
Köpeklerde kuduz riski çok daha yüksekken kedilerde bulaş nasıl gerçekleşiyor? Kuluçka süresi neden 27 yıla kadar uzayabiliyor?
AI-generated summary
Kuduz, enfekte hayvanların salyasıyla bulaşan ve klinik belirtiler çıktıktan sonra neredeyse %100 ölümcül olan viral bir hastalıktır.
Köpeklerden kuduz bulaşma riskinin kedilere kıyasla çok daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Bülent Ertuğrul, kedilerin virüsü bünyesinde sürekli taşıyan ana konakçı hayvanlardan biri olmadığını ifade etti.
“Kediler virüsü sadece rastlantısal olarak doğada ya da sokakta kuduz bir köpek, tilki veya sırtlan gibi hayvanlarla karşılaşması sonucu alır. Mücadele esnasında kediler büyük oranda yaşamını yitirir. Bu durumuda virüsü alsa bile bulaştırma olasılığını düşürür” diyen Ertuğrul ekledi:
“Buna karşın kedi kaynaklı bulaşlar literatürde yer alıyor. Türkiye’de son 20 yılda kedi kaynaklı kuduz olgusu saptanmadı. En azından şu ana kadar rastlanmadı. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre son 10-15 yılda tespit edilen 20’yi aşkın kuduz olgusunun tamamı köpek teması sonrası gelişmiştir.”
Kedilerden kuduz bulaşma riskinin çok düşük olması, gerçekleşmeyeceği anlamına gelmiyor. Bu sebeple bir sokak kedisi tarafından ısırıldığınızda ya da tırmalandığınızda riske atmayın ve aşınızı olun. Aşının bir zararı yok, aksine aşı olursanız bütün riskleri yok ediyor, hayatınızı kurtarıyorsunuz.
Prof. Dr. Bülent Ertuğrul
Kuduzun genel olarak salya teması ile bulaştığının bilindiğini ancak kedilerde tırmalamanın da risk taşıdığını belirten Prof. Dr. Ertuğrul, kedilerin patilerini yalama alışkanlığına dikkat çekti. Kedilerin salyalarını patilerine bulaştırması nedeniyle tırmalama yoluyla da virüsün aktarılabileceğini belirten Ertuğrul, buna karşın bulaşın zor bir olasılığa dayandığını aktardı:
“Kuduz virüsü ‘zarflı’ bir virüs olması sebebiyle dış ortama ve güneş ışığına maruz kaldığı anda hemen ölür. Tırmalama ile bulaş gerçekleşmesi için kuduz bir kedinin patisini yalaması ve hiç vakit kaybetmeden hemen ardından bir insanı tırmalaması gibi çok hassas bir zamanlamanın çakışması gerekiyor. Bu yüzden kediden bulaş zor ancak imkânsız değil.”
Ertuğrul, Türkiye'deki şüpheli temas sonrası aşılamaların büyük bir kısmının kedi ısırığı veya tırmalaması kaynaklı olduğunu da ekledi.
Şüpheli bir temas durumunda yapılması gereken ilk ve en kritik adımın bölgeyi bol sabunlu suyla yıkamak olduğunu belirten Ertuğrul, sabunun virüsün dışındaki zarfı eriten ve çözen en temel madde olduğunu söyledi. Sabunla yıkamanın virüs yükünü oldukça düşürdüğünü ve kişiyi rahatlatacağını ifade eden uzman, bu işlemin tek başına aşı zorunluluğunu ortadan kaldırmadığını, yıkama sonrası mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.
Kuduz aşılama programında yeni nesil rekombinant DNA aşılarının kullanıldığını belirten Prof. Dr. Ertuğrul, aşılama sürecinin 0, 3 ve 7 ve 14’üncü günlerde dört doz şeklinde uygulandığını söyledi.
Temas edilen hayvanın 10 gün boyunca gözlem altında tutulması gerektiğini ifade eden Ertuğrul, hayvanın bu 10 günlük sürede kudurarak veya başka herhangi bir nedenle ölmemesi durumunda dördüncü doza gerek kalmadığını bildirdi. Hayvanın takip edilemediği veya kaybolduğu durumlarda ise aşı şemasının eksiksiz tamamlandığını ve bu aşı protokolünün kişiyi yaklaşık 2 yıl boyunca koruduğunu aktardı.
Ertuğrul, ciddi ve derin yaralanmalarda sadece aşının yeterli olmadığını, virüsün kas hücrelerinde saklanabilme ihtimaline karşı kuduz antiserumunun (hiperimmünglobulin) da uygulanması gerektiğini vurguladı.
Diyarbakır’da dört yaşındaki kız çocuğunda kuduz belirtilerinin dört ay sonra ortaya çıkması kafaları karıştırmıştı. Kuluçka süresinin bu kadar uzun olup olmayacağını sorduğumuz Prof. Dr. Ertuğrul, kuduzun kuluçka (inkübasyon) süresine ilişkin çarpıcı bilgiler verdi.
