Netanyahu hükümetinin bölge stratejisi ve ateşkes sürecindeki tıkanıklıklar
AI-generated summary
19 Ocak'ta yürürlüğe giren ateşkes, ABD Başkanı Donald Trump'ın sunduğu plan çerçevesinde tarafların mutabakatıyla başlamıştır. Süreç, İsrail'in ateşkes maddelerine uymaması nedeniyle tıkanmış durumdadır.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan, Gazze’de ateşkesin ikinci aşamasına geçişin önündeki engelleri ve Netanyahu hükümetinin bölge stratejisini AA Analiz için kaleme aldı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın sunduğu plan çerçevesinde tarafların mutabakata varmasıyla 19 Ocak’ta yürürlüğe giren Gazze’deki ateşkesin uygulanmasıyla ilgili sorunlar hâlâ devam etmektedir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki siyonist kabinenin pozisyonunu değiştirmemesi ve Beyaz Saray tarafından iletilen mesajlara rağmen ateşkes maddelerine uygun davranmamakta diretilmesi, sürecin daha karmaşık bir hale evrilmesine neden olmaktadır. Sahadaki krizin derinleştiği ve risklerin arttığı bir ortamda, Gazze’nin ve dolayısıyla Filistin’in geleceğini yakından ilgilendiren mezkûr ateşkesin sonraki aşamalarının hayata geçip geçmeyeceği hususu ise belirsizliğini korumaktadır.
İnsanlık tarihinin en büyük acılarından birinin yaşandığı Gazze’de soykırımı sonlandırmaya dair gerekli iradenin uluslararası toplum tarafından somut bir şekilde ortaya konulamaması, Tel Aviv’in teo-politik saiklerle yürüttüğü agresif yayılmacı stratejisini hızlandırmasına kapı araladı. Özellikle ABD’nin başını çektiği Batılı hükümetlerin açıktan ya da zımnen verdiği destek, işgal devletinin elitlerinin insani ve hukuki normları ayaklar altına alan saldırılarını pervasız bir şekilde sürdürmesini beraberinde getirdi. Gazze’nin altyapısının ve üstyapısının onarılması zor şekilde tahrip edildiği ve resmi kayıtlara göre dahi 70 binden fazla insanın katledildiği bu zaman diliminde kabul edilen ateşkes umutları yeşertse de Netanyahu ve kabinesinin mutabakata uygun davranmamasından ötürü sürece dair belirsizlikler daha da arttı.
Ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından işgal ordusunun mutabakat metninde belirlenen bölgelere çekilmesi gerekirken, Gazze’deki fiili kontrolün hâlâ yüzde 70’in üzerinde olması ve insani yardımların girişinin ciddi şekilde kısıtlanması, ateşkesin ikinci aşamasının ne zaman başlayacağı sorusunu her daim gündemde tutmaktadır. Hamas’ın süreçte izlediği yapıcı tutuma ve ateşkes metnine tam bağlılığını defaten vurgulamasına rağmen, siyonist yöneticilerin benzer bir mukabelede bulunmaması, Tel Aviv’in asıl niyetinin Gazze üzerindeki egemenlik iddiasını muhkem kılmaya çalıştığının göstergesidir. Hamas’ın adil bir süreç işletildiği takdirde silahları bırakacağını beyan ettiği ve Gazze’deki hükümeti feshederek yönetimi Geçici Komite’ye devrettiği dikkate alındığında, sürecin sağlıklı bir şekilde işlemesinin önündeki en büyük engelin, Netanyahu ve kabinesindeki aşırıcı üyeler olduğu görülmektedir. Bu durum, ateşkes anlaşması neticesinde öngörülen aşamaların işletilmesine izin vermediği gibi, aynı zamanda Gazze’de hayatın görece de olsa normalleşemeyeceğine ve enkazların kaldırılarak yeniden inşa hamlesinin başlamayacağına dair endişeleri her geçen gün daha da artırmaktadır.
İşgal devletinin yöneticileri, kutsal metinlerine yaptıkları atıflarla bölgede yeni bir statüko oluşturmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda, Kudüs merkezli bir siyasal düzen anlatısı üzerine bina ettikleri istilacı mantıkla Filistin topraklarının yanı sıra Suriye ve Lübnan’da da benzer stratejiyi izleyen siyonist yönetim, tüm dünyanın gözü önünde Gazze’deki durumun değişmemesi için her türlü aracı kullanmaktadır. Trump tarafından sunulan ve geçiş sürecinin ana çerçevesini oluşturan 15 maddelik planın Netanyahu tarafından reddedildiğinin geçtiğimiz günlerde duyurulması, Tel Aviv’in Gazze’de ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesini kati surette istemediğinin somut bir yansımasıydı. Hamas’ın tüm iyi niyetli girişimlerine ve garantörlere gerekli teminatları vermesine rağmen siyonist kabinenin mütemadiyen Hamas’ı suçlayıcı ve bunun üzerinden meşruiyet devşirmeye çalışan tavrı, ateşkes sürecini tıkayan başlıca etkendir. Uluslararası toplum tarafından gerekli baskının yapılamaması ve ekim ayında İsrail’de yapılması planlanan seçimler, Netanyahu’ya ateşkesin şartlarını yerine getirmeme konusunda hareket alanı sunmaktadır.
