
Rusya-Ukrayna savaşı Karadeniz'e sıçrarken, Türk kargo gemilerinin vurulması küresel gıda güvenliği ve ticaret risklerini artırdı.
AI-generated summary
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş 2022'de başladı. Karadeniz Tahıl Girişimi 2022-2023 yılları arasında küresel gıda krizini önlemişti.
Rusya ile Ukrayna arasında 2022 yılının şubat ayında başlayan savaş, 1200 kilometrelik cephe hattında 4 yıl boyunca süren kan banyosunun ardından dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir evreye girdi. Rusya ve Ukrayna, savaş gözlem kuruluşu Institute of Study of War'un (ISW) tahminlerine göre 1 milyon 600 bin kişinin hayatını kaybettiği çatışmaları cephe hattının dışına taşıdı.
Ukrayna Savaşı'ndan önce yalnızca deneysel düzeyde kullanılan insansız hava araçları (İHA) ve isabet oranı yüksek son teknoloji füzeler çatışmanın ilk aşamasında askeri lojistik hatlarını, savunma amaçlı yapıları ve silah depolarını vurmak için kullanıldı. Cephe hattında çaresizliğin yayılmasıyla şehirler, fabrikalar, finans merkezleri ve son olarak dünya ticaretinin belkemiği deniz taşımacılığı saldırıların merkezine yerleşti.
Türkiye'nin savaşın başındaki arabuluculuk çabaları küresel bir krizi önledi. Karadeniz Tahıl Girişimi, temmuz 2022 ile temmuz 2023 arasında Ukrayna buğdayının küresel pazara ulaşmasını sağladı. Bir yıllık süreçte Ukrayna limanlarından taşınan 32,8 milyon ton tahıl ve gıda ürünü, savaşın dünya çapında bir şok etkisi yaratmasını önledi. Rusya'nın Karadeniz'de gemilerine düzenlenen saldırıları gerekçe göstererek anlaşmadan çekilmesiyle Karadeniz Tahıl Girişimi son buldu. Ankara, temmuz 2023'ten bu yana küresel ticareti doğrudan etkileyecek bir bölgesel güvenlik krizinin oluşmaması için yoğun mesai harcadı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın 28 Şubat'ta İran'a saldırı kararı almasıyla Orta Doğu'da başlayan çatışmalar, dünyanın dikkatini Ukrayna'dan uzaklaştırdı. 2026'nın başından itibaren tarafların stratejik saldırılara öncelik vermesiyle Ukrayna Savaşı'nın kontrol altına alındığı düşüncesi ortaya çıktı. Buna karşın Rusya ve Ukrayna, savaşta edindikleri tecrübeyle keskinleşen saldırı yeteneklerini tehlike sınırlarını zorlayan alanlara kaydırdı. Karadeniz, sonu görünmeyen savaşta tarafların kozlarını paylaştığı son cephe hattına dönüştü.
Ankara, bölgede yükselen tehdidi erken fark ederek Karadeniz'de savaşın yayılmaması için bir moratoryum önerdi. Türkiye'nin teklifi, saldırıların sivil hedeflere yönelmemesi ve seyrüsefer güvenliğini ortadan kaldırmaması için bir iletişim mekanizması kurulması ile askeri faaliyetlerin sınırlanmasını içeriyordu. Ukrayna, Türkiye'nin teklifini kabul etti. Ancak Karadeniz'de ticari gemilerin giderek daha sık hedef alınması, Kremlin'in sabrını taşırdı. Rusya, Ukrayna'nın saldırılarını gerekçe göstererek öneriyi yanıtsız bıraktı. Aynı dönemde Ukrayna da Karadeniz'de limanlarına yönelik saldırıların artmasına tepki göstererek misillemelerini yoğunlaştırma kararı aldı.
Ukrayna Savaşı'nın sona ermesi için en çok çaba harcayan ülkeler arasında olan Türkiye ile bağlantılı 4 gemi, ağustos ayı içerisinde saldırıya uğradı. Türk kargo gemisi Necibe, 21 Ağustos günü Ukrayna'nın Reni Limanı yakınlarında vuruldu. Gemi mürettebatının yardım çağrısına yanıt veren Ural da bölgeye gitmesinden kısa süre sonra saldırıya uğradı. Rusya ve Ukrayna, Türk gemilerine yönelik saldırıların kasıtlı olmadığını bildirdi. İki ülke de Türkiye ile ilişkilerini iyi tutmak için çaba harcasa da Karadeniz'de tırmanan gerilim, Ankara'nın diplomatik girişimlerini hızlandırmasına yol açtı. Karadeniz'de çatışmaların şiddetlenmesi olasılığının Türkiye açısından ciddi bir soruna işaret ettiğini kaydeden Dr. Canan Tercan ile Rusya uzmanı Buğra Işılak, savaşın olası gidişatını, çatışmaların Karadeniz üzerindeki etkisini ve Ankara'nın pozisyonunu Hurriyet.com.tr'ye yorumladı.
