
AK Parti MKYK toplantısı sonrası terörle mücadele, Suriye, Rusya-Ukrayna savaşı ve İsrail'in politikaları hakkında değerlendirmeler.
AI-generated summary
AK Parti MKYK, Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantıda terörle mücadele, bölgesel çatışmalar ve dış politika konuları ele alındı.
AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu:
Bugün aramıza katılan belediye başkanı arkadaşlarımıza tebriklerimizi iletiyoruz.
A Milli Kadın Voleybol Takımı başarı elde etti. Bu başarıyı üst düzey elde ettiler. Bütün Türkiye'yi birleştirdiler. Ay yıldızlı bayrağımızı gönderde dalgalandıran, hepimize son derece mutluluk veren başarılara imza atıyorlar. Bunu da çok güzel bir şekilde takım ruhuyla genç arkadaşlarımıza, genç kardeşlerimize örnek olacak ve ilham kaynağı olacak şekilde yapıyorlar. Her düzeyde bir çaba ortaya koyuyorlar. Bütün takımın yöneticilerine, tabii ki değerli oyuncularımıza bir kere daha tebriklerimizi iletiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın şimdiye de kabulleri sırasında oyuncularımız çok güzel açıklamalar yaptılar. Ama özellikle genç arkadaşlarımızın takımımızın kaptanı Eda Hanım'ın yaptığı konuşmayı dinlemesini çok öneririm. Çok kıymetli, kapsayıcı, çok zayıf bir şekilde takımı, kendisini, yapmak istediklerini, gençler için yapmak istediklerini ortaya koyan bir açıklama yaptı. Son derece kıymetliydi. Bütün yöneticileri ve tabii ki Sultanlarımızı bir kere daha tebrik ediyoruz. Bundan sonra çok daha büyük bir başarıya imza atılacağına dair hiçbir kuşkumuz yok.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ
Değerli arkadaşlarım, gündemimiz çeşitli konularla ilgili olarak takibimiz devam ediyor. Tabii Türkiye süreci ve terör bölge süreci takip ediyoruz. Mecliste yüksek bir oyla kabul edilen yasadan sonra biliyorsunuz Cumhurbaşkanı yardımcımızın başkanlığında bir kurul kuruldu. Bu kurul toplantısını yaptı. Alt komisyonlar belirlendi. Bundan sonrasında da bu silahsızlanma, örgütün tasfiyesi süreci takip edilecek. Kitabında belirttiğimiz gibi bu fesih ve tasfiye süreci tamamlandıktan sonra yasadan faydalanma mümkün olacak. Teyit edildikten sonra tabii silahsızlandırma kapsamında ilgili kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çerçevede sürekli muhataplarıyla yoğun bir mesai içerisindeler. Bu tabii terör Türkiye süreci, terör bölge süreci iç içe olduğu için aslında tek bir tanımı ifade ettiği için tabii ki komşu ülkelerle, terör örgütünün bulunduğu ülkelerdeki yöneticilerle yoğun hükümetlerle yoğun bir şekilde muhataplarımızla bu çalışmaları sürdürüyoruz.
SURİYE'DEKİ SON DURUM
Tabii bu başlık altında en önemli konulardan bir tanesi Suriye'deki durumdu. Suriye'deki durum, Suriye'nin Esad rejiminin karanlığından çıkmasından sonra daha da kritik bir hâl almıştı. Yukarıda SDG'nin oluşturduğu yapı, güneyde ayrılıkçı bir düzey yapılanması, çeşitli şekillerde ortaya çıkan etnik ya da dini provokasyonlar süreci daha önemli hâle getirmişti. Gelinen noktada biz hep şunu söyledik. Irak için ayrı bir model söz konusu olabilir örgütün feshi açısından, İran için ayrı olabilir, Avrupa için ayrı ve Suriye için ayrı olabilir diye. Burada gelinen noktada SDG'nin feshedilmesi gerektiğini ve silahlı unsurlarının aradan arındırılarak terörist unsurlardan ve Suriyeli olmayan unsurlardan arındırılarak Suriye'ye entegre olması gerektiğini ifade etmiştik. Şu an SDG feshedildi. Oradaki entegrasyon sürecini yakından takip etmeye devam ediyoruz. Çünkü bunun sahada gerçekleşmesi, yani bu fesih süreçlerinin teoride ve retorikte kalmamasının sahada gerçekleşmesinin bölgedeki herkes için, bütün etnik gruplar için, bütün dini gruplar için son derece iyi bir geleceği inşa edeceğine inanıyoruz.
