
Temiz Hava Hakkı Platformu ve Greenpeace bölgedeki kömürlü termik santrallerin zararlarına dikkat çekti
Temiz Hava Hakkı Platformu ve Greenpeace, Afşin-Elbistan bölgesindeki kömürlü termik santrallerin insan sağlığı, tarım ve doğa üzerindeki olumsuz etkilerini incelemek üzere basın gezisi düzenledi.
AI-generated summary
Afşin-Elbistan bölgesindeki kömürlü termik santraller yıllardır çevre ve sağlık sorunlarına yol açmakta, bölgede yeni ünite projeleri ve hukuki süreçler devam etmektedir.
Afşin-Elbistan bölgesinde faaliyet gösteren kömürlü termik santrallerin insan sağlığı, tarım arazileri ve doğal yaşam üzerindeki etkilerine dikkat çekilmesi amacıyla basın gezisi düzenlendi.
Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Gamze Varol ve Greenpeace Avukatı Gökhan Candoğan’ın da katıldığı saha gezisinde bölge sakinleri yaşadıkları sorunları anlattı.
Afşin-Elbistan A ve B termik santrallerinin bulunduğu bölgedeki gezide, santral bacalarından yükselen dumanlar ve kömür faaliyetlerinin çevredeki yerleşim alanlarına etkileri gündeme geldi. Bölgede yeni termik santral ünitelerinin yapılmasına yönelik planlar da tartışılırken, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi öncesinde kömürden çıkış ve adil dönüşüm çağrıları yapıldı.
BİNBOĞA: “5 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUM LÖSEMİYE YAKALANDI”
Çoğulhan Mahallesi sakini Cuma Binboğa, bölge halkının sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını ve birçok ailenin mahalleyi terk ettiğini anlattı. Termik santrallerin yalnızca Çoğulhan’ı değil, çevredeki köyleri de etkilediğini belirten Binboğa, tarım arazilerinin zarar gördüğünü ve hastalıkların arttığını ifade etti.
Binboğa, “Benim çocuğum 2015 yılında, 5 yaşındayken lösemi hastası oldu. Tedavisi için Kayseri Erciyes Tıp Fakültesi'ne gittik. Orada hastaların neredeyse tamamına yakını buralıydı. Korkunç bir manzarayla karşılaştık. Dört yıl Kayseri’de kaldım. Çocuğum iyileşti ama birçok çocuk orada hayatını kaybetti” dedi.
Mahallenin geçmişte çok daha kalabalık olduğunu söyleyen Binboğa, “Buranın nüfusu 10 bine yakındı. Şu anda tahminen 500 kişi kaldı. Kalanlar da genellikle imkanı olmayan, buradan ayrılamayan insanlar ve yaşlılar. Köyümüz yok oldu. Çevremize, Elbistan’a, ovaya zarar verildiğini düşünüyoruz. Biz artık burada sağlıklı yaşamak istiyoruz. Bu santrallerin kapatılmasını istiyoruz” diye konuştu.
“ÜÇ AĞABEYİMİ AKCİĞER KANSERİNDEN KAYBETTİM”
Mahalle sakinlerinden Nurettin Doğan da üç ağabeyini akciğer kanseri nedeniyle kaybettiğini, eşinin de beyin kanseri hastası olduğunu söyledi.
Doğan, “Termik santral yaşam alanlarımızı, tarım arazilerimizi bitirdi. Biz bu santralin derhal kapatılmasını istiyoruz. İnsanlar ya burada kalıp hastalıklarla mücadele edecek ya da burayı terk edecek. Dallarda bir tane kuş yok. Doğa talan olmuş vaziyette. Artık bu şartlarda yaşamak istemiyoruz” ifadelerini kullandı.
AVUKAT CANDOĞAN: “SANTRALDE YAPISAL SORUNLAR TESPİT EDİLDİ”
Greenpeace Avukatı Gökhan Candoğan, bölgede aktif çalışan iki termik santral bulunduğunu, Afşin A Termik Santrali’nin Çelikler Holding, Afşin B Termik Santrali’nin ise Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) tarafından işletildiğini belirtti.
Özellikle Afşin A Termik Santrali’nin teknolojisinin eski olduğunu ifade eden Candoğan, özelleştirme sürecinde gerekli çevresel yatırımların yapılmasının hedeflendiğine ancak bu konuda yeterli ilerleme sağlanmadığına işaret etti.