Uluslararası ilişkilerde dinin ve kutsala dair atıfların son yıllarda daha belirleyici bir hale gelmesi, Filistin topraklarında yürütülen teopolitik mücadelenin geleceğine dair yeni risk alanları oluşturmaktadır. Siyonist yönetimin Yahudi metinlerinden yola çıkarak bölgede mutlak bir hâkimiyet kurma çabası, Filistin topraklarında gerçek ve sürdürülebilir bir barışın imkânsızlığının aslında somut bir delilidir. Bundan dolayı, Tel Aviv’in isimlerden bağımsız olarak Filistin Devleti’nin varlığını tanıması ya da Doğu Kudüs üzerindeki egemenlik iddiasından vazgeçmesi mevcut koşullarda mümkün gözükmemektedir. Dini referanslarla istila ve genişleme stratejisini meşrulaştırmaya çalışan bir yönetim karşısında uluslararası toplumun yalnızca hukuki normlar üzerinden baskı kurmasının netice doğurmadığı, geride kalan on yıllar zarfında ve özellikle de 7 Ekim sonrası soykırım sürecinde net bir şekilde anlaşılmış durumdadır. Netanyahu ve ekibinin kişisel iktidarlarını muhafaza etmek için sıkı bir şekilde sarıldığı dini metin ve argümanların aynı zamanda işgal devletinin kurucu aklını oluşturması, bölgede barışın tesisi bir yana, artık ateşkesin dahi sürdürülebilirliğine yönelik şüpheleri derinleştirmektedir.
Hamas yönetiminin gösterdiği samimi çabaya ve garantör devletlerin barış ve istikrar için yürüttükleri trafiğe rağmen, Tel Aviv’in tam aksi yönde eylemler gerçekleştirmesi, Netanyahu ve ekibinin Filistin topraklarında siyonist yönetimin egemenliği dışında bir alan bırakmak istemediklerine delalet etmektedir. Bu, dünyanın en tehlikeli aşırıcı örgütü olarak tanımlanması gereken işgal devleti ile geleneksel yöntemlerle süreç yönetmenin imkânsızlığını ortaya koymaktadır.
Netanyahu’nun, Trump’ın girişimlerine ve sınırlı baskısına rağmen meydan okuyucu tavrını sürdürmesi ve Gazze’de ateşkesin ikinci aşamasına geçişi engellemesi, sahadaki de facto (fiilî) durumu de jure (hukuki) bir statüye dönüştürme arzusuna işaret etmektedir.
Gazze’deki soykırımı durdurma ve işgal ordusunun devam eden katliamlarını engelleme noktasında aktif bir misyon üstlenemeyen uluslararası toplumun, Filistin topraklarında sürecin daha da kötüye gitmemesi için ivedi aksiyon alması bir zorunluluktur. Aksi takdirde barış umutlarının kaybolduğu Filistin’de artık ateşkesi dahi konuşmak zor bir hale gelecektir.
AI outlook — possibilities, not facts
İsrail'in ateşkesin ikinci aşamasını engellemeye devam etmesi.
Likely · Within months

YENİ Parti Yozgat İl Başkanı Abdullah Yaşar, Yozgat'ta çiftçilerin sorunlarını dinledi. Tarımsal planlama eksikliği, TMO'nun işlevsizleştirilmesi ve artan girdi maliyetleri nedeniyle çiftçinin üretimden koptuğunu ve göçün arttığını belirtti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptırım tehditlerini değerlendirerek İran'ın topyekun bir ekonomik savaşla karşı karşıya olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, krizin aşılması için toplumun tüm kesimlerinden birlik ve dayanışma talep etti.
İsrail yönetimi, Gazze'den uçurulan uçurtmaların yerleşim birimlerine düşmesi nedeniyle bölgeye yoğun saldırı ve zorla yerinden etme tehdidinde bulundu. Hamas, bu açıklamaların saldırıları sürdürmek için bir bahane olduğunu belirterek uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran'a karşı tarihin en büyük mali saldırısının başladığını duyurdu. Bessent, Tahran yönetimi yalnız kalana kadar ülkenin tüm ekonomik can damarlarını kesmeyi hedeflediklerini belirtti.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in İran'a yönelik 'tarihin en büyük mali saldırısı' başlatılacağı yönündeki açıklamalarına, ABD'nin söylemlerindeki çelişkilere dikkat çekerek tepki gösterdi.

İçişleri Bakanlığı, 3 Temmuz'da görevden uzaklaştırılan Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit'in, Seferihisar Sulh Ceza Hakimliğinin adli kontrol kararı sonrası görevine iade edildiğini açıkladı.