'TÜRKİYE BİRLİĞİNİ HER ZAMAN KORUMUŞTUR'
Sürecinin ne kadar kıymetli olduğunun, bu bölgeye daha çok kan vadedenlerin planlarının bozulması bakımından ne kadar stratejik olduğunun görüldüğünü değerlendiriyoruz. Tabii önemli olan konu şudur. Nihayetinde kahraman şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin büyük fedakârlıklarıyla terör vasıtasıyla ülkemize verilmek istenen zararlar her zaman engellenmiştir. Türkiye birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini ve ortak gelecek, kaderdaşlık, duygudaşlık dünyasını her zaman korumuştur. Bunun korunmasının bundan sonrasında çok daha kıymetli olduğunu görüyoruz.
Herkesin makul bir dil kullanması gerekir. Burada da aslında çok basit bir ölçü vardır. Kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde başkalarıyla köprü mü kuruyor, araya duvar mı örüyor? Eğer kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde hareket ederken meşru odakları muhatap alırken daha çok köprü kuruyorsa, kendini mağdur hisseden, dışlanmış hisseden, ötekileştirilmiş hisseden insanlarla arada daha çok köprü inşa ediyorsa doğru bir dildir ve bugünün dünyasının ihtiyaç duyduğu dildir.
Ama çok doğru şeyler söyleseniz bile araya duvar örüyorsanız, bu kesinlikle doğru sonuçlar doğurmayan bir dildir. Bir de tabii doğru şeyler söylemeyip etnik aşırılık, mezhepçi aşırılık, dini istismar eden aşırılık üzerinden çeşitli duvarlar inşa edilmeye çalışıldığı zaman, aslında bunun hiçbir etnik ya da dini gruba faydasının olmadığını, birtakım Siyonist ve emperyalist hesapların muhasebe kaydı olarak ortaya çıktığını şimdiye kadar defalarca gördük.
Onun için her bakımdan sağduyulu bir dil kullanmak önemlidir. Kapsayıcı, kuşatıcı bir dil kullanmak önemlidir. Bunun yanı sıra tabii ki kapsayıcı ve kuşatıcı siyasetlerin ortaya konulması önemlidir. Yani dil sadece havada kalan, askıda kalan bir şey olmamalıdır. Somut bir gerçekliği ifade etmelidir. Onun için marjinal ajandalar yerine daha büyük ufuklara bakabilmek, daha kapsayıcı bir gelecek ufku üzerine konuşabilmek önemlidir. Bir diğer konu da budur. Gerçekten konuşulan şeyler geleceğin daha iyi olmasına mı hizmet ediyor? Yoksa geleceğe dönük olarak birtakım kaldıraçlar vasıtasıyla yeni provokasyonların, toksik birtakım süreçlerin, yeni travmaların yaratılmasına mı yol açıyor? Buna iyi bakmak gerekir.
TOKSİK YAPIDAN HERKES UZAK DURULMALI
Yani kullanılan dilin, üretilen siyasetin, durulan yerin toplamda herkes için daha çok oksijen üretmesi lazım. Toksik yapıdan herkesi daha çok uzak tutması lazım.
Dünyanın geçtiği bu dönem, bütün kurumların parçalandığı, bütün değerlerin paramparça olduğu, şimdiye kadar bugün medeni dediğimiz bütün ilkelerin, prensiplerin, uluslararası hukuk normlarının darmadağın olduğu bir dönem. Biz her şeye rağmen medeni bir hayatı, kurallara dayalı bir düzeni, demokratik bir siyaseti, ilkelerin çalıştığı bir kamusal alanı, toplumsal düzeyde etnik ya da mezhebi temelde bölünme ve referans verme üzerine değil, ortaklıklar üzerine, ortak duygular, ortak yaşanmışlıklar ve ortak gelecek üzerine konuşan bir yaklaşım sergilemeliyiz.
