
Adana Bölge Adliye Mahkemesi, eksik bilirkişi incelemesi ve HTS kayıtları gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını bozdu.
AI-generated summary
Hatay'ın Antakya ilçesinde 6 Şubat depremlerinde yıkılan Cemil Çapar Apartmanı'nda 52 kişi hayatını kaybetmiştir. Yerel mahkemenin verdiği hapis cezaları, istinaf mahkemesi tarafından eksik araştırma gerekçesiyle bozulmuştur.
Hatay'ın Antakya ilçesine bağlı Gazi Mahallesi'ndeki Cemil Çapar Apartmanı'nın 6 Şubat depremlerinde yıkılması sonucunda bina sakinlerinden 52 kişi hayatını kaybederken, binanın yıkılmasının ardından çıkan yangın nedeniyle bazı kişilerin naaşlarına ulaşılamadı.
Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 12 Aralık 2025'te görülen karar duruşmasında, yapı sahipleri ve müteahhitler Mehmet Özkan ile Yusuf Özkan, şantiye şefi ve statik proje müellifi Mehmet Güçlü, yapı denetim firmasının yetkilileri Habip Turhaner ile Bülent Kimyon ve kontrol elemanı Levent Numanoğlu hakkında "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan 17 yıl 6 ay hapis cezası verilirken, statik proje ve uygulama denetçisi Mehmet Tokdemir beraat etti.
Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı, depremde yakınlarını kaybedenlerin avukatları ile sanık avukatlarının kararı temyiz etmesi üzerine dosya Adana Bölge Adliye Mahkemesi'ne taşındı.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi, yapılan itirazları değerlendirdi.
Daire, sanıklara verilen hapis cezalarının "bilinçli taksir" nedeniyle artırımı yapılırken, sanıkların hangi davranışlarıyla neticeyi öngördükleri açıklanmadan, "...eylemlerinde bilinçli taksirle hareket ettikleri anlaşılmakla bilinçli taksir hükümleri uygulanmak suretiyle cezalarında takdiren ve teşdiden 1/2 oranında arttırım yapılmış" şeklindeki gerekçeden yoksun ibarelere dayanılarak, her bir sanığa hükmolunan cezada üst sınırdan artırım yapılmasına dikkati çekti.
Kararda ayrıca, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında alınan iki farklı bilirkişi raporu arasındaki çelişki vurgulanarak, İstanbul Teknik Üniversitesi veya başka bir teknik üniversiteden yeni bir bilirkişi raporu alınmadan hüküm kurulması eleştirildi.
Daire, sanıklar Levent Numanoğlu ve Mehmet Tokdemir hakkında verilen kararların eksik araştırmaya dayandığını belirtti. Daire, sanıkların 4 Mayıs 2010-21 Ekim 2011 tarihleri arasındaki HTS kayıtları ile baz istasyonu verilerinin incelenmesi, diğer sanıklarla görüşme yoğunluklarının belirlenmesi ve SGK kayıtlarının değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Daire ayrıca, Numanoğlu hakkında imzanın kendisine ait olabileceğine ilişkin kesin kanaat içermeyen rapora dayanılarak mahkumiyet, Tokdemir hakkında ise imzaların kendisine ait olup olmadığı konusunda kesin kanaat bildirilemeyen rapora dayanılarak beraat kararı verilmesini hukuka aykırı buldu.
Sanıkların imza örneklerinin ve yapı denetim şirketine ait belgelerin toplanarak Adli Tıp Kurumu'nda yeniden imza incelemesi yapılması gerektiğini belirten Daire, eksik araştırmayla hüküm kurulamayacağını ifade etti.
Daire, Başsavcılık ve tarafların istinaf başvurlarını yerinde görerek hükmün bozulmasına karar verdi. Sanıklar Mehmet Özkan ve Mehmet Güçlü'nün tutukluluk hallerinin devamına, dosyanın yeniden incelenmek ve hüküm kurulmak üzere kararı bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine hükmetti.
Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi, istinafın bozma kararının ardından sanıklar Mehmet Özkan ve Mehmet Güçlü'nün tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme, yeni bilirkişi raporu alınmasına, sanıkların HTS ve baz istasyonu kayıtlarının incelenmesine ve Levent Numanoğlu ile Mehmet Tokdemir'in imzalarının Adli Tıp Kurumu'nda yeniden incelenmesine hükmetti. Bozma sonrası duruşma 6 Kasım'da görülecek.
Müşteki avukatlarından Seher Eriş Turgut, süreci şöyle değerlendirdi:
"Cemil Çapar Apartmanı dosyasında verilen bozma kararı, 52 kişinin hayatını kaybettiği olayda maddi gerçeğin ve ceza sorumluluğunun tüm yönleriyle ortaya çıkarılması bakımından önemlidir. Binanın yaklaşık 8 saniye içerisinde yıkılmış olması ve aynı cadde üzerinde bulunan diğer yapıların yıkılmadığı bir tabloda Cemil Çapar Apartmanı'nın tamamen yıkılması, yapının projelendirilmesi, inşası, kullanılan malzemeler ve denetim sürecinin ayrıntılı biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi, HTS ve baz istasyonu kayıtlarının incelenmesi ve imza incelemelerinin yenilenmesi, sanıkların olayın meydana gelmesindeki fiili rollerinin ve sorumluluklarının belirlenmesi açısından önemlidir. Burada yalnızca binada teknik eksikliklerin bulunup bulunmadığının değil, bu eksikliklerin hangi kişiler tarafından oluşturulduğunun, kimler tarafından bilindiğinin veya bilinmesi gerektiğinin ve alınması gereken önlemlerin neden alınmadığının ortaya konulması gerekir.
Ceza hukuku bakımından da değerlendirme yalnızca sonucun meydana gelmiş olmasına dayandırılamaz. Her bir sanık yönünden somut eylem ile ölüm neticesi arasındaki nedensellik bağının ve kusurun ayrı ayrı ortaya konulması gerekir. Özellikle kötü ve standart dışı malzeme kullanılması, yapım tekniğine aykırı uygulamalar ve bunların denetim aşamasında tespit edilmesine rağmen giderilmemesi hususu birlikte değerlendirilmelidir. Bu eylem ve ihmallerin ölüm neticesi bakımından öngörülebilirliği ve sanıkların bu netice karşısındaki iradi tutumları da belirlenmelidir.
Bu nedenle dosyanın, mevcut deliller ve alınacak yeni bilirkişi raporları ışığında yalnızca ‘bilinçli taksir’ kapsamında değil, Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinde düzenlenen ‘olası kast’ bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Zira ‘olası kast’ ile ‘bilinçli taksir’ arasındaki temel ayrım, neticenin öngörülmesinin ötesinde, failin öngördüğü neticenin gerçekleşmesini kabullenip kabullenmediğinin, somut olayın bütün özellikleri üzerinden belirlenmesidir. Bu ayrımın yapılabilmesi için yapıdaki ağır teknik aykırılıkların niteliği, bunların kimler tarafından bilindiği, denetim süreçleri ve sanıkların olay öncesindeki bilgi ve davranışları birlikte değerlendirilmelidir.
Ailelerin talebi yalnızca bir mahkumiyet kararı verilmesi değildir. Talebimiz, her bir sanığın somut eylemi ile ölüm neticesi arasındaki nedensellik bağının ortaya konulması; suçun hukuki niteliğinin de bu maddi olgular üzerinden ‘olası kast’la ele alınmasıdır. Maddi gerçek tüm yönleriyle ortaya çıkana ve hukuka uygun bir hüküm kurulana kadar ailelerin adalet arayışını sürdüreceğiz."
AI outlook — possibilities, not facts
6 Kasım'da yeniden duruşma görülecek.
Very likely · Within weeks