“Tipik kuluçka süresi 20 ila 90 gün arasında değişiyor ancak virüsün kas dokusu içinde çoğalma süresine bağlı olarak bu süre daha da uzayabiliyor. Tıp literatüründe temasın ardından dokuz yıl sonra kuduz belirtileri yaşayan bir vaka var. Hatta 27 yıl sonra ortaya çıkan bir vaka dahi var” diyen Ertuğrul ekledi:
“Yaranın konumu, derinliği, kanama miktarı ve sinir uçlarına yakınlığı kuluçka süresini doğrudan etkiliyor. Beyne yakın yüz ve boyun gibi bölgelerde gerçekleşen ısırıklarda kuluçka süresi dört güne kadar düşebiliyor.”
Kuduzun klinik belirtilerinin ‘sakin’ ve ‘agresif’ olmak üzere iki farklı formda seyrettiğini belirten Prof. Dr. Ertuğrul, “Sakin formda hasta içine kapanır, ışık ve gürültüden rahatsız olur. Agresif formda ise dış uyaranlarla şiddetli nöbetler ve saldırganlık gelişir. Virüsün sinirlere ulaşıp beyinde ensefalit (beyin iltihabı) tablosu oluşturmasının ardından hastalık %100 ölümcül hale geliyor. Dünya üzerinde belirtiler çıktıktan sonra hayatta kalabilen sadece bir vaka bildirildi. Bu sebeple belirtiler beklenmeden ilk 24 saat içinde aşı programına başlanması şart” dedi.
ABD'nin Wisconsin eyaletinde 2004 yılında 15 yaşındayken bir yarasa tarafından ısırılan Jeanna Giese, aşı kuluçka süresini kaçırdığı için %100 ölümcül olan kuduz hastalığına yakalandı. Ancak doktoru Dr. Rodney Willoughby'nin geliştirdiği ve hastanın yapay komaya sokularak bağışıklık sistemine zaman kazandırılmasını hedefleyen ‘Milwaukee Protokolü’ sayesinde aşı olmadan kuduzu yenen dünyadaki ilk insan olarak tarihe geçti. İki hafta komada kalıp hastanedeki uzun tedavi ve iki yıllık rehabilitasyon sürecinin ardından tekrar yürümeyi ve konuşmayı öğrenen Giese, günümüzde sinir hasarları taşımasına rağmen hayatını sürdürüyor; uygulanan bu yöntem ise diğer hastalarda benzer başarıyı yakalayamadığı için tıp dünyasında hâlâ etik ve güvenilirlik açısından tartışılmaya devam ediyor.
Hangi hayvanların kuduz riski taşıdığına da açıklık getiren Prof. Dr. Ertuğrul; fare ve sıçan gibi kemirgenlerde kuduz riski bulunmadığını, çünkü bir farenin kuduz bir hayvanla karşılaştıktan sonra virüsü bir insana taşıyacak kadar zamanı olmadan hayatını kaybettiğini ifade etti. Kümes hayvanlarında da risk olmadığını belirten Ertuğrul; at gibi çiftlik hayvanları ile tilki ve çakal gibi yabani canlıların ise virüsü bulaştırma riski taşıdığını sözlerine ekledi.
Sokak hayvanlarına yönelik tartışmalara da değinen Prof. Dr. Bülent Ertuğrul, Avrupa'da ormanlardaki yaban hayatına dahi aşı içerikli yemler bırakılarak kuduzun kontrol altına alındığını belirtti, “Sokak hayvanlarının düzenli periyotlarla belediyeler tarafından aşılanması ve buna bütçe ile zaman ayrılması tek insani ve bilimsel yöntem olacaktır” dedi.

Ömrü uzatma çalışmalarıyla tanınan ABD'li girişimci Bryan Johnson, otoimmün gastrit teşhisi aldığını açıkladı. Mide hücrelerinin kendi kendini yok ettiği bu durumun, Johnson'ın uyguladığı sıkı yaşam tarzı rejimiyle doğrudan bağlantılı olmadığı belirtiliyor.
BM yetkilisi Harneis, Ebola salgınıyla mücadele kaynaklarının tükeneceği uyarısında bulunarak uluslararası yardıma çağrı yaptı. DSÖ, mevcut salgının 2014-2016 Batı Afrika krizini aşabileceğini öngörüyor.

Akdeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ayşe Akman, kalıcı oje ve protez tırnak uygulamalarında kullanılan UV cihazlarının erken yaşlanmaya ve kanser riskine yol açabileceğini belirtti. Ayrıca kimyasal içeriklerin alerjik reaksiyon riski taşıdığı konusunda uyarılarda bulundu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Bundibugyo virüsü kaynaklı Ebola salgını, 4.945 vaka ve 2.325 ölümle rekor hızda büyüyor. Onaylı aşı veya tedavisi bulunmayan salgında, yanlış bilgi ve toplumsal direnç müdahaleyi zorlaştırıyor.
Yalova'nın Çınarcık ilçesinde deniz suyu analizlerinin ardından Kestanelik Aile Çay Bahçesi ile Karpuzdere mevkisi arasındaki bölgede denize girmek yasaklandı.
Trakya Üniversitesi'nden Prof. Dr. Servet Altay, yaz döneminde artan uzun yolculuklarda hareketsizliğin derin ven trombozu ve akciğer embolisi riskini tetikleyebileceğini belirtti. Özellikle risk grubundakilerin su tüketimine dikkat etmesi gerektiği vurgulandı.