Bugünün dünyasında en kolay şey, her yerde görüyoruz, demokrasi düşüncesi büyük yaralar alıyor, demokrasi düşüncesi büyük saldırılar altında. Artık liberal faşizm diye kitaplar yazılıyor. Yani liberalizmin imkân ve kabiliyetlerinden faydalanıp yapay zekâ ya da işte tekno-oligarkların kurduğu dünyayla insanlığın yeni tehditlerle karşı karşıya kaldığı bir durum var. Dün de evvelsi gün de gündemdi, biliyorsunuz. Yapay zekâ şirketlerinde çalışan birisinin yaptığı açıklama, insanlığa dönük uyarısı. Tüm bunun içerisinde daha çok parçalanma, mikromilliyetçilikler, mikro birtakım ideolojik ajandalar daha büyük kötülüklere hizmet eder.
İlk başta bu ajandaları kullanan kişiler belli bir etnik grubun, mezhep grubunun ya da dini grubun çıkarlarını savunduklarını düşünürler. Ama aslında büyük devletlerin, büyük oyuncuların çıkarlarına hizmet etmekten başka bir işe yaramazlar.
RUSYA - UKRAYNA SAVAŞI
Değerli arkadaşlarım, bir diğer konu Rusya-Ukrayna savaşını yakın bir şekilde takip etmeye devam ediyoruz. Maalesef bir sürü masa kurma girişiminden sonra gelinen noktada Rusya-Ukrayna savaşı uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönmüştür ve bir döngü içerisinde günlük taktiksel kazanımlarla iki tarafın da birbirini yoğun bir şekilde yıprattığı bir hâle gelmiştir. Ve burada savaşın seyrini değiştirecek hiçbir şey olmamasına rağmen taktiksel kazanımlar üzerinden bu yıpratma savaşı devam etmektedir.
Birincisi, bu her bakımdan kötüdür. Yani insan hayatının bu kadar karşılıklı olarak birçok insanın ölmüş olması, insan hayatının tehlikeye atılmış olması tabii ki en baştaki konudur. Onun dışında savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma ihtimali, NATO, Avrupa Birliği çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalar, maalesef daha ileri düzeyde silahların kullanılmasından bahsedilmesi, tabii ki Karadeniz'deki durum son derece sakıncalı bir hâle gelmiştir. Hususen burada Karadeniz'deki sivil Türk gemilerinin hedef alınmasının da son derece reddedilmesi gereken bir durum olduğunu ifade ediyoruz.
Şimdiye kadar Rusya kaynaklı 8, Ukrayna kaynaklı 35 Türk işletmeli gemi maalesef hedef alınmıştır. Bu savaş ortamında maalesef böyle bir tablo ortaya çıkmıştır. Bu konudaki uyarılarımızı sürdürüyoruz. Bu konudaki hassasiyetlerimizi ve takibimizi en üst düzeyde devam ettiriyoruz. Ama kısır döngünün bir an evvel sona ermesi, İstanbul'da bir masa kurularak muhakkak surette artık bir sonuca varılması gerekmektedir.
"DAHA UZUN SÜRELİ SAVAŞ DÜNYANIN HER TARAFINI ETKİLEYECEK"
Tabii dünyanın aynı anda birden çok bölgesinde savaşın olduğu bir dönemdeyiz. Bu da tedarik zincirlerinden tutun da küresel barış, bölgesel barış konularını doğrudan olumsuz etkileyen bir durum. Maalesef Amerika Birleşik Devletleri'nin ve İsrail'in İran'a saldırısından sonra herhangi bir barış zemini kurulamadı. Bu haksız ve hakkaniyetsiz saldırının arkasından İslamabad Mutabakat Zaptı ortaya çıkmıştı. Barış için bir umut olarak bu değerlendirilmişti ve düşünülmüştü. Ama şimdi barış için bir umut olan İslamabad Mutabakat Zaptı'nın Hürmüz Boğazı'ndaki çatışmalar sebebiyle tamamen işlevsiz kaldığını söylemek yanlış olmaz.