Karadeniz'de saldırıya uğrayan Ro-Ro gemisi Ural
'SAVAŞ BÜYÜYOR'
Dr. Canan Tercan, Karadeniz'de savaşın büyüdüğünü ifade ederek, bu durumun Türkiye’nin güvenliğini ve küresel ticareti tehdit ettiğini bildirdi. Tercan, İran savaşının başlamasıyla Ukrayna'ya verilen desteğin azaldığını, sonuç olarak Rusya'nın elinin güçlendiğini kaydetti.
Ukrayna'nın, ABD'den aldığı destek azalsa da NATO ve Avrupa'nın yardımlarıyla saldırı gücünü yenilediğini vurgulayan Tercan, şunları dile getirdi:
"Ukrayna gücünü son dönemde çok yönlü agresif saldırı olarak sahaya yansıttı. Böylece savaş tekrar alevlendi. Öyle ki, önümüzdeki yılların dahi destek sözünü yazılı olarak NATO’dan alan Ukrayna hedefe bölge savunmasını değil, Rusya’nın yıpratılmasını koydu. Ukrayna’nın son dönemde Rusya’nın enerji altyapısına, limanlarına ve lojistik merkezlerine yönelik saldırılarını savaşın mevcut seyriyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Buradaki temel hedef Rusya’yı bir anda savaştan çekilmeye zorlamak değil; savaşın ekonomik ve askeri maliyetini artırmak, lojistik kapasitesini zayıflatmak ve Rusya’nın savunma kaynaklarını daha geniş bir alana yaymasını sağlamak."
Tercan, Avrupa'nın gelecekte Rusya'ya karşı elini güçlendirmek için Moskova'yı her alanda zayıflatmak istediğini anımsatarak, "Karadeniz limanlarına yönelik saldırılar da Rusya’nın ticaret ve lojistik kapasitesini hedef alıyor. Rusya’yı zayıflatmak ve uzun vadede savaşma kapasitesini etkisizleştirmek. Bu hedef Ukrayna’ya destek veren Batı ülkelerinin de önemsediği bir konu. Zira savaşın başından itibaren Batı, Ukrayna’yı, Avrupa sınır güvenliği için gerekli unsur olarak kabul ediyor ve Rusya’nın burada zayıflatılarak ileride Avrupa’ya yönelmesini engellemek istiyordu. Dolayısıyla Ukrayna açısından bu saldırılar hem gelecekteki müzakere masasında elini güçlendirmeye yönelik bir yıpratma stratejisi hem de Avrupa’dan alınan desteğin karşılığının Avrupa’ya gösterilmesi." ifadelerini kullandı.
Rusya'nın St. Petersburg kentine yönelik 24 Temmuz'da düzenlenen İHA saldırısı
GERİLİMİN ARKA PLANI
Buğra Işılak ise "yaşanan gerilimlerin temelinde savaşın giderek daha fazla deniz alanına ve ekonomik altyapıya taşınmasının" bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Rusya ve Ukrayna açısından deniz ulaşımı yalnızca ticari bir faaliyet değil, lojistik ve ekonomik kapasitenin devamlılığı açısından da stratejik önem taşıyor. Savaşın deniz alanına yayılmasıyla limanlar, ticari gemiler ve deniz ulaşım hatları da çatışmanın doğrudan veya dolaylı etkilerine giderek daha fazla maruz kalıyor. Buradaki en önemli risk ise sivil ticaret ile askeri hedefler arasındaki güvenlik sınırının giderek kırılganlaşması. Bu eğilimin devam etmesi halinde mevcut gemi saldırıları daha geniş bir bölgesel güvenlik sorununa dönüşebilir. Savaşın mevcut seyri dikkate alındığında bu riskin kısa vadede tamamen ortadan kalkmasını beklemek de gerçekçi görünmüyor."
