Breaking
ITF1, former Australian driver Alan Jones, world champion in 1980, diesTRPassenger minibus crashed into 5 vehicles in Mersin: There are many injured!TRWorld of Warcraft: Forever releasedTRBomb alarm on the Warsaw-Brussels plane! Safe landing was madeESThe UCO launches a new anti-corruption operation where they go to Ábalos' house, arrest Sánchez's former driver and demand information from AdifCNBomb threat forces Ireland-Italy flight to divert to French airbaseTRNews of the first snow holiday of the year has arrived! Education was suspended in a cityCNTsann Kuen 3C home appliances are on sale for 11 days. RTX5060 laptops are available for 45,000 yuan and air conditioners for 18,000 yuan.GLOBALMarried at First Sight UK cancelled after BBC revealed rape allegationsPLKO is losing, the right wing is getting stronger. New survey after the events around the Constitutional TribunalITF1, former Australian driver Alan Jones, world champion in 1980, diesTRPassenger minibus crashed into 5 vehicles in Mersin: There are many injured!TRWorld of Warcraft: Forever releasedTRBomb alarm on the Warsaw-Brussels plane! Safe landing was madeESThe UCO launches a new anti-corruption operation where they go to Ábalos' house, arrest Sánchez's former driver and demand information from AdifCNBomb threat forces Ireland-Italy flight to divert to French airbaseTRNews of the first snow holiday of the year has arrived! Education was suspended in a cityCNTsann Kuen 3C home appliances are on sale for 11 days. RTX5060 laptops are available for 45,000 yuan and air conditioners for 18,000 yuan.GLOBALMarried at First Sight UK cancelled after BBC revealed rape allegationsPLKO is losing, the right wing is getting stronger. New survey after the events around the Constitutional Tribunal
Back'Mükellef', Altın Portakal'da 'en iyi belgesel': Madencinin sesi
'Mükellef', Altın Portakal'da 'en iyi belgesel': Madencinin sesi
Culture
Cumhuriyet21 hours agoCulture5 min readTürkiyeView translation

'Mükellef', Altın Portakal'da 'en iyi belgesel': Madencinin sesi

Yönetmen Sarıgün ile 176 yıllık madencilik mirası, zorunlu çalıştırma sistemi ve işçi sınıfının hikayesi üzerine bir söyleşi

Quick Look

Zonguldak'ın 176 yıllık madencilik tarihini ve 'Mükellefiyet' sisteminin işçiler üzerindeki etkilerini konu alan 'Mükellef' belgeseli, işçi sınıfının yaşamına, dayanışmasına ve kadınların maden kültüründeki görünmeyen emeğine odaklanıyor.

AI-generated summary

Why It Matters

Mükellefiyet sistemi, 1867-1921 ve 1940-1947 yılları arasında Zonguldak'ta köylüleri zorunlu olarak madenlerde çalışmaya mecbur bırakan bir sistemdir.

Font size

Türkiye’nin ilk kömür havzası Zonguldak’ta, 176 yıllık madencilik tarihinden bugüne kalan izlerin peşinden giden belgesel, zorunlu çalıştırma yasalarından 1991 Büyük Madenci Yürüyüşü’ne, terk edilmiş işçi kasabalarından bugün yeraltında çalışan madencilere uzanıyor. Ocaktan sofraya, facialardan dayanışmaya uzanan bir yolculuğun yansıması... Belgeselde, madencilerin yaşadığı tehlikeler yok; şakaları var, birbirleriyle olan ilişkileri var, hayalleri var, yorgunlukları var, korkuları var...

Sarıgün ile, "Mükellef"i konuştuk.

-Belgeselin esin kaynağı neydi?

Soma faciası sonrası benim de duyarlı tüm yurttaşlar gibi yaşadığım tarifsiz kederdi. Bu kederi, işçiler adına yapılacak bir filmle sağaltmak, bir söze, bir ifadeye dönüştürmek istedim. Bir de Zonguldaklı olduğum için zihnimde takıntılı bir şekilde dönüp duran, Grup Yorum’un “Madenciden” şarkısındaki dizeler vardı: “Yıllar boyu kazma salladım suskunca bu zindanda, çocuklarım gülsün diye. Oysa bizim evde gülen yok.”

