İran’ın Lübnan’daki nüfuzunu koruma çabası ve ABD’nin mali baskıları arasında sıkışan Beyrut, ekonomik reformlar ve Hizbullah’ın finansmanı ile ilgili zorlu bir denge kurmaya çalışıyor.
AI-generated summary
Lübnan, 2019'dan beri ciddi bir mali çöküş yaşamaktadır. 2 Mart 2026'da İsrail ile çatışmalar başlamıştır.
İran’ın İsrail ile yaşanan çatışmaların ve ağır ekonomik yaptırımların oluşturduğu baskıya rağmen Lübnan’daki nüfuzunu korumak istemesi, bölgesel güç dengeleri açısından anlaşılabilir bir stratejik tercih gibi gözükse de burada dikkat çeken temel çelişki, kendi ekonomisi ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunan İran’ın, Lübnan’daki müttefikinin toplumsal ve siyasi etkisini sürdürmek için kaynak ayırma ihtimali.
Washington açısından ise mesele yalnızca Hizbullah’ın silahlı kapasitesinin sınırlandırılması değil, örgütün Lübnan toplumu içerisindeki ekonomik ve sosyal hareket alanının da daraltılması. Dolayısıyla Beyrut’ta tartışılan 200 milyon dolarlık iddia, gerçekte İran ile ABD arasında Lübnan’ın gelecekteki siyasi düzeni üzerinde yürüyen daha kapsamlı mücadelenin küçük ama dikkat çekici bir parçası niteliğinde.
İran’ın Bölgesel Hesabı: Silah Kadar Sosyal Yardım da Önemli
Tahran’ın Lübnan politikasında Hizbullah’ın yalnızca askeri bir müttefik olarak değerlendirilmediği, aynı zamanda İran’ın Doğu Akdeniz’e uzanan bölgesel nüfuzunun önemli unsurlarından biri olarak görüldüğü biliniyor. Bu nedenle Hizbullah’ın mali kaynaklarının zayıflaması, örgütün askeri faaliyetlerinin yanı sıra toplumsal tabanıyla kurduğu ilişkileri de etkileyebilecek bir gelişme. Özellikle 2 Mart 2026’da İsrail ile başlayan çatışmaların ardından yerinden edilen ailelerin barınma, gıda ve temel ihtiyaçlarının karşılanması, siyasi aidiyetlerin yeniden şekillenebileceği hassas bir alan oluşturuyor.
İran açısından sosyal yardım mekanizmalarının devamlılığı, Hizbullah’ın destek gördüğü bölgelerde toplumsal bağlarını korumasına hizmet edebilir. Buna karşılık Lübnan devletinin aynı bölgelerde kamu hizmetlerini ve sosyal destek programlarını güçlendirmesi, vatandaşların devlet dışı yapılara ekonomik bağımlılığını azaltabilir. Bu çerçevede asıl rekabetin yalnızca cephede değil, savaşın yıprattığı mahallelerde, yardım merkezlerinde ve yeniden inşa faaliyetlerinde yaşandığını söylemek mümkün. Lübnan’daki siyasi denklemin ironisi de burada ortaya çıkıyor: Devletin yeterince ulaşamadığı alanlarda yardım sağlayan yapıların siyasi etkisi artarken, devletin egemenliğini güçlendirmesi için önce kendi vatandaşlarına ulaşabilmesi gerekiyor.
