Breaking
ESActivists are evicted in the fourth attempt to evict Maricarmen, an 87-year-old woman in MadridAUWorker Dies After 10-Metre Fall at Rome's ColosseumTRPeople in Morocco go to the polls to elect new members of parliamentRUAnalyst sees Xi-Trump US visit as positive boost for global markets, tiesTRAccess Blocked to Many Financial Accounts within the Scope of CMB InvestigationDEIG Metall is demanding five percent more money in the collective bargaining roundARReports on the expansion of China's nuclear program, a typhoon hits Japan, and a controversy in Bangladesh over a photo of Muhammad Ali JinnahDEHigher penalties for knockout drops: Federal Minister of Justice is calling for at least five years in prisonITEuropean stock markets mixed, Milan slightly rising led by a few stocksTRMajor Restructuring at Xbox: 268 People Lay OffESActivists are evicted in the fourth attempt to evict Maricarmen, an 87-year-old woman in MadridAUWorker Dies After 10-Metre Fall at Rome's ColosseumTRPeople in Morocco go to the polls to elect new members of parliamentRUAnalyst sees Xi-Trump US visit as positive boost for global markets, tiesTRAccess Blocked to Many Financial Accounts within the Scope of CMB InvestigationDEIG Metall is demanding five percent more money in the collective bargaining roundARReports on the expansion of China's nuclear program, a typhoon hits Japan, and a controversy in Bangladesh over a photo of Muhammad Ali JinnahDEHigher penalties for knockout drops: Federal Minister of Justice is calling for at least five years in prisonITEuropean stock markets mixed, Milan slightly rising led by a few stocksTRMajor Restructuring at Xbox: 268 People Lay Off
BackNikaragua'nın Almanya'ya Karşı UAD'deki Davası ve Almanya'nın İtirazları
Nikaragua'nın Almanya'ya Karşı UAD'deki Davası ve Almanya'nın İtirazları
Developing
AA Güncel58 minutes agoLaw7 min readTürkiye

Nikaragua'nın Almanya'ya Karşı UAD'deki Davası ve Almanya'nın İtirazları

Nikaragua'nın Almanya'ya karşı Uluslararası Adalet Divanı'nda açtığı dava, üçüncü devletlerin soykırımı önleme yükümlülükleri açısından önem taşıyor.

Quick Look

  • Nikaragua'nın İsrail'e askeri desteği nedeniyle Almanya'ya karşı UAD'de açtığı davada Lahey'deki duruşmalar gerçekleştirildi.
  • Almanya usuli itirazlarda bulunurken, dava üçüncü devletlerin sorumlulukları açısından önem taşıyor.

AI-generated summary

Why It Matters

Nikaragua, 1 Mart 2024'te İsrail'e askeri desteği nedeniyle Almanya'ya karşı Uluslararası Adalet Divanı'nda dava açmıştır.

Font size

Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Hasan Basri Bülbül, Nikaragua'nın Almanya'ya karşı Uluslararası Adalet Divanı'nda açtığı davayı ve Almanya'nın İsrail'e verdiği desteğin uluslararası hukuk bakımından doğurduğu sorumluluğu AA Analiz için kaleme aldı.

Güney Afrika'nın İsrail'e karşı Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı soykırım davasından kısa bir süre sonra 1 Mart 2024'te Nikaragua da Almanya'ya karşı bir dava açmıştı. Başvuru dilekçesinde Nikaragua, İsrail'e sağladığı destek ve özellikle askeri teçhizat ve donanım sebebiyle Almanya'nın 1948 Soykırım Sözleşmesini, savaş hukukuna dair 1949 Cenevre Sözleşmelerini ve diğer uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiğini savunmuştu.

Ayrıca Nikaragua, ilgili yardım ve sevkiyatın sonlandırılması amacıyla ihtiyati tedbirler talep etmiş, fakat UAD 30 Nisan 2024 tarihli kararıyla bu talebi reddetmişti. Her ne kadar UAD bu kararda bütün devletlerin silahlı çatışmanın taraflarına silah transferlerine ilişkin uluslararası yükümlülüklerini hatırlatsa da Almanya süreç içerisinde İsrail’e sağladığı askeri desteğini giderek artırdı.

Yaklaşık iki buçuk yılın ardından Mahkeme 7-10 Eylül 2026 tarihleri arasında Almanya'nın ilk itirazlarını görüşmek üzere toplandı. Bu bağlamda, "Uluslararası Hukuk Yolculuğu" projesi kapsamında Lahey'de bulunduğumuz sırada gerçekleşen duruşmaları ben de Lahey'deki Barış Sarayı'nda yerinde takip etme fırsatı buldum.

Dava nasıl değişiyor?

Nikaragua'nın iddiaları oldukça kapsamlı olmakla birlikte genel hatlarıyla şu şekilde tasnif edilebilir: Almanya, İsrail'e verdiği destekle savaş hukukunu, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını ve soykırım sözleşmesini ihlal etmiş, ayrıca İsrail’in ırk ayrımcılığı ve apartheid rejimini tahkim etmiştir.

Son yıllarda UAD önünde soykırıma ilişkin iddialarda daha önce görülmemiş bir artış var. Devletler, bazı uluslararası hukuk ihlallerinin doğrudan mağduru olmasalar dahi, bu ihlallerin uluslararası toplumu bir bütün olarak ilgilendirmesi nedeniyle dava açabiliyor. Gambiya-Myanmar ve Güney Afrika-İsrail arasındaki davalar bu bağlamda öne çıkıyor.

Esasen ne Nikaragua ne de Almanya Filistin'deki silahlı çatışmanın bir tarafı değil. Nikaragua, Gazze'de yaşanan soykırımın doğrudan mağduru olmadığı gibi Almanya da doğrudan faili değil. Ancak davanın önemi tam da bu noktada karşımıza çıkıyor. UAD