Candoğan, “Özelleştirme sebeplerinden birisi gerekli çevresel yatırımların yapılması ve santralin devlet tarafından belirlenen emisyon eşiklerine uyabilecek şekilde çalışmasının sağlanmasıydı. Ancak aradan geçen sürede bu yönde ciddi bir adım atılmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta bu sebeple 2020 yılında altı aylık bir süreyle faaliyeti durdurulmuştu” dedi.
Santralin çevre mevzuatına aykırılıklar nedeniyle çeşitli idari yaptırımlarla karşılaştığını söyleyen Candoğan, Greenpeace ve bölge sakinleri adına iki önemli hukuki süreç yürüttüklerini aktardı.
İlk davanın iki yeni ünite ilavesi için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararına karşı açıldığını belirten Candoğan, “İki yeni ünite ilavesi için ÇED olumlu kararı verilmişti. Bu kararın iptali için açtığımız davada keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda ÇED raporunun gerekli nitelikleri taşımadığı tespit edilerek olumlu karar iptal edildi. Bu karar şu anda Danıştay’da temyiz incelemesinde. Yakın zamanda sonuçlanmasını bekliyoruz” dedi.
İkinci davanın ise 2024 yılında santralin bir ünitesine verilen çevre izinlerine karşı açıldığını kaydeden Candoğan, şunları söyledi:
“Bilirkişi incelemesi sonucunda santraldeki eksikliklerin geçici ve giderilebilir nitelikte olmadığı, yapısal sorunlar bulunduğu tespit edildi. Bu yapısal sorunlar nedeniyle santralin çevre mevzuatına uygun çalışmadığı yönünde değerlendirme yapıldı. Mahkemenin yakın zamanda karar vermesini bekliyoruz. Bir yanda devletin, diğer yanda özel bir şirketin işlettiği iki santral var. Bacadan çıkan dumanın griliği ortada. Bunun baca gazı arıtmasının çalışmadığını gösterdiğini düşünüyoruz. İnsan sağlığına ve ekolojik değerlere rağmen bu faaliyetlerin sürdürülmemesi gerekiyor. Türkiye’nin kömürden çıkış için bir kapatma takvimi açıklamasını bekliyoruz.”
PROF. DR. VAROL: “HAVA KİRLİLİĞİ KESİN KANSEROJEN”
Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Gamze Varol ise kömürlü termik santrallerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin bilimsel araştırmalarla ortaya konulduğunu söyledi.
Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin bacalarını göstererek açıklamalarda bulunan Varol, hava kirliliğinin yalnızca santrallerin bulunduğu yerleşim alanlarını değil, rüzgârlarla kilometrelerce uzaktaki bölgeleri de etkileyebildiğini belirtti.
Varol, “Dünya Sağlık Örgütü'ne göre dış ortam hava kirliliği kesin kanserojen. Sadece yakın çevrede yaşayanlar değil, rüzgârlarla kilometrelerce uzağa kadar taşınabilen kirletici partikülleri soluyoruz. Bunlar yalnızca akciğer kanserine neden olmuyor, pek çok sağlık sorununu ağırlaştırıyor ve ortaya çıkma sıklığını artırıyor” dedi.
Kömürlü termik santrallerden kaynaklanan PM2,5 ve PM10 gibi partikül maddelerin yalnızca solunum sistemini etkilemediğini vurgulayan Varol, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu kirleticilerin çok sayıda sistemik etkisi var. Daha anne karnındaki bebeğin büyümesini ve gelişmesini olumsuz etkileyebiliyor. Üreme sağlığı sorunları, kalp ve damar hastalıkları, felçlerde artış, astım ve KOAH ataklarında artış, hastaneye başvuruların artması ve hastanede yatış sürelerinin uzaması gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla bu bacalardan çıkan dumanların genel halk sağlığına yönelik bir tehdit olduğunu söyleyebiliriz.”
Çevre kirliliğinin yalnızca solunan havayla sınırlı olmadığını belirten Varol, bölgede yapılan bazı bilimsel çalışmalarda termik santral çalışanlarında hücresel ve genetik etkilenmelere, çevrede yetiştirilen ürünlerde ise kirleticilerin bulunabileceğine ilişkin bulgular elde edildiğini söyledi.
Varol, “İnsan sağlığını, ekosistem, çevre ve hayvan sağlığıyla bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Kirleticiler yalnızca havada değil, toprakta ve suda da bulunabiliyor. Ürün yetiştirdiğimiz toprakta ya da kullandığımız suda bulunan bu maddeler sağlığımızı kısa ve uzun vadede farklı boyutlarda olumsuz etkileyebiliyor” diye konuştu.