RİSK KÜRESEL BOYUTTA
Işılak, ticari gemileri hedef alan saldırılarla Karadeniz'de güvenliğin tehlikeye girdiğine dikkat çekti. Uzman isim, çatışmanın bölge kadar küresel düzeyde de risk oluşturduğunu ifade etti.
Tahıl deposu olarak bilinen Ukrayna'nın küresel gıda pazarında önemli bir rol oynadığını bildiren Işılak, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Tarafların limanlar, enerji altyapısı ve deniz lojistiği üzerindeki karşılıklı baskısının sürmesi, askerî faaliyetlerle sivil seyrüsefer arasındaki güvenlik sınırını daha da daraltabilir. Yaşananların etkisi yalnızca bölgesel güvenlikle sınırlı değil. Rusya ve Ukrayna’nın dünya tahıl piyasalarındaki ağırlığı nedeniyle deniz taşımacılığındaki aksama küresel gıda arzını doğrudan etkileyebilir. Savaşın ilk döneminde Ukrayna limanlarında yaklaşık 25 milyon ton tahılın sıkışması, Karadeniz’deki güvenlik sorununun nasıl küresel bir gıda krizine dönüşebileceğini somut olarak göstermişti. Türkiye’nin aktif girişimleriyle hayata geçirilen tahıl koridoru ise bu riskin diplomasi yoluyla yönetilebileceğinin somut bir örneği olmuştu."
Rusya, 2026 yazında Ukrayna limanlarını hedef alan saldırılarını artırdı. Odesa, Çornomorsk, Reni ve İzmail limanları, füze ve İHA'larla vuruldu.
'ZİNCİRLEME ETKİ' OLASILIĞI
Tercan, Karadeniz'de çatışmaların kontrolden çıması halinde "çok ciddi bir zincirleme etki ortaya çıkacağını" vurgulayarak, "Özellikle Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Sahra Altı Afrika ülkeleri açısından bu ciddi bir risk. Karadeniz’den buğday ve mısır arzının azalması öncelikle un mısır yem ayçiçeği ve hammaddelerindeki daralma diğer alanlarda da etkisini gösterir." dedi.
Tahıl ve enerji fiyatlarının yükselmesinin büyük riskleri gündeme getireceğini kaydeden Tercan, şöyle konuştu:
"Örneğin, açlık mücadelesi görünür olur, Afrika'nın ithal ettiği buğdayın yaklaşık yüzde 44'ü Rusya ve Ukrayna'dan geliyor. Özellikle Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Sahra Altı Afrika ülkeleri açısından bu ciddi bir risk. Dolayısıyla Karadeniz’in kapanması sadece Rusya ve Ukrayna’yı değil, milyonlarca insanın gıda güvenliğini etkileyebilecek küresel bir krize dönüşebilir. Bugün Türkiye gemisine yapılan saldırı münferit bir ülke meselesi değildir. Bu küresel bir olaydır. Karadeniz’de ticari seyrüsefer güvenliği yalnızca kıyıdaş ülkelerin problemi değil. Hürmüz kapanma krizi ile dünya piyasaları ciddi sarsıldı bir de üstüne Karadeniz'in kapanması krizi ile dünya yüzleşecek kudrette değil. Pek çok savaş ve ekonomik mücadele bu süreçte daha da belirgin hale gelecektir."
Kairos gemisine yönelik saldırı
'ABLUKASIZ ABLUKA'
Işılak, Karadeniz'deki saldırıların deniz yollarında bir tehdit ortamı oluşturduğunu ifade etti. Sigorta ve taşıma maliyetlerinin artan risklerle paralel şekilde yükseldiğini bildiren Işılak, deniz yolları tamamen kapatılmasa da ticaretin sekteye uğradığını belirtti.
Uzman isim, "Karadeniz'de ortaya çıkan tablo bir anlamda ablukasız bir abluka yarattığını" vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"Güvenlik riskinin navlun, sigorta ve işletme maliyetlerine yansıması, ticari deniz taşımacılığını giderek daha maliyetli ve riskli hâle getiriyor. Dolayısıyla seyrüsefer güvenliğinin bozulması yalnızca gemilerin fiziksel güvenliğini değil, Karadeniz ticaretinin ekonomik sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor. Özellikle sonbahar bu açıdan kritik bir eşik olabilir. Yeni hasat dönemiyle birlikte Ukrayna’nın ihraç etmesi gereken tahıl miktarı artacak. Saldırıların aynı yoğunlukta devam etmesi halinde 2022’de milyonlarca ton tahılın limanlarda beklemesine neden olan tablonun yeniden ortaya çıkma ihtimali muhtemel. Karadeniz’den tahıl tedarik eden ülkelerin daha uzak pazarlara yönelmesi ise taşıma maliyetlerini ve nihai gıda fiyatlarını artırabilir. Böylece Karadeniz’deki güvenlik sorunu daha belirgin bir küresel ekonomik ve gıda güvenliği problemine dönüşebilir."