Bankalar Çöktü, Nakit Ekonomisi Büyüktü
Lübnan’ın 2019 yılında başlayan mali çöküşü, Hizbullah’ın finansman tartışmalarını anlamak açısından önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. Bankacılık sistemine duyulan güvenin sarsılması, mevduatlara erişimin kısıtlanması ve ekonomik işlemlerin giderek nakit üzerinden yürütülmesi, geleneksel finansal denetimin etkisini zayıflattı. Bu ortam, yalnızca Hizbullah bağlantılı olduğu belirtilen mali ağlara değil, kayıt dışı faaliyet gösteren çok sayıda ekonomik aktöre de hareket alanı açtı. ABD yaptırımları altında bulunan Karz-ı Hasen kurumunun faaliyetleri ise bu tablonun en tartışmalı başlıklarından biri. Altın teminatı karşılığında finansman sağlayan kurum, bir yandan bankacılık sisteminden dışlanan kesimler için alternatif bir kaynak olarak görülürken diğer yandan Washington tarafından Hizbullah’ın mali yapılanmasının önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Amerikan yönetiminin kurumun faaliyetlerinin sona erdirilmesini istemesi, Lübnan açısından ciddi bir idari ve toplumsal ikilem doğuruyor. Çünkü alternatif finansman mekanizmalarını kapatmak ile bu mekanizmalara ihtiyaç duyan vatandaşlara güvenilir bankacılık hizmetleri sunmak aynı şey değil. Beyrut yönetiminin karşı karşıya bulunduğu temel sorun, kayıt dışı finansmanı sınırlandırırken zaten kırılgan durumdaki ekonomik hayatı daha da zorlaştırmamak.
Paranın Sınırı Yok, Yaptırımların Haritası Var
Hizbullah’ın finansmanına ilişkin değerlendirmelerde Afrika, Güney Amerika ve Orta Doğu arasında uzanan ticari ilişkiler, para transferleri ve gayriresmî ödeme mekanizmaları dikkat çekiyor. Mali uzmanların işaret ettiği mahsuplaşma sisteminde, bir ülkede gerçekleştirilen ödeme başka bir ülkede karşılık bulabiliyor ve para doğrudan sınır aşmadan ekonomik değer el değiştirebiliyor. Benzer şekilde ticari işlemler üzerinden değer aktarılması, uluslararası yaptırım mekanizmalarının denetimini zorlaştıran yöntemler arasında değerlendiriliyor. Ancak bu tür yöntemlerin kullanılması tek başına bütün işlemlerin yasa dışı olduğunu göstermiyor; belirleyici olan işlemlerin amacı, tarafları ve finansmanın nihai alıcısı.
Hizbullah’ın geçmişte İran’dan yıllık 700 milyon dolara kadar kaynak sağladığı, kendi bağlantılı ekonomik ağlarının ise yıllık yaklaşık 250 milyon dolarlık büyüklüğe ulaştığı yönündeki uzman tahminleri, örgütün finansmanının tek bir kanala bağlı olmadığını düşündürüyor. Bununla birlikte söz konusu rakamların güncel ve bağımsız biçimde doğrulanmış mali bilançolar olmadığı da göz önünde bulundurulmalı. Washington açısından temel güçlük, İran kaynaklı olduğu düşünülen finansmanı sınırlandırırken uluslararası ticaretin ve meşru para transferlerinin işleyişini bütünüyle aksatmadan etkili denetim sağlayabilmek.
Washington’ın Yeni Baskı Alanı: Beyrut’un Mali Egemenliği
Başbakan Nevvaf Selam’ın ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Washington’da gerçekleştirdiği görüşme, Lübnan’ın ekonomik reform gündemi ile Amerikan yaptırım politikasının giderek daha fazla iç içe geçtiğini gösteriyor. Görüşmelerde bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması, nakit ekonomisinin sınırlandırılması, kara para aklamayla mücadele ve uluslararası finans sistemine yeniden entegrasyon gibi başlıkların öne çıkması tesadüf değil. ABD yönetimi açısından Lübnan’ın mali kurumlarının güçlendirilmesi, Hizbullah’ın finansal hareket alanının daraltılmasıyla bağlantılı bir güvenlik hedefi olarak da değerlendiriliyor.
Beyrut açısından ise aynı reformlar, uluslararası kredi ve yatırım kanallarına yeniden erişebilmek için ekonomik bir zorunluluk. Bununla birlikte Washington’ın beklentileriyle Lübnan’ın iç siyasi gerçekleri arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Hizbullah’ın ülkedeki siyasi ve toplumsal ağırlığı, mali alanda atılacak adımların yalnızca teknik düzenlemelerle sınırlı kalmasını zorlaştırıyor. Dolayısıyla Beyrut yönetiminin önündeki mesele, Amerikan yaptırımlarına uyum sağlamakla ulusal ekonomik istikrarı korumak arasında sürdürülebilir bir denge kurabilmek.