Bu dizeler bana hep çok sert ve hüzünlü gelmiştir. Zonguldak’ın kasvetini doğrudan ifade ederler. Beni ve Zonguldaklı yakın arkadaşım Mehmet Erkmen’i madenciyi anlatan bir film yapmaya teşvik eden, bütün bu duygulardı.

-Neden "Mükellef"?

“Mükellefiyet”, Türkiye tarihinin çok ağır bir gerçeğinin adı. Hem 1867-1921 hem de 1940-1947 yılları arasında uygulanan bu sistem, madenlerde çok ağır şartlarda çalışmaya razı olmayan Zonguldak köylüsünü, eli silah tutan her erkeği, askerlik hizmeti yerine yer altında çalışmaya mahkûm ediyor.

Bu sistem, bütün coğrafyayı fiziksel olarak hasta ettiği gibi köylüyü de giderek madene bağımlı hâle getiriyor. Erkekler, çocuklarıyla birlikte altı ay boyunca ağır şartlarda madende çalışıyor; emeklerinin karşılığını çoğu zaman para yerine erzak olarak alıyor. Erzağı 15 kilometre uzaktaki köylerine götüremedikleri için ocak yakınındaki tefecilere değerinin yarısına satıp paraya çeviriyorlar. Kadınlar toprağın başında kalıyor. Toprak sahibi oldukları için aileler vergi vermek zorunda; devlet ise bu vergiyi nakit istiyor. Böylelikle köylü gittikçe topraksızlaşıyor ve madene tamamen bağımlı hâle getiriliyor.

Filmimize “Mükellef” adını, bütün bu ağır mülksüzleştirme sürecinin mirasını, madenden başka bir varoluş tanınmayan Zonguldak maden işçisi üzerinden çok iyi ifade ettiği için uygun gördük. Film tarihsel süreci anlatmıyor ama o tarihin ağırlığı üzerinden günümüz madencilerinin çıkışsızlığına bakmayı deniyor.

PASLANAN ÇELİK...

-Nasıl çıktı ortaya? Ne zaman başladınız?

Belgesel aslında iki yıl önce film senaryosu için araştırma yapmak adına Zonguldak havzasına gitmemizle başladı. Sendikacılar mühendislerle konuştuk. Terk edilmiş maden sahalarında ufak ufak çekimler yapmaya başladım. Demir, pas ormanın yuttuğu taş konutlar. O bırakılmışlık hissi. Gerçekleşmeyen hayaller... Annemle Zonguldak'ta dolaşırken yakın zamanda şunu demişti: “Şehirler yorulur mu? Bak şehirler de yoruluyor. Eskimek gibi değil.” Sonra belgeselde kullandığımız şu metin ortaya çıktı önce: "Maden şehirleri imal edilirler. Maden şehirleri kömür bitince oldukları gibi bırakılır. Sökülmezler bile. 120 senelik çelik paslanır. Orman eski taş binaları yutar. Yıkık evler ve gerçekleşmemiş bir imkân olarak; mutlu işçi kasabasının hayaleti kalır…"

Ama film tabiki bu soyutlukta kalmadı, madene indikçe madencilerle aynı sofraya oturup vakit geçirince madenin ve madencinin hiç bir şiirsel ve soyut ifadeye ihtiyaç duymadan dürüstçe kendi hakikatını ifade edebildiğini farkettik. Bizim tüm çabalarımızdan daha çabasız. Sonra kameranın bakışını madencinin bakışına eşlemeye çalıştım. Belgeseli; belgeleme soğukluğundan ziyade işçinin kendini ifade etmesinin veya onun görme biçiminin nesnesi haline getirme gayreti. Çekimleri sadece iki kişi yaptığımız ve iddasız bir fotoğraf makinesi kullandığımız için de o samimiyet ilişkisini kurabildiğimizi düşünüyorum.

-Madene de girmişsiniz. Sizin için zor olmadı mı?