Tercan, "Rusya-Ukrayna Savaşı’na taraf olmayan ülkelerin, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin bozulması nedeniyle ekonomik ve ticari açıdan savaşın maliyetini ödediğini" dile getirerek, "Bu ülkeler tabiri caizse cezalandırılıyor. Savaşın ilk döneminde navlun fiyatlarının yüzde 60’a kadar yükselmişti, bugün ise sigorta maliyetleri yüzde 2 arttı. Savaş sebebi ile gemilerin limanlarda bekleme maliyeti 8 bin dolara ulaştı. Arzdaki eksiklik ve maliyetlerin artması küresel gıda zincirine de yansıyor. Dolayısıyla Karadeniz’deki güvenlik krizi yalnızca bölgesel bir mesele olarak değerlendirilemez." dedi.
UKRAYNA'NIN YIPRATMA STRATEJİSİ
Ukrayna'nın Karadeniz'de ticari gemilere yönelik saldırı stratejisi, son dönemde Rus ekonomisini hedef alan geniş çaplı bir planın parçası olarak görülüyor. Tercan, Ukrayna'nın saldırılarla Rusya açısında savaşı daha maliyetli hale getirdiğine dikkat çekti.
Tercan, Ukrayna'nın ekonomik hedeflere yönelen saldırılarla yıpratma stratejisini etkili şekilde kullandığını dile getirerek, şunları belirtti:
"Rusya açısından sorun artık yalnızca askeri değil, ekonomik ve lojistik bir nitelik kazanıyor. Rafinerilere ve enerji altyapısına yönelik saldırılar yakıt üretimini etkiliyor. Rusya bazı bölgelerde arzı güvence altına almak, gerektiğinde ithalata yönelmek ve kritik altyapısını korumak zorunda kalıyor. Karadeniz’de limanların hedef alınması ise petrol, tahıl ve diğer ürünlerin ihracatını riske sokuyor. Rusya’nın çok geniş bir coğrafyadaki enerji tesislerini, limanlarını ve lojistik merkezlerini korumak zorunda kalması savaşın maliyetini yükseltiyor. Rusya hala önemli ekonomik ve askeri kapasiteye sahip. Fakat Ukrayna’nın amacı da zaten kısa vadede Rusya’yı çökertmekten ziyade, Moskova’nın savaşı sürdürme maliyetini sürekli artırmak."
"KARADENİZ'DE ÇATIŞMALARIN TIRMANMASI TEHLİKESİ ARTTI"
Ekonomik hedeflere yönelik saldırılarla savaşın yeni bir döngüye girdiğini söyleyen Tercan, iki ülkenin de diğer tarafın sivil altyapısını giderek daha fazla hedef alındığını bildirdi.
Tercan, "Karadeniz’de çatışmaların tırmanması tehlikesinin ciddi biçimde arttığını" açıklayarak, "İki tarafın da birbirlerinin ekonomik ve lojistik kapasitesini hedef aldığı yeni bir döngü ortaya çıktı. Ukrayna Rusya’nın Novorossiysk ve diğer Karadeniz limanlarına, enerji ve lojistik altyapısına saldırıyor. Rusya ise Odesa başta olmak üzere Ukrayna’nın limanlarını ve deniz ticaretini hedef alıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Rusya’nın Odesa ve çevresindeki liman altyapısına yönelik saldırılarının artması ihtimal dahilinde. Bu Rusya açısından daha düşük maliyetli ve daha uygulanabilir yöntem, Odesa’yı doğrudan işgal etmek yerine limanlarını sürekli baskı altında tutarak Ukrayna’nın deniz ticaretini ve ihracat kapasitesini zayıflatmak." diye konuştu.