Alo Justice 135 applications can now be submitted electronically via the UYAP Citizen Portal. Delay requests for cases exceeding 5 years and investigation files exceeding 3 years can be made quickly.

Charles McCrory, who was sentenced to life imprisonment for killing his wife in 1985, is on the verge of release or retrial by a federal judge's decision after the only evidence, tooth print analysis, lost its reliability and the expert withdrew his testimony.

Within the scope of the 100th anniversary of the Civil Code, Nazan Moroğlu emphasized the revolutionary nature of the law in terms of women's rights and individual equality. Moroğlu stated that legal recognition of rights is not enough and the struggle must continue. He also said that the historical context should not be forgotten on the issues of alimony, surname and equal rights.

Emphasizing that there has been no progress on the 100th anniversary of the Civil Code, women's rights and gender equality, Aydeniz Alisbah Tuskan stated that women face male intervention in daily life, do not have sufficient representation in politics and 294 women were killed in 2025. Tuskan, who defined violence against women as a human rights violation, said that protecting secularism is important for women's rights and that child marriages are still a problem.

Mehmet Pehlivan, lawyer of detained IMM President Ekrem İmamoğlu, was transferred from the prison in Çorlu to Kandıra at midnight. The wrestler reacted by stating that this unjustified transfer hindered his right to defense and was a torture.

Istanbul Bar Association reacted to the transfer of detained lawyer Mehmet Pehlivan from Çorlu to Kandıra F Type Prison at midnight without notice. The Bar Association requested an explanation from the Ministry of Justice, stating that this practice restricts the right to defense and violates the prohibition of cruelty.