Tahran’ın Önceliği, Beyrut’un Çıkmazı
İran’ın içinde bulunduğu ekonomik baskılar ve bölgesel çatışmalar, Tahran’ın dış politika kaynaklarını nasıl dağıtacağı sorusunu daha önemli hâle getiriyor. Hizbullah’a yönelik finansman desteğinin sürdürülmesi, İran açısından Lübnan’daki stratejik nüfuzun korunmasına katkıda bulunabilirken bu desteğin azaltılması örgütün sosyal ve kurumsal kapasitesini zorlayabilir. Ancak İran’ın gerçekten ne miktarda kaynak aktardığı, hangi kanalları kullandığı ve son çatışmaların ardından finansman politikasını ne ölçüde değiştirdiği konusunda kesin bir tablo bulunmuyor. Lübnan’da ise devletin ekonomik kapasitesinin zayıflığı, dış kaynaklı finansmanın siyasi etkilerini artırabilecek bir zemin oluşturuyor.
Bu nedenle Beyrut’un karşı karşıya olduğu sorun yalnızca Hizbullah’ın finansal ağlarını denetlemek değil, dış desteklere bağımlılığı azaltabilecek bir kamu maliyesi ve sosyal yardım sistemi oluşturmak. Devlet kurumlarının yeniden güçlendirilmesi, özellikle güney bölgelerinde altyapının onarılması ve yerinden edilen ailelerin ihtiyaçlarının karşılanması, uzun vadede siyasi rekabetin niteliğini değiştirebilecek unsurlar arasında yer alıyor.
Asıl Mücadele Kasadaki Dolar Değil, Devletin Anahtarı
Lübnan’daki mali tartışmanın önümüzdeki dönemde üç temel eksende şekillenmesi beklenebilir: İran’ın Hizbullah’a sağladığı desteğin sürdürülebilirliği, ABD’nin yaptırımlar yoluyla oluşturduğu ekonomik baskı ve Lübnan devletinin kendi finansal kurumları üzerindeki denetimini yeniden tesis etme kapasitesi. Washington, Hizbullah’ın finansal kaynaklarını sınırlamayı bölgesel güvenlik politikasının parçası olarak görürken Tahran, Lübnan’daki müttefikinin zayıflamasını bölgesel nüfuzu açısından stratejik bir kayıp olarak değerlendirebilir.
AI outlook — possibilities, not facts
Beyrut yönetimi mali reformlar ve uluslararası entegrasyon için adımlar atacak
Likely · Within months

US President Trump thanked Putin, announcing that they had reached an agreement on the supply of diesel fuel from Russia. Ukrainian President Zelenski reacted harshly to the easing of sanctions.

Details of the 1.5-hour phone call between Russian President Putin and US President Trump have been announced. The Ukrainian war and bilateral relations were discussed during the contact, which was stated to have been held in a friendly atmosphere between the leaders.

TRNC Prime Minister Ünal Üstel made evaluations about the military developments in the Eastern Mediterranean and the possible attack scenarios of Israel and Greece against the TRNC. Üstel called for unity among the Turkish people and emphasized that the future of the state should not be endangered.
According to Axios, Zelenskiy rejected US demands to stop attacks on Russian oil refineries. Thereupon, US President Trump made a diesel fuel agreement with Putin; Zelenskiy described this as a gift to Putin.
According to the report of the Swiss Counseling Network for Victims of Racism, 1245 cases of racial discrimination were documented in the country in 2025. While the biggest increase was in anti-Muslim attacks, online hate speech also increased significantly.

While the conflicts between the internationally recognized government forces and the Iranian-backed Houthis continue in Yemen; The Arab Coalition announced that 136 military targets under Houthi control were destroyed.