Tabii İran'a dönük olarak daha çok ekonomik yaptırımın uygulanması, İran'daki rejimin İsrail'in ajandası çerçevesinde hedef alınmasının aslında hiçbir sonuç getirmeyeceği de ortadadır. Daha uzun süreli bir savaş dünyanın her tarafını etkileyecek. Hürmüz Boğazı'nın kapalı olmasının ya da Hürmüz Boğazı'ndaki çatışmalı ve gergin durumun dünyanın her tarafına daha yoğun bir şekilde sızan sonuçları olacaktır. Bunun yolu savaşı yoğunlaştırmak, İsrail'in ajandası doğrultusunda İran'a daha çok saldırmak değil, tam tersine bir an evvel barışın sağlanacağı bir ortamın tesis edilmesine çalışmaktır.
Sayın Cumhurbaşkanımız savaşın başladığı andan itibaren çatışmanın daha derinleşmemesi için ve sivil kayıpların durdurulması için büyük bir inisiyatif ortaya koydu. İslamabad Mutabakat Zaptı'nın ortaya çıkmasında da Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesinin çok büyük katkıları oldu. Provokasyonlardan kaçınma ve yeniden müzakere masasına dönülmesi konusunda da Sayın Cumhurbaşkanımız diplomasi trafiğini devam ettiriyor.
Tabii bütün bir bölgeye baktığımızda sorunun kaynağı Netanyahu hükümetidir. Yani bugün Lübnan'da, Suriye'de, İran'da ve diğer alanlardaki bu ortaya çıkan tablo Netanyahu hükümetinin saldırganlığı ve soykırımcı politikalarının neticesi olarak ortaya çıkmıştır. En son biliyorsunuz yeni yerleşim yerleri ilan etmişlerdi. Fakat ilan ettikleri yeni yerleşim yerleri çok stratejik yerler. İki devletli çözümü tamamen imkânsız kılacak şekilde yeni yerleşim yerleri ifade ediyorlar, ortaya koyuyorlar. Bunun ihalesini yapmaya hazırlanıyorlar. Tabii buna İngiltere ve Avrupa Birliği'nin çok güçlü bir şekilde karşı çıkması ve belki de ilk defa İsrail'in bu eylemlerinin etnik temizlik olarak onlar tarafından bu şekilde adlandırılması artık vahşetin hangi boyutlara geldiğini göstermektedir.
"SORUN İSRAİL'İN SOYKIRIMCI POLİTİKALARIDIR"
Cumhurbaşkanımız bu İsrail saldırganlığının başladığı dönemlerde Netanyahu'nun soykırımcı şebekesine karşı en güçlü sesi, en güçlü sözü İnsanlık İttifakı olarak ortaya koyduğunda İnsanlık İttifakı'nın son derece şahsiyetli üyeleri benzer doğrultuda açıklamalar yapıyorlardı. Fakat bazıları geri duruyordu ya da daha işte ortalama açıklamalar yapmaya çalışıyorlardı. Ama bugün geri duranların bile artık bu çizgi dışında bir açıklama yapma imkânının kalmadığını kabul ettikleri bir durumla karşı karşıyayız.
Dolayısıyla burada sorun, bazen bize böyle soruyorlar; Türkiye-İsrail arasındaki bir gerilim var mı? Bu gerilim nereye evrilir diye. Sorun Türkiye-İsrail arasındaki gerilim değildir. Sorun İsrail'in dünyanın tamamıyla neredeyse arasında yaşadığı gerilimdir. Sorun İsrail'in ve Netanyahu hükümetinin bölgenin tamamıyla yaşadığı çatışmacı, gerilimci ve soykırımcı politikalardır. Sorun İsrail'in uluslararası hukukun bütün normlarına, kurala dayalı düzenin bütün temellerine ve İnsanlık İttifakı'nın bütün değerlerine yaptığı saldırıdır. Dolayısıyla soykırımcı bir şebekeyle karşı karşıya konulduğumuzun adının konulması gerekmektedir.
"İSRAİL'İN SINIRLARI NERESİDİR?"
Bir diğer konuda şu tabii. Sürekli olarak bu yerleşimci ya da yerleşim yerleri diye birtakım ifadeler kullanılıyor. Daha önce de ifade ettim bunu. Bunlara yerleşimci denmesi, bunu masumlaştıran bir şey. Yerleşimci değil o kişi. Filistinli ailenin toprağını çalan, Filistinli, öz vatanındaki toprağını çalan kişi. Yerleşim demek işgal demek, hırsızlık demek, utanmaz bir ikiyüzlülük demek. Yani bu dilin muhakkak surette değişmesi lazım. Yerleşimci diye bir şey yok. Hırsız diye bir şey var. İşgalci diye bir şey var. Ve bunu giderek dozunu artıran bir şekilde yapıyorlar.
