönük olarak tanımlanabileceğini söyledi.
Pampal, “Öncü deprem zaten nadiren karşımıza çıkan bir olgu. Bir depremin öncü olduğunu ancak arkasından daha büyük bir ana şok geldiğinde söyleyebiliriz. Yani bugün meydana gelen bir depreme bakıp ‘bu öncü depremdir’ demek bilimsel olarak mümkün değil. Ana şok meydana geldikten sonra geriye dönüp baktığımızda, daha önce yaşanan bazı küçük depremlerin öncü olduğunu anlıyoruz. Türkiye’de zaman zaman bu tür deprem dizileriyle karşılaşıyoruz. Daha önce Balıkesir Sındırgı’da, Denizli’de ve başka bölgelerde benzer örnekler yaşandı. Ancak şu anda Marmara’da meydana gelen bu depremleri, elimizdeki verilere dayanarak bir öncü deprem dizisi olarak değerlendirmiyoruz. Bunlar şu aşamada bu şekilde yorumlanabilecek depremler değil” dedi.
“Burada meydana gelen depremlere bakarak ana fayın büyük bir bölümünün kırıldığını düşünmemek gerekir” diyen Prof. Dr. Süleyman Pampal, “Bu tür mikro depremlerde kırılan alan birkaç kilometreyle sınırlı olabileceği gibi daha da kısa olabilir. Çünkü mikro deprem dediğimiz şey, mikro ölçekteki fay parçalarının kırılmasıyla ortaya çıkan küçük depremlerdir. Bunlar ana fayın tamamının ya da büyük bir segmentinin kırıldığı anlamına gelmez” dedi.
Söz konusu depremlerin Orta Marmara Fayı’nın ana segmenti üzerinde meydana gelmediğini belirten Pampal, tali faylara dikkat çekerek, “Buradaki depremler Orta Marmara Fayı’nın ana doğrultusu üzerinde meydana gelen kırılmalar değil. Segmentler arasındaki bölgelerde, ana Marmara Fayı’nı belli açılarla kesen ve farklı doğrultularda uzanan daha küçük tali faylar bulunuyor. Şu anda gözlenen küçük depremlerin de büyük ölçüde bu farklı yöndeki, küçük deprem üretme potansiyeline sahip tali faylarda meydana geldiğini değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu hareketliliği doğrudan ana Marmara Fayı’nın büyük bir bölümünün kırılması şeklinde yorumlamak doğru olmaz” ifadelerini kullandı.
Marmara’daki fayların geçmişte ürettiği büyük depremlere de dikkat çeken Prof. Dr. Süleyman Pampal, 1999 depremlerinin ardından bölgedeki kırılma sürecinin doğuya doğru devam ettiğini ifade etti.
Pampal, “Marmara’nın içinde, Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolunun doğu kesimi, 17 Ağustos 1999 depreminde kırıldı. Bu deprem sırasında ortaya çıkan enerjinin önemli bir bölümü daha sonra artçı depremlerle kademeli olarak boşaldı. O yıllarda artçıların da ne kadar enerji boşalttığını hesaplamıştım. Ancak kırılmanın batıya veya Marmara’nın içerisine doğru aynı şekilde devam etmesini beklemiyordum. Nitekim kırılma doğuya doğru ilerledi ve 12 Kasım 1999’da bir deprem daha yaşadık” diye konuştu.
Marmara’daki tarihsel depremlerin de büyük önem taşıdığını belirten Pampal, özellikle 1766 ve 1894 depremlerine dikkat çekti: Adalar Fayı’nın 1894 yılında kırıldığını biliyoruz. Marmara’nın kuzey kolu ise daha önce, özellikle 1766 yılında meydana gelen büyük depremle ciddi şekilde kırılmış ve İstanbul’u çok ağır biçimde etkilemişti. İstanbul’daki tarihsel büyük hasarların önemli bir bölümü bu 1766 depremiyle ilişkilidir.

arXiv'de yayımlanan bir çalışma, 2025'te tıp makalelerinin %77'sinde yapay zekâ kullanıldığını ortaya koydu. Uzmanlar, 'halüsinasyon' riski ve bilimsel özgünlüğün kaybı konusunda uyarılarda bulunarak, akademik süreçte şeffaflık çağrısı yapıyor.
Necmettin Erbakan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Çaycı, tarihsel kaynaklar ve saha araştırmalarının Miryokefalon Savaşı'nın Konya'daki Bağırsak Boğazı'nda gerçekleştiğini kanıtladığını açıkladı. 15-17 Eylül'de savaşın 850. yılına özel bilimsel bir çalıştay düzenlenecek.

Polonya'nın Pien köyündeki sıra dışı mezarlıkta yapılan araştırmalar, vampir sandıkları Zosia adlı kadının kökenini ve mezarlıktaki diğer anormal gömüleri gün yüzüne çıkardı.
Japonya, Almanya ve İspanya'dan araştırmacılar, kedilerin idrarındaki koku sayesinde birbirlerini ayırt etmelerini sağlayan, bireye özgü bir yağ asidi keşfetti. Çalışma, vahşi kedigillerde de benzer farklılıklar olduğunu ancak iletişimdeki rolünün henüz kanıtlanmadığını gösteriyor.

Ankara'nın Bahçelievler-Emek bölgesinde bulunan ve bugüne kadar hiç kazılmamış MÖ 800-550 yıllarına ait BT10 Tümülüsü'nde bilimsel kazı çalışmaları başladı. Prof. Dr. Atakan Akçay başkanlığındaki ekip, bölgeyi bir arkeoparka dönüştürmeyi hedefliyor.

TÜBİTAK Bilim Olimpiyatları Programı kapsamında desteklenen Türk öğrenciler, bilgisayar, yapay zeka ve coğrafya dallarında düzenlenen dört farklı uluslararası organizasyonda toplam 15 madalya kazanarak Türkiye'yi başarıyla temsil etti.