
Halk TV'ye Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun kayyım olarak atanmasının ardından Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş açıklama yaptı.
AI-generated summary
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Halk TV'ye kayyım atandı.
Halk TV'ye Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyım olarak atanmasının ardından kanal çalışanları stüdyoda bir araya geldi. Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş, arkasında kanal çalışanlarının bulunduğu bir video aracılığıyla kamuoyuna seslendi.
Kanalın yayın kontrolünün kendilerinden alındığını belirten Toktaş, izleyicilere canlı yayında veda edemediklerini söyledi. Toktaş, "Bir kanala Türkiye'nin yeni normali olarak el konuldu. Gece yarısı bir operasyonla el konuldu, TMSF kayyum olarak atandı" diyerek yaşananlara tepki gösterdi.
"ANA KUMANDAYA EL KONULDU, YAYINDAN VEDA EDEMEDİK"
Kanal binasına polisle gelindiğini belirten Toktaş, yayın kontrolünün devralınması nedeniyle izleyicilere ekrandan seslenemediklerini ifade etti.
Toktaş, şunları söyledi:
"Son anlarımızı zaten sosyal medyada gördünüz, yüzlerce polisle gelindi, TMSF yönetimi geldi. Dediğim gibi geldiğinizde ana kumandaya hazırlıklı gelinmişti. Ana kumandaya el konulmuştu. Dolayısıyla biz de yayından veda edemedik."
Gazetecilik faaliyetlerini sürdürmekte kararlı olduklarını vurgulayan Toktaş, "Fakat gazetecilik bitmez. Yayında veda edemedik ama bir biçimde sesimizi duyurmaya çalışacağız. Nasıl yol olur, hangi mecralardan olur, onu şu anda bilemiyoruz" dedi.
"ASIL ENGELLENEN HALKIN HABER ALMA HAKKI"
Halk TV'nin toplumun farklı kesimlerinin sesi olmaya çalıştığını söyleyen Toktaş, kayyım kararının yalnızca kanal çalışanlarını değil, yurttaşların haber alma hakkını da etkilediğini savundu.
Toktaş, şunları söyledi:
"Biz burada Türkiye'nin sesi olmaya çalıştık. Türkiye'nin en büyük, en fazla izlenen kanalına el konuldu. Aslında bilme hakkınız engelleniyor. Çünkü burada çalışan herkes halkın haber alma özgürlüğü için çalıştık, bilme hakkınıza hizmet etmek için burada vardık. Gazetecilik yaparken sadece bir televizyon kanalında bir profesyonel anlayışla bakmadık. Türkiye'nin içinden geçtiği süreci tarihe aktaran bir resim çekmek, bunları tarihin hafızasına göndermek üzere bir bilinçle hareket ettik.
Yayınlarımızın temel çizgisi de bu oldu. Epeyce de kapsayıcı bir yayıncılık yaptığımızı düşünüyoruz. İliç'te de vardık, Narin Güran'ın yanında da vardık, Cerrattepe'de de vardık, Akbelen'de de vardık. Kimi zaman Kürt olduk, kimi zaman Türk olduk. Kimi zaman LGBT olduk, onların haklarını savunduk. Kimi zaman Alparslan Kuytul olduk, kimi zaman Selahattin Demirtaş olduk. Kimi zaman Selçuk Kozağaçlı olduk. Kimi zaman Ekrem İmamoğlu, kimi zaman Can Atalay olduk. Onların sesi olmaya çalıştık.
Şimdi o ses susturuluyor. Yani mağdur olan kim varsa onun yanında olmaya çalıştık. Toplumun her kesimini kucaklamaya çalıştık. Kimi zaman cezaevlerinin sesi olduk. Yasakları, ihlallerini yansıtan, hak haberciliği yapan çizgide duran bir yayıncılık yapmaya gayret ettik. Ama dediğim gibi gazetecilik bitmez, bugünler geçer. Bunun ülkenin demokrasisine, basın özgürlüğüne herhangi bir faydası olmadığını göreceksiniz. Siz de göreceksiniz.
Biz Halk TV "yalnız değilsiniz" sloganıyla yayın yaptı yıllarca. Halkı yanımızda hissetmek isteriz. Daha önce çok daha neler atlattık; arkadaşlarımız dövüldü, cezaevlerine atıldık, yayınlarımız durduruldu. Frekans iptalleriyle sürekli tehdit edildik. Bu tehditler altında sesimizi kısmadık, doğru bildiğimiz neyse bunu vermeye çalıştık.
15 Temmuz darbe girişimine karşı çıkan insanlar burada. Bunlara da karşı çıkmış bir ekibiz. Demokrasiye aykırı ne varsa onun karşısında durmuş bir ekibiz. Yarın bu çizgiye, bu gazetecilik anlayışına Türkiye'nin her zamankinden daha fazla ihtiyacı olacak. Çünkü bu gidişat doğru bir gidişat değil.
Bugün iktidar yanında duranların yarın muhalefet olma ihtimali vardır, buna inanıyoruz. Biz demokratik sınırlar içinde bir yayıncılık yaptık. Türkiye bu bariyerleri çok fazla atlattı. Yine demokratik sınırlar içinde devir teslimler olur. Yarın biz onların da sesi oluruz. Burada oluruz, başka yerde oluruz.
Ama şu bir gerçek: Ekonomik olarak boğulmaya çalışıldı. Zaten teknik olarak ya da yasal olarak epey baskı altına alınmış bir kanaldık. Ama sonuç olarak bir biçimde bu yayınları sürdürdük. Ekonomik abluka en önemli ablukalardan biriydi.
Burada şunu söylemek lazım; Türkiye'nin bu şartlarında önce şöyle başlandı: Kanal ekonomik olarak da boğaza alınırsa, boğazı sıkılırsa susturulur. Dolayısıyla kanalın patronu Cafer Mahiroğlu'na yönelik hamlelerle başladı. Arkasından—dosyaları bilmiyor olabilirsiniz, hepsine hakim birisi olarak söylüyorum—Türkiye'de olan şeyler oldu. Çeşitli gizli tanık ifadeleriyle, ifadeler üzerine ifadeler alındı ve kanalın patronu üzerinden yürünmeye çalışıldı. Çünkü finansman kesildiğinde bu yayınların kesilmesini istiyorlardı.
Ama o da geri durmadı. Planlamaları buydu, geri durmadı. Geri durmadığı için ve susturamadıkları için, ne bizi ne bu kanala finansman sağlayan patronu Cafer Mahiroğlu'nu susturamadıkları için bugün el koydular.
E dediğim gibi tarihi bir gün, gazetecilik tarihimize de geçen bir gün. Kişisel tarihimize de geçen bir gün. Buradaki arkadaşlarımızla biz burada elimizden geleni yaptık. Bundan sonra hangi mecrada ne olur onu bilemiyoruz. Ama tarih bunları yazar. Tarihin doğru tarafında durma gibi bir bilinçle hareket ettik. Bundan sonra da öyle olacaktır. Arkadaşlarım adına da onlarla konuştuğum için söyleyebiliyorum. Bu ifadeleri onlar adına da kullanabiliyorum.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu'nun da aralarında bulunduğu 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. "Rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma" ve "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçlamalarının yöneltildiği soruşturmada 11 kişi gözaltına alındı.
Soruşturma kapsamında, Mahiroğlu ile bağlantılı şirketlere el konularak TMSF kayyım olarak atandı. Sabah saatlerinde Halk TV binasına polis ekipleri girerken kanalın yayını durduruldu.