Oldu tabii. Madenlere inmek çok zor. Islak, dik ve alçak galerilerden geçerek kömürün çıkarıldığı alanlara ulaşıyorsunuz. İçerisi çok sıkışık ve kasvetli. İnsana kendi varlığını kuvvetli bir şekilde dayatan fiziksel bir alan burası. Girerken ve çıkarken hepimiz iki üç defa düştük sanırım.

-Peki madeni yönetenler size zorluk çıkardı mı?

Özel madenlere, yerel tanıdıklarımız Okan İbik ve Şen Tatar aracılığıyla gittik. Onlar olmasaydı o kadar rahat çekim yapamazdık. Türkiye Taşkömürü Kurumu bünyesindeki madenlerde ocağa inemiyorsunuz zaten; farklı ekipman kullanmanız gerekiyor. Yer üstü sahasında çekim yapabilmek için Enerji Bakanlığı'ndan bir yıl boyunca izin almaya çalıştık ama kurumsal bir izin alamadık.

'İŞÇİ SINIFI ADINA'

-Altın Portakal'da ödül almak size ne hissettirdi?

Türkiye sinemasının en ışıltılı vitrinlerinden biri olan Antalya’da, jüri üyelerinin şu gerekçesini dinlemek bizi çok duygulandırdı:

“Yüzyıllardır karanlığa mahkûm edilmiş ve sıkışmış bir dünyanın atmosferini dostluk, dayanışma ve ortak hafıza üzerinden kuran yönetmen, yaşanılan acıların ve kayıpların işin fıtratından değil, önlenebilir ihmallerden kaynaklandığını gerçekçi sinema diliyle aktarmış. Belgesel, sinemanın tanıklık etme, sorgulama ve dönüştürme gücünü etkileyici bir görsel anlatımla buluştururken, bütün kayıplara rağmen aydınlık yarınlara duyulan inancı korumayı başarıyor. Emeğin, dayanışmanın ve umudun sinemadaki güçlü karşılığı olarak…”

Filmin anlatısının, taşıdığı duygusal yükün ve sonunda önerdiğimiz dayanışma fikrinin başka insanlara bu kadar net ve samimi bir biçimde sirayet etmesi, daha ödülü almak için sahneye çıkmadan bizi tarifsiz bir duygu iklimine soktu. Benim için bu ödülü, sinemada son dönemde görmekte epey zorlandığımız Türkiye işçi sınıfı adına almak çok anlamlıydı.

'KADINLAR OLMASAYDI BELGESEL YAVAN KALIRDI'

-Belgeselde kadınlara özel bir yer de ayrılmış. Bu tercihin sebebi neydi?

Danışmanım, yazar Muzaffer Oruçoğlu, bu konuda beni uyardı. Zonguldak maden tarihi üzerine "Grizu" adlı dört ciltlik bir kitabı var. Hatta onun sinema uyarlaması üzerinde çalışıyoruz.

Madenlerde acı genellikle erkekler üzerinden tanımlanıyor. Oysa hem toprağın başında kalan hem de ölüm acısıyla sınanıp tek başına hayatta kalmaya çalışan hep kadınlar. Kadınlar, dirayetleri ve sebatlarıyla hem erkekleri hayatta tutuyor hem de insanın toprakla ilişkisini onarmaya gayret ediyor. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Zonguldak’ta da kadınların görünür ve görünmez emeği, kapitalizmin kendini inşa edebilmesi için gereken bakımın maliyetini karşılıyor. O yüzden kadınlar olmasaydı belgesel yavan kalırdı.

Open Questions

  • Belgeselin geniş kitlelerle buluşma takvimi nedir?

Related Topics

This article was originally published by Cumhuriyet.

Related Stories

Copyright struggle from Cüneyt Arkın's family: A lawsuit was filed against 6 production companies
Culture·

Copyright struggle from Cüneyt Arkın's family: A lawsuit was filed against 6 production companies

Cüneyt Arkın's family filed a lawsuit against 6 production companies named Erman Film, Arzu Film, Burç Film, Uzman Filmcilik, System Filmcilik and Fanatik Digital Image Systems, alleging that the artist's films were broadcast without permission. The heirs stated that there was no broadcast license agreement and no income was generated, and demanded that the unauthorized use of the films be prevented and the distribution be stopped.

Cumhuriyet
1 min read
More on this topiczonguldak