Venedik Film Festivali ön açılışında Tinto Brass’ın ‘Yüreği Ağzında’ filmi gösterildi
Quick Look
- Venedik Film Festivali’nin resmi açılışından önce 1 Eylül gecesi ön açılış yapıldı.
- İtalyan yönetmen Tinto Brass’ın 1967 filmi ‘Yüreği Ağzında’nın restore edilmiş koprası gösterildi.
- Brass sağlık sorunları nedeniyle festivale katılamadı ancak yazılı mesaj gönderdi.
AI-generated summary
Why It Matters
Venedik Film Festivali’nin geleneksel ön açılışları, klasik İtalyan filmlerinin restore edilmiş kopralarını göstererek sinematekçi ruhunu yansıtmaktadır. Bu yıl Tinto Brass’ın 1967 filmi ‘Yüreği Ağzında’ bu bağlamda seçildi.
Venedik Film Festivali’nde dün akşam yapılan resmi açılış töreninden önce, 1 Eylül gecesi ön açılış vardı. İtalyan sinema tarihinin erotik yönetmeni olarak bilinen Tinto Brass’ın (1933), “Col cuore in gola” (Yüreği Ağzında, 1967) adlı filminin restore edilmiş yeni kopyasını izlemeye gelenler salonu tıklım tıklım doldurmuştu; yaşlı yönetmenin de törene katılması beklenmekteydi.
Artık gelenekselleşen bu tür ön açılış geceleri, Mostra’nın sinematekçi ruhunun izdüşümü olarak da yorumlanabilir. Genellikle İtalyan sinema tarihinden açılan bu klasik sayfalar, sinemasever izleyiciye, güncel olanın gürültüsünün gerisindeki tarihsel süreci yeniden kavrama fırsatı vermekte.
“Yüreği Ağzında”, Tinto Brass’ın, erotizmi henüz sinemasının merkezine yerleştirmediği bir dönemde, tam 60 yıl önce çektiği yenilikçi, farklı bir film. Yaşlı yönetmen sağlık sorunları nedeniyle Lido’ya gelememişti ama, gönderdiği yazılı uzun mesaj, gecenin en güçlü anlarından biri oldu.
Yarışma jürisi başkanı Maggie Gyllenhaal, yönetmen ve senarist Kaouther Ben Hania, besteci ve sanatçı Daniel Blumberg, Francesco Casetti, yönetmen ve senarist Xavier Giannoli, film yapımcısı Shahrbanoo Sadat ve yönetmen ve yapımcı Johnnie To.
YENİLİKÇİ DENEYSEL SİNEMA
“Venedik benim annem, karım ve sevgilim” diyen Tinto Brass, sinema anlayışını da şu sözlerle özetliyordu: “Hikâye koşmaya başlıyorsa, sinema yürümeye devam edemez. (...) Sinema, 1960’ların ortasında kendisini yenilemek, türler arasındaki sınırları parçalamak ve ‘tehlikeli’ biçimsel deneylere girişmek zorundaydı.”
Bienal Başkanı Pietrangelo Buttafuoco, Brass’ı “avangardın henüz gelmediği bir dönemdeki avangard” olarak tanımlarken Mostra’nın direktörü Alberto Barbera, yönetmenin yıllarca yalnızca erotik sinemayla özdeşleştirilmesinin onun “büyük bir deneyci, yenilikçi, polemikçi ve provokatör” kimliğini gölgelediğini vurguladı.
Gerçekten de “Yüreği Ağzında” daha sonraki dönemlerin Brass’ından çok, 1960’ların kültürel patlamasının özgün bir örneği olarak dikkati çekiyor. Jean-Louis Trintignant ve Ewa Aulin’in başrollerini üstlendiği film, bir cinayet ve takip öyküsünü klasik bir polisiye olarak anlatmak yerine onu parçalara ayırıyor. Londra’nın Swinging atmosferinde, pop-art, çizgi roman, reklam estetiği ve yeraltı kültürüyle iç içe geçmiş bir sinema dili geliştiriyor.
TÜRKİYE SERÜVENİ
Brass, görüntüyü hikâyeyi taşıyan bir araç olmaktan çıkarırken bölünmüş ekranlar, grafik bindirmeler, ani yakın planlar, renk ve ışık oyunları, hızlanan kurgu ve çizgi roman karelerini andıran kompozisyonlar, anlatının önüne geçiveriyor.
Tinto Brass’ın Türkiye serüveni de ilginçtir. 1980’lerden itibaren filmleri sansürle karşılaşırken Salon Kitty 1988 tarihli sansür arşivinde “ahlak ve adaba aykırı seks sahneleri” gerekçesiyle reddedilmiştir. Buna karşılık, 1990’larda Anahtar, Paprika, Lola gibi filmleri Türkiye sinemalarında dağıtıma girebilir. Bu nedenlerle, Türkiye’de Brass adı, onun deneyci geçmişinden çok, genelde erotik sinemasıyla özdeşleştirilmiştir.