RTÜK stated that some broadcasting organizations were called and asked for money under the name of donations, using the names of the Supreme Council and the President, and that these people should not be respected.

A police raid was carried out on Halk TV's building in Istanbul, a trustee was appointed and the live broadcast was stopped. It was noteworthy that the operation took place on the day Ekrem İmamoğlu was to make his defense.

Dilek Kaya İmamoğlu, wife of detained Istanbul Metropolitan Municipality President Ekrem İmamoğlu, reacted to the appointment of a trustee to Halk TV and the police raid. He stated that it was significant that this intervention coincided with the day his wife's defense was about to begin.

The police raid on the Halk TV building and the appointment of a trustee were condemned by left-wing parties, unions and rights organizations as a blow to press freedom and a call for solidarity was made.

On the morning of October 14, the police entered Halk TV's Istanbul headquarters, stopped the broadcasts, and a trustee was appointed to its management. The identity of İbrahim Paşalı, who was appointed as the head of the trustee board, and his previous duties in institutions such as Flash News and TELE1 are being investigated.

While a police operation was carried out on the channel building within the scope of the investigation against Halk TV, there are allegations of bribery and money laundering against the Chairman of the Board of Directors, Cafer Mahiroğlu. While SDIF was appointed as trustee to the companies, the channel's broadcasts were stopped.