Türkiye'nin buna en güçlü şekilde karşı çıktığı zamanlarda, Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler kürsüsünden defalarca bunu ifade ettiği zamanlarda yeterince ses çıkmıyordu. Ama işte dün de, evvelsi gün de gördünüz, İngiltere ve Avrupa Birliği ülkeleri de benzer doğrultuda açıklamalar yaptılar. Burada şunu unutmamak gerekir. Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler kürsüsünden sorduğu bir soru var. Haritayı göstererek, 1948'den bu tarafa İsrail'in işgal haritasını göstererek sorduğu soru: İsrail'in sınırları neresidir? Bugün İsrail'in sınırlarının neresi olduğunu bilen yok. Çünkü İsrail bu belirsizlik üzerinden işgal politikasını, yerleşimci adı altında da hırsızlık politikasını sürdürmeye devam ediyor.
Dolayısıyla uluslararası açısından baktığınızda, İsrail'in kendi sınırlarını belli etmemesi bile aslında işte bahsettiği Arz-ı Mevud, dahi David Koridoru'nu kuracağız gibi birtakım ifadelerle çok geniş bir işgal politikasını sürdürmeye çalıştığını gösteriyor. Dolayısıyla bugün uluslararası toplum, İnsanlık İttifakı sadece Gazze'yi değil, sadece Batı Şeria'yı değil, sadece Doğu Kudüs'ü değil, esasında bütün insanlığı tehdit eden bir şebekeyle karşı karşıyadır. Bu bir ülkenin meselesi, iki ülkenin meselesi ya da sadece bölge ülkelerinin meselesi değil. İnsanlık İttifakı dediğimiz bu değer kümesini savunan bütün insanların meselesi olarak ele alınmalıdır. Şimdi daha utanmazca, daha saldırgan bir aşamaya geçtiler. İsrailliler diyerekten kendilerine, kendilerinin açıkça seçilmiş insanlar olduğunu ifade eden bakanları var. Ondan sonra da Gazze'dekilerin, Filistinli kardeşlerimizin tırnak içinde gönüllü göçünden bahsediyorlar.
Bundan başka bir anlam ifade etmediğini biz biliyoruz. Gönüllü göç, gönüllü sürgün, almak isteyen ülkeler var mı gibisinden yaklaşımlar esasında daha büyük birt
AI outlook — possibilities, not facts
Türkiye'nin Suriye'deki entegrasyon sürecini yakından takip etmeye devam etmesi.
Very likely · Within months

US President Donald Trump changed his previous prediction, saying the war with Iran could end before the November 3 Congressional midterm elections; He denied Iran's claims that the attacks on the US base in Jordan damaged American planes.
US President Donald Trump has changed his previous prediction about when the war with Iran will end, saying it will end after the elections or perhaps sooner. He also denied reports that an Iranian missile aimed at the US base in Jordan had damaged American aircraft.

Family Solidarity Network (ADA) protested the hearing conditions and detention periods at the 44th meeting of the IMM Case in Silivri and called for a fair trial.

After the AK Party MKYK meeting, 4 mayors who resigned from CHP and Re-Welfare Party joined the AK Party. Recep Tayyip Erdoğan wore the badges.

CHP spokesman Müslim Sarı announced the party congress calendar: neighborhood congresses will start on November 11, district congresses will start on December 12, provincial congresses will start on January 16, and all congresses will be completed on February 14. The congress date will be determined by the Party Assembly after these dates. Sarı also criticized the Üsküdar and Yüreğir municipal election results, made allegations of treason and said that there was no contact with the Mayor of Foça. He also evaluated Mansur Yavaş's participation in the September 9 event.

AKP Spokesperson Ömer Çelik evaluated the meeting of Ankara Metropolitan Municipality Mayor Mansur Yavaş with President Erdoğan. Çelik stated that the meeting was held on Ankara's problems and investments and that it was extremely natural.