
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan yeni güvenlik ekosistemi, küresel güç dengelerinde stratejik bir özerklik arayışını temsil ediyor.
AI-generated summary
Küresel güç merkezi Atlantik'ten Asya-Pasifik'e kayarken, süper güçler arasındaki rekabet derinleşmektedir. Orta güç ülkeleri, bu kutuplaşma karşısında bağımlılıklarını azaltacak yeni iş birlikleri geliştirmektedir.
Küresel sıklet merkezi Atlantik'ten Asya-Pasifik'e kayarken, süper güçler arasındaki rekabet de yeni bir seviyeye taşınıyor. Trump Yönetimi ile birlikte, ABD güvenlik garantilerini daha seçici ve maliyetli hale getirmekte. Çin, ticaret, enerji, teknoloji ve finans üzerinden bağımlılık ağlarını genişletmekte. Yeni küresel düzenin Orta Güç ülkeleri ise, iki süper güç konumundaki kutuptan birini ille de seçmek yerine, mevcut süper güçlere bağımlılıklarını azaltacak ortak jeostratejik kapasite üretmenin becerilerini hızlandırmış durumdalar.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan 'Mekke Mutabakatı'nın stratejik değeri tam burada yatıyor. Üç ülkenin güç unsurları, anlamlı bir uyum içinde, birbirini tamamlamakta. Türkiye'nin küresel düzeyde derinlik kazanmış olan savunma sanayi, askeri kapasitesi ve diplomatik erişimi; Suudi Arabistan'ın sermaye, enerji ve Arap dünyasındaki ağırlığı; Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı, askeri gücü ve Hint Okyanusu'na açılan jeostratejik konumu aynı eksende buluştuğu bir Mutabakat'tan söz ediyoruz.
Geçtiğimiz günlerde, Suudi Arabistan eski İstihbarat Başkanı Prens Türki el Faysal'ın 'Mekke Savunma Paktı'nın Asıl Önemi' başlıklı değerlendirmesi bu nedenle dikkat çekici. El Faysal, üç ülkenin bölgedeki savaşların oluşturabileceği 'stratejik boşluk', 'güç dengesizliği' ve 'bölgesel düzenin aşınması' konusunda ortak bir bakışa sahip olduğunu vurguluyor. Daha da önemlisi, aynı stratejik hedefleri paylaşan başka ülkelerin katılımıyla ittifakın genişleyebileceğini ifade etmekte. İşte asıl mesele de bu. Çünkü, Mekke Mutabakatı'nın temel stratejik değeri, esas 'genişleme geometrisi'nde yatıyor.
Nitekim, Bangladeş ve Mısır'ın yakın gelecekte olası katılımları, bu geometrinin hacmini anlamlı bir şekilde değiştirecektir. Daha ileride Endonezya ve benzer kabiliyetlere sahip başka ülkelerin de söz konusu güvenlik ekosistemine yakınlaşması ile birlikte, ortaya çıkacak jeostratejik haritaya bakmak bile yeterli; İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından Süveyş ve Kızıldeniz'e, Hürmüz ve Umman Denizi'nden Hint Okyanusu'na, Bengal Körfezi'nden Malaka Boğazı'na uzanan devasa bir stratejik yaydan söz ediyoruz.
Böyle bir jeostratejik mimari, Atlantik güvenlik sisteminin dışında gelişimini sürdürürken, Türkiye üzerinden NATO'yla bağlantısını koruyabilir; Körfez sermayesini, Türkiye'nin yükselen askeri-sanayi kapasitesini, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığını ve Güney Asya'nın insan gücünü aynı stratejik eksende buluşturabilir. Üstelik mesele yalnız güvenlik başlığı ile sınırlı da değil. İran Savaşı ve Hürmüz Krizi, 21. Yüzyıl'ın güç mücadelesinde, enerji ve ticaret koridorlarının askeri kapasite kadar önemli olduğunu yeniden gösterdi. Süveyş, Babülmendep, Hürmüz ve Malaka artık aynı stratejik haritanın parçaları. Enerjiyi üreten kadar, o enerjinin hangi koridordan güvenle taşınacağını belirleyen de artık güç kazanıyor.
Bu gelişme Çin açısından da ilginç bir paradoks oluşturmakta. Pekin, Amerikan nüfuzunun gerilemesini kendi lehine okuyabilir. Ancak, Orta Güçler ülkelerin birbirlerine güvenlik, sermaye, teknoloji, enerji ve pazar sağlayabilecek ağlar kurması, onların yalnız Washington'a değil Pekin'e olan bağımlılıklarını da azaltacak. Mekke Mutabakatı, bu anlayışa bağlı olarak, ne Çin karşıtı, ne de Batı karşıtı bir blok arayışı. Bu tarihi adım, esasen Orta Güç ülkeler arasında 'stratejik özerklik ağı'nın çekirdeğinin oluşma sürecidir.
Türkiye'nin konumu burada daha da müstesna bir anlam kazanmakta. NATO üyesi, Avrupa ekonomisiyle tümüyle bütünleşmiş, Türk dünyasının merkez ülkesi, Körfez'in stratejik ortağı, Afrika'da güçlü bir aktör ve Asya'ya giderek daha fazla açılan Türkiye, farklı güç merkezlerini birbirine bağlayabilen ender ülkelerden biri. 21. Yüzyıl'ın yeni güç merkezleri yalnız etrafına devlet toplayabilen ülkelerden çıkmayacak. Süper güç konumundaki büyük güçler arasında tercih yapmak zorunda kalmadan, hareket alanı sağlayabilen mimariler de güç merkezi haline gelecek. 'Mekke Mutabakatı'nın gerçek jeopolitik performansı da, yeni bir ortak güç alanı olarak, tam da bu noktada kendisini hissettirecek.
AI outlook — possibilities, not facts
Bangladeş ve Mısır'ın mutabakata katılımı.
Possible · Within months

Üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, uluslararası güvenlik, savunma sanayii iş birliği ve terörle mücadele konularını görüşmek üzere Ankara'da bir araya geliyor.
Cumhurbaşkanı Tebbun, son orman yangınlarının hasarlarını gidermek ve önlem almak üzere düzenlenen toplantıda Adalet Bakanı'na 15 Eylül'e kadar Ceza Kanunu'nda değişiklik yapması için yasa tasarısı hazırlamasını talip etti. Tasarının amacı, ormanlık alanları kasten ateşe veren kişilere verilecek cezaları idam dahil olmak üzere ağırlaştırmaktır. Cezayir'de idam cezası kanunda bulunmasına rağmen 1993 yılından bu yana uygulanmamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin işadamı Osman Kavala'nın yaklaşık on yıllık tutukluluğunu hukuka aykırı bulması ve tahliye kararı vermesi üzerine AKP hükümetinden gelen tepkiler, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerini yeniden tartışma konusu haline getirdi. Makale, Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyesi olduğunu ve AİHM kararlarına uymak zorunda olduğunu hatırlatarak, AKP'nin bu karara uyamamasının uluslararası güvenilirliği üzerindeki etkilerini değerlendirir. Ayrıca AKP'nin Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırıp Ortadoğu'ya bağlama stratejisini, dinsel ve dilsel argümanlarla desteklediğini eleştirir.

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, son orman yangınlarında 12 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan olaylar sonrası, ormanlık alanlarını kasten yakmakla suçlananlara idam cezası uygulanmasını sağlayacak yasal düzenleme talimatı verdi. 15 Eylül'e kadar Ceza Kanunu'nda değişiklik yapılacak tasarının hazırlanması için Adalet Bakanına yönelik talimat verildi.

Cumhuriyet gazetesi, Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz'ın X hesabında 'Dışişleri Bakanı Özel Temsilcisi' unvanını kullanmaya başladığını haberleştirmiş ve bu durumun nedeni hakkında Dışişleri Bakanlığı'na soru sormuştu. Bakanlıktan yanıt gelmediğinden, İstihbarat Raporu ve gazeteci Ragıp Soylu tarafından farklı açıklamalar yapıldı. Emekli büyükelçi Bozkurt Aran ve diğer uzmanlar, bu unvanın gerçekte yeni bir yetki sağlamadığını ve büyükelçi zaten Cumhurbaşkanı'yı temsil ettiğini belirterek unvanın sadece onursal bir artış olduğunu öne sürdü.
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, son orman yangınlarında 12 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan olaylar sonrası, ormanlık alanlarını kasten yakarak yangına sebep olanlara idam cezası verilecek şekilde Ceza Kanunu'nda değişiklik yapmasını Adalet Bakanına talimat etti. 15 Eylül'e kadar yasa tasarısı bekleniyor.