Oysa Yüreği Ağzında, bu etiketin çok öncesine ait, yeniden keşfedilmesi gereken bir film, Fellini, Antonioni ve Pasolini’nin biçimsel arayışlarıyla aynı dönemin özgürlükçü ruhunu paylaşırken polisiye, pop-art ve deneysel sinemayı tek bir potada eritmeyi başarıyor. Brass’ın asıl radikalliği belki de burada: Sinemayı kurallarına uyarak değil, kurallarını bozarak ciddiye almak.
SALT BİR MURDOCH SUÇLAMASI DEĞİL...
Gelelim Altın Aslan adayı açılış filmine: Danny Boyle, bir belgesel tadında kurguladığı “Mürekkep” (Ink) ile, gerçek olayları belgelemek yerine, senaryosu gerçek kişilere ve gerçek bir döneme yaslanan, özgün bir biyografik dram türü imzalamış. Kaldı ki senaryoyu, 2017’de aynı adlı bir tiyatro oyununu yazan James Graham, doğrudan kendisi kaleme almış.
Filmin merkezindeki kişilerin başında, bugün adı küresel düzeyde tanınan Rupert Murdoch (Guy Pearce yorumluyor) geliyor. 1969’da İngiltere’de henüz uluslararası medya imparatorluğunun sahibi olmayan fakat olağanüstü hırslı genç bir Avustralyalı medya patronu olan Murdoch. Ve onun The Sun gazetesinin başına getirdiği, gazeteyi geleneksel İngiliz basınından tamamen farklılaştırmaya çalışan editör Larry Lamb (Jack O’Connell).
Hikâyenin somut bir çıkış noktası var: Murdoch’un, 1969’da The Sun gazetesini satın alması ve Larry Lamb’ı editör yapması. İkili, satışlarda en büyük rakip olan Daily Mirror’u geçmek için, gazeteciliğin dilini, manşetlerini, görsel anlayışını ve haber seçimini baştan aşağı değiştirecektir.
TABLOİD DEVRİM VE SOSYAL MEDYA
Filmin asıl ilginç yanı da burada zaten. Danny Boyle ve James Graham, yalnızca The Sun’ın kuruluşunu anlatmıyor; bugünkü tabloid gazeteciliğin, hatta sosyal medya dilinin köklerini 169’a götürüyor. Boyle’un kendi ifadesiyle, Murdoch ve Lamb’ın kurduğu model daha sonra Fox News’ten bugün kullandığımız sosyal medya devlerine kadar uzanacak bir anlayışının erken örneğidir.
Bu arada, somut gerçekler doğal olarak bir ölçüde “romanse edilmiş. “Ink” zaten belgesel bir kaynaktan değil, Graham’ın dramatik oyunundan uyarlanmış.
Burada önemli olan nokta şu: Film, tarihsel olayların iskeletine olabildiğince sadık kalmaya özen gösteriyor; ancak karakterlerin karşılaşmaları, motivasyonları, aralarındaki diyaloglar ve bazı dramatik çatışmalar, doğal olarak yeniden yaratılmış.
İngiliz yönetmen, Vanity Fair’e verdiği bir röportajda, Murdoch’u tek boyutlu bir “kötü adam” olarak göstermemeyi özellikle tercih ettiğini söylüyor. Bu yaklaşım, “Ink”i salt bir “Murdoch suçlaması” olmaktan çıkarıp, başarının ve medya gücünün nasıl üretildiğini anlatan daha karmaşık bir portreler galerisine; belli bir medya sistemine ışık tutan alegorik bir filme dönüştürmüş. En önemlisi, “Ink”in 1969’daki tabloid devrimi ile günümüzün sosyal medya dezenformasyonu arasında kurduğu köprü...
StudioCanal/ Media Res/ House Productions yapımı olarak çekilen filmin ABD ve Latin Amerika hakları, iki ay önce Netflix tarafından satın alınmış. Ancak başta Fransa, İtalya ve Almanya olmak üzere birçok ülkede sinema salonlarında da izlenebilecek.
What to Watch
AI outlook — possibilities, not facts
'Ink’ filmi Altın Aslan ödülüne aday kalacak
Possible · Within weeks
Tinto Brass’ın yazılı mesajı festivalde okunacak
Certain · Within hours
Open Questions
- Tinto Brass’ın sağlık durumu güncel olarak nasıl?
- 'Ink’ filmi Altın Aslan ödülünü kazanacak mı?
- Netflix’in ‘Ink’ filmini ne zaman yayınlayacak?





