
Deprem Bilim Kurulu üyeleri, Adalar fayı çevresindeki mikro deprem aktivitesinin büyük bir depremin habercisi olarak yorumlanamayacağını belirtti.
Marmara Denizi Adalar fayı çevresinde yaşanan mikro deprem hareketliliğine ilişkin açıklama yapan bilim insanları, bu sarsıntıların büyük bir depremin öncüsü olduğuna dair bilimsel bir kanıt bulunmadığını ve spekülasyonlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.
AI-generated summary
Marmara Denizi Adalar fayı hattında son günlerde 3,2 büyüklüğüne varan mikro depremler kaydedildi. Bölgedeki sismik hareketlilik 1999 Kocaeli-Düzce depremlerinden bu yana belirli aralıklarla devam etmektedir.
Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, depreme ilişkin açıklama yaptı.
Salı gününden beri belirli kümelenmeler oluşturacak şekilde büyüklüğü 3,2'ye varan 170'in üzerinde mikro deprem aktivitesi yaşandığına işaret eden Sözbilir, "Depremlerin önemli bir bölümü Adalar fayına yakın noktada gerçekleşiyor." dedi.
AFAD çözümlerine göre sarsıntıların 5 ila 13 kilometre derinlikte, farklı odak mekanizmalarıyla gerçekleştiğini aktaran Sözbilir, şöyle devam etti:
“Bugün elimizde, bir mikro deprem kümesinin büyük depremin habercisi olduğunu önceden ayırt edebilecek güvenilir bir yöntem yoktur. Bir depremin 'öncü şok' olduğu ancak arkasından büyük deprem geldiğinde geriye dönük olarak anlaşılabilir.”
"1999 DEPREMİNDEN BERİ HAREKETLİLİK SÜRÜYOR"
Sözbilir, "Bölgedeki mikro deprem aktivitesi 1999 Kocaeli-Düzce depremlerinden beri, belirli aralıklarla devam ediyor, tabii ki belirli ölçeklerde gerilimi ve stresi azalttığını söyleyebiliriz." diye konuştu.
Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Aktuğ ise bölgedeki fay mekanizması ve hareketliliğe ilişkin, "Bu fayın aktivitesiyle ilgili literatürde farklı görüşler var. Mevcut küçük ölçekli depremler, fayın bütününe yönelik kesin bir sonuca ulaşmamız için tek başına yeterli veri sağlamıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin farklı bölgelerinde de zaman zaman benzer sismik kümelenmelerin kaydedildiğini belirten Aktuğ, bu tür küçük hareketliliklerin doğrudan büyük bir depremin habercisi veya öncüsü olarak yorumlanmasının bilimsel temeli olmadığını kaydetti.
Bir depremin öncü niteliği taşıyıp taşımadığının ancak olası bir ana şok sonrasında geriye dönük anlaşılabileceği, mevcut tablonun ise spekülasyondan uzak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Aktuğ, depremlerin fay üzerindeki dağılımına ilişkin şunları söyledi:
"Depremlerin fay doğrultusu boyunca dağılımını incelediğimizde zamana bağlı bir korelasyon görmüyoruz, yani depremsellik fay boyunca ilerlemiyor. Adalar fayı yaklaşık 44 kilometrelik bir hat ve aktivite bunun yalnızca 7 kilometrelik çok sınırlı, lokal bir kesiminde yaşanıyor. Kademeli bir tetiklenmeye işaret eden herhangi bir derinlik veya doğrultu göçü gözlemlemiyoruz. Dolayısıyla bu veriler, bir sonraki büyük depremi tetikleyecek bir örüntü sunmuyor."
Vatandaşların yalnızca AFAD ve yetkili resmi kurumların açıklamalarını dikkate alması gerektiğini vurgulayan Aktuğ, temelsiz iddiaların ve kontrolsüz açıklamaların kimi zaman doğrudan konut fiyatlarını, arsa değerlerini ve sigorta piyasalarını etkilemeye yönelik spekülatif bir enstrümana dönüşebildiğine dikkati çekti.
Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış da Marmara Denizi Adalar fayı üzerinde son günlerde kaydedilen hareketliliğe ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"Bunlar bizim geri plan depremselliğimiz dediğimiz küçük küçük parçaların kırılması sonucu oluşur." açıklamasını yapan Barış, Türkiye genelinde benzer süreçlerin sıklıkla yaşandığını söyledi.
Barış, "Defalarca bu tür deprem etkinlikleri oldu ve arkasından ne orta büyüklükte ne de büyük bir deprem oldu. 60 ya da 70 depremden sonra büyük deprem olması gerekir diye bir koşul yoktur." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan Barış, spekülasyonlar yerine AFAD gibi yetkili kurumların verilerine itibar edilmesini istedi.
Barış, can ve ekonomik kayıpların önüne geçmek için risk yönetiminin merkeze alınması gerektiğinin altını çizerek, sivil toplum kuruluşları, iş yerleri ve ailelerin kendi acil durum afet planlarını eksiksiz hazırlaması çağrısında bulundu.

arXiv'de yayımlanan bir çalışma, 2025'te tıp makalelerinin %77'sinde yapay zekâ kullanıldığını ortaya koydu. Uzmanlar, 'halüsinasyon' riski ve bilimsel özgünlüğün kaybı konusunda uyarılarda bulunarak, akademik süreçte şeffaflık çağrısı yapıyor.
Necmettin Erbakan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Çaycı, tarihsel kaynaklar ve saha araştırmalarının Miryokefalon Savaşı'nın Konya'daki Bağırsak Boğazı'nda gerçekleştiğini kanıtladığını açıkladı. 15-17 Eylül'de savaşın 850. yılına özel bilimsel bir çalıştay düzenlenecek.

Polonya'nın Pien köyündeki sıra dışı mezarlıkta yapılan araştırmalar, vampir sandıkları Zosia adlı kadının kökenini ve mezarlıktaki diğer anormal gömüleri gün yüzüne çıkardı.
Japonya, Almanya ve İspanya'dan araştırmacılar, kedilerin idrarındaki koku sayesinde birbirlerini ayırt etmelerini sağlayan, bireye özgü bir yağ asidi keşfetti. Çalışma, vahşi kedigillerde de benzer farklılıklar olduğunu ancak iletişimdeki rolünün henüz kanıtlanmadığını gösteriyor.

Ankara'nın Bahçelievler-Emek bölgesinde bulunan ve bugüne kadar hiç kazılmamış MÖ 800-550 yıllarına ait BT10 Tümülüsü'nde bilimsel kazı çalışmaları başladı. Prof. Dr. Atakan Akçay başkanlığındaki ekip, bölgeyi bir arkeoparka dönüştürmeyi hedefliyor.

TÜBİTAK Bilim Olimpiyatları Programı kapsamında desteklenen Türk öğrenciler, bilgisayar, yapay zeka ve coğrafya dallarında düzenlenen dört farklı uluslararası organizasyonda toplam 15 madalya kazanarak Türkiye'yi başarıyla temsil etti.