Işılak ise çatışmaların kontrol altına alınması gerektiğini ifade ederek, şu yorumda bulundu:
"Bu noktada sivil ticari seyrüsefer için güvenli bir çerçevenin oluşturulması gerekiyor. Savaşın tamamını çözecek bir mekanizma kısa vadede gerçekçi olmayabilir; ancak ticari gemilerin kullanacağı belirli rota ve geçiş alanlarının tarafların mutabakatıyla çatışmanın dışında tutulması mümkün olabilir. Tahıl koridorunda edinilen tecrübeden yararlanılarak Türkiye’nin de katkısıyla uluslararası kuruluşların ve ilgili tarafların dahil olacağı bir güvenli seyrüsefer mekanizması oluşturulmalıdır. Buradaki amaç taraflardan birinin yanında değil, sivil ticareti savaşın dışında tutmak ve Karadeniz’i kontrollü bir ticaret alanı olarak muhafaza etmek olmalı. Son saldırılarla birlikte Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Karadeniz güvenliği açısından önemi de bir kez daha gündeme geldi. Türkiye, savaşın başlangıcından itibaren Montrö’yü uygulayarak çatışmanın Karadeniz’de daha geniş bir askerî gerilime dönüşmesini sınırlandırmaya çalıştı. Sözleşmenin özellikle Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin askerî deniz varlığına getirdiği sınırlamalar, bölgesel dengenin korunması açısından önem taşıyor. Ancak Türk ticari gemilerinin art arda hedef alınması, güvenlik sorununun artık sivil deniz taşımacılığını da doğrudan etkilediğini gösteriyor. Bu nedenle Ankara’nın önceliği, Montrö’nün sağladığı dengeyi korurken Moskova ve Kiev ile temaslarını sürdürerek sivil seyrüsefer güvenliğini sağlamak olmalıdır."
Tercan da Türkiye'nin elindeki en önemli araçlardan birinin Montrö Sözleşmesi olduğunu kaydederek, "Montrö, Karadeniz’in kıyıdaş olmayan büyük güçlerin sınırsız askeri rekabet alanına dönüşmesini engelleyen temel mekanizmalardan biri. Bunun yanında Türkiye, Karadeniz’de kıyıdaş ülkeler arasında deniz güvenliği iş birliğini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak Türkiye’nin en önemli diplomatik girişimlerinden biri Karadeniz’de bir moratoryum oluşturmaktır.
AI outlook — possibilities, not facts
Yeni hasat dönemiyle birlikte tahıl ihracatında beklemeler artacak
Likely · Within months

Silivri açıklarında ALSU ve TUĞBERK İMAMOĞLU adlı iki Türk bayraklı ticari gemi çarpıştı. 11 dakikada battığı değerlendirilen TUĞBERK İMAMOĞLU'ndaki 10 Türk vatandaşı için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.
Fransa Dışişleri Bakanı Barrot, AB dışişleri bakanları toplantısında Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetine karşı yeni yaptırımlar savunacaklarını belirtti ve Rus gölge filosuna yönelik yaptırım teklif edeceğini açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Girne açıklarında alabora olan geminin enkazına 550 metre derinlikte ulaşıldığını açıkladı. TCG Işın ve TCG Alemdar ile yürütülen çalışmalarda kayıp 20 kişi aranıyor.

Konya Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki Su Altı Grup Amirliği, 5 ilde baraj ve göllerdeki boğulma ile sel olaylarına müdahale ediyor. Başkomiser Hakan Özdemir, son 1,5 ayda 4 boğulma vakasına müdahale ettiklerini belirterek tedbir çağrısında bulundu.

Özbekistan Büyükelçi Haydarov, ülkesinin bağımsızlığının 35. yıl dönümünde Türkiye-Özbekistan ilişkileri hakkında konuştu. 35 yılda Özbekistan'ın uluslararası alanda net bir duruş ve güvenilir bir ortak olarak güçlü bir itibar kazandığını, GSYH'nin 145 milyar dolara ulaştığını ve 2030'a kadar 300 milyar dolar hedeflediğini belirtti. Türkiye'nin tarihî ilk tanıyan ülke olduğunu ve 4+4 Mekanizması gibi üst düzey işbirliği mekanizmalarının kurulduğunu vurguladı. Ticaret hacminin 2025 sonunda 3 milyar dolara ulaştığını ve 5 milyar dolara ulaşma hedefini duyurdu.

Silivri açıklarında Marmara Denizi'nde Alsu tankeri ile Tuğberk İmamoğlu kuru yük gemisi çarpıştı. Hiçbir çağrıya cevap vermeyen 10 mürettebatlı kuru yük gemisinin battığı değerlendirilirken arama kurtarma çalışmaları sürüyor.