DALKANAT: “400 BİN DÖNÜM TARIM ARAZİSİ ZARAR GÖRDÜ”
Afşin-Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Sözcüsü Mehmet Dalkanat ise bölgedeki kömürlü termik santral faaliyetlerinin yaklaşık 50 yıllık geçmişi bulunduğunu belirterek, yeni santral projelerine karşı mücadele ettiklerini söyledi.
Elbistan Ovası’nda 1975'te düşük kalorili linyit rezervlerinin tespit edildiğini ve bu kaynakların elektrik üretiminde kullanılması amacıyla altı termik santral planlandığını anlatan Dalkanat, bugün bunlardan ikisinin faaliyette olduğunu belirtti.
Dalkanat, “Üçüncü santrali yapmak istediklerinde A ve B termik santrallerinin çevreye verdiği yıkım görünür hâle gelmişti. Biz de bundan sonrasını kaybetmemek için üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı santrallere izin verilmemesi amacıyla Afşin-Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu'nu oluşturduk. Mücadelemiz devam ediyor” dedi.
Afşin-Elbistan Ovası’nın Türkiye’nin önemli tarım alanlarından biri olduğunu belirten Dalkanat, kömür madenciliği ve santral faaliyetleri nedeniyle geniş tarım arazilerinin üretim dışı kaldığını anlattı.
Dalkanat, “Afşin-Elbistan Ovası Türkiye’nin dördüncü büyük ovası ve tahıl ambarı. Burada yetişmeyen tahıl çeşidi yoktu. Yaklaşık 50 yıllık süreçte 400 bin dönüm arazinin zarar gördüğünü söylüyoruz. Bu topraklar ülkenin tahıl üretimine katkı sağlayabilecek alanlardı” ifadelerini kullandı.
Santrallerin çevresinde ağaçlandırma çalışmalarından beklenen sonucun alınamadığını bildiren Dalkanat, “ÇED raporlarında burada yeniden bağlar, bahçeler yetişeceği, ormanlar oluşturulacağı belirtiliyor. Ancak uygulamada bunun örneğini göremiyoruz. İlk dönemlerde dikilen ağaçlar gelişmedi, bir metreyi geçemedi. Eskiden burada üzüm bağları, elma bahçeleri vardı. Altınelma köyü elmasıyla meşhurdu. Şimdi bir tane elma bulamazsınız. Termik santrallerin ekolojik çevreye verdiği zarar bitki örtüsünü de etkiliyor. Tarlalarda kül nedeniyle ciddi ürün kayıpları yaşanıyor” diye konuştu.
COP31 İklim Zirvesi öncesinde Türkiye’nin Afşin-Elbistan’daki sorunları dikkate alması gerektiğini söyleyen Dalkanat, “İklim zirvesine ev sahipliği yapacak Türkiye’nin burada yaşananları görmesi gerekiyor. Sağlık üzerindeki etkiler en önemli sorunlarımızdan biri. İnsanlar farkına varmadan yavaş yavaş ölüyor. Biz yeni termik santrallerin yapılmasını istemiyoruz” ifadelerini kullandı.
AI outlook — possibilities, not facts
Danıştay ÇED olumlu kararına karşı açılan davanın temyiz incelemesini sonuçlandıracak.
Likely · Within months
Mahkeme çevre izinlerine karşı açılan ikinci davada karar verecek.
Likely · Within weeks
The General Directorate of Meteorology warned against negativities such as floods, floods and transportation disruptions due to heavy rains expected to be effective in the southwestern and southeastern parts of the country starting today.

Murat Kurum, Minister of Environment, Urbanization and Climate Change, announced that Türkiye's recovery rate increased to 37 percent in 2025 and 520 million packages were collected with the Returnable Packaging System.

It was determined that the 4 workers who lost their lives in the tornado that hit Antalya were caught in the disaster while they were watching the derby match in the container. In the incident, two containers were thrown and the tower crane overturned.
According to WMO's Greenhouse Gas Bulletin, atmospheric levels of carbon dioxide and other key greenhouse gases will reach record highs by 2025. The carbon dioxide concentration was 426.8 parts per million.

The containers where the workers were staying were blown away by the tornado that occurred in a construction site in Antalya's Kepez district; 4 workers lost their lives and 2 workers were injured. Experts drew attention to the increasing construction and population on the coasts.

The heavy rain, which increased its effect during the night hours in Istanbul, caused floods in Tuzla and Pendik on the Anatolian Side. Meteorology warned against heavy rainfall and negativities across the country.