
Nepal'deki taşkınlar ve 1815'teki Tambora Yanardağı patlaması üzerinden küresel sistemlerin birbirine görünmez bağlarla nasıl bağlı olduğu üzerine bir inceleme.
Nepal'deki yıkıcı taşkınlar ve 1815 Tambora Yanardağı patlaması, Edward Lorenz'in kelebek etkisi teorisi bağlamında doğanın birbirine bağlı ve öngörülemez küresel sistemlerini gözler önüne seriyor.
AI-generated summary
26 Ağustos sabahı Nepal'in Rasuwa bölgesinde Bhote Koshi Nehri yükselmiş ve Trishuli vadisine doğru yıkıcı bir taşkın meydana gelmiştir.
Geçen haftalarda medyada Nepal’den gelen trajik görüntüleri dehşetle izledik. Dağların arasından büyük bir hızla ilerleyen su, çamur ve kayalar önlerine çıkan evleri, yolları ve köprüleri sürüklüyordu.
26 Ağustos sabahı Nepal’in kuzeyindeki Rasuwa bölgesinde Bhote Koshi Nehri hızla yükselmeye başlamıştı. Taşkın Trishuli vadisine doğru ilerlerken geride büyük bir yıkım bıraktı.
Doğa olaylarının tuhaf bir özelliği var: Başladıkları yerde kalmıyorlar.
Meteorolog Edward Lorenz, 1972’de Brezilya’da kanat çırpan bir kelebeğin Teksas’ta bir hortuma yol açıp açamayacağını sormuştu. Sonradan “kelebek etkisi” ismi verilen bu düşünce, bir kelebeğin tek başına fırtına yaratması değildi tabii ki. Karmaşık sistemlerde başlangıçtaki küçücük bir farkın zamanla bambaşka sonuçlara dönüşebilmesiydi. Dünya, birbirinden bağımsız sandığımız parçaların oluşturduğu büyük ve öngörülmesi güç bir sistemdi.
Bazen dağdan kopan buz, kilometrelerce aşağıdaki bir kasabanın yaşamını değiştiriyor. Bazen de dünyanın öteki ucunda patlayan bir yanardağın etkisi, bir yıl sonra Cenevre Gölü kıyısındaki bir odanın penceresine ulaşıyor.
PATLAMANIN ETKİSİ
Nisan 1815’te, bugünkü Endonezya sınırları içindeki Sumbawa Adası’nda bulunan Tambora Yanardağı patladı. Tambora elbette bir kelebeğin kanat çırpışı kadar küçük değildi. Patlama yalnızca çevresindeki yerleşimleri yok etmedi. Atmosferin üst katmanlarına ulaşan kükürtlü gazlar, güneş ışınlarının bir bölümünü uzaya geri yansıtan küçük parçacıklara dönüştü.
Ertesi yıl Batı Avrupa ve Kuzeydoğu Amerika alışılmadık bir soğuk yaşadı. Yaz ortasında don görülen bölgeler oldu. Yağmur dinmedi, ürünler yetişmedi, yiyecek fiyatları arttı. 1816, tarihe “yazsız yıl” olarak geçti.
O yaz Cenevre Gölü kıyısında 18 yaşında genç bir kadın bulunuyordu. İsmi Mary Godwin’di. Dünya onu daha sonra Mary Shelley olarak tanıyacaktı.
Mary, şair Percy Shelley, Lord Byron ve birkaç arkadaşıyla Cenevre’de birkaç hafta geçirmeyi planlıyordu. Ancak soğuk ve yağışlı hava onları sık sık eve kapattı. Geceleri hayalet öyküleri okuyor ve yaşamın kökenini, elektriğin ölü dokuyu yeniden hareket ettirip ettiremeyeceğini tartışıyorlardı. Bir gece Byron, herkesin bir korku hikayesi yazmasını önerdi.
Mary’nin zihninde önce hiçbir şey belirmedi. Ardından uykuyla uyanıklık arasında, cansız bir bedene yaşam vermeye çalışan solgun bir öğrenciyi gördü. Bu görüntü zamanla Frankenstein veya Modern Prometheus’a dönüştü. Roman 1818’de, yazarının ismi belirtilmeden yayımlandı.
Frankenstein zamanla Mary Shelley’yi edebiyat tarihine yerleştirdi ancak yaşamını bir başarı masalına dönüştürmedi. Dört yıl sonra eşi Percy Shelley bir deniz kazasında öldü. Mary İngiltere’ye dönerek oğlunu büyüttü, yeni kitaplar yazdı ve eşinin eserlerini yayıma hazırladı. Uzun süren sağlık sorunlarının ardından 1851’de, henüz 53 yaşındayken, doktorunun beyin tümörü olduğunu düşündüğü bir hastalık nedeniyle öldü.
KÜÇÜK ETKİ BÜYÜK DEĞİŞİM
Yarattığı hikâye ise yaşamayı sürdürdü. Elbette buradan, “Tambora olmasaydı Frankenstein yazılmazdı” sonucu çıkaramayız. Romanın ardında dönemin elektrik deneyleri, yaşamın sırrına duyulan merak, Mary’nin yaşadığı kayıplar ve olağanüstü bir edebiyat çevresi vardı. Yanardağ kitabı yazmadı ama kitabın doğduğu odanın ışığını değiştirmiş olabilir.
Tambora’nın hikayesi, dünyanın birbirinden uzak parçalarının aynı sistem içinde bağlı olduğunu gösteriyordu. Bir yanardağın onu hiç görmemiş insanların tarlalarına, sofralarına ve hayallerine ulaşması yaklaşık bir yıl sürmüştü.
Nepal’de yaşananlar aynı gerçeği çok daha acı bir biçimde hatırlatıyor. Bir olayın başladığı yer ile sonuçlarının görüldüğü yer her zaman aynı değildir.
Nepal’deki felaketin yıllar sonra dünyanın başka bir köşesinde bir romana, filme ya da klasikleşecek bir esere dönüşüp dönüşmeyeceğini bilemeyiz. Öte yandan bize çok uzak olduğunu düşündüğümüz coğrafyalardaki hareketlerin er ya da geç yaşamlarımıza bir biçimde dokunacağı kesin.
Bazen bir felaket nehir boyunca ilerler, bazen atmosferin içinde. Kimi şehirleri yıkar, kimi henüz yazılmamış hikâyelerin gökyüzünü değiştirir. Çünkü doğanın cümlesi, başladığı yerde bitmez.

IMO Adana Branch President Hıdır Çak stated that there are approximately 36 million residences in Türkiye and the average building age is 25 years. Çak noted that 6-7 million houses between 1980 and 2000 were in the risk pool and needed to be analyzed urgently.
Due to heavy rains in the eastern parts of the USA, the National Weather Service warned 39 million people about the risk of flood; In New York, basement dwellers were advised to move to higher ground.

Stating that the average building age in Turkey is 25, experts emphasized that approximately 6-7 million multi-storey houses built between 1980-2000 are in the risk pool and that a risk analysis should be carried out urgently.

Tunceli Governor Şefik Aygöl announced that hunting of mountain goats, one of the important elements of the city's natural life, has been banned indefinitely and indefinitely.

According to İSKİ's statement dated September 13, 2026, the general average occupancy rate of the dams that meet Istanbul's water needs decreased to 39.97%. The drop from 58.68% in mid-July was attributed to high evaporation and increased water consumption. While Ömerli, Darlık and Elmalı dams showed the highest occupancy rates, Kazandere and Pabuçdere dams remained at critical levels.

Sarıyer District Governorship banned people from entering the sea in the district today due to the high wavelength and announced that it temporarily closed the sea and beach entrance of Kısırkaya Public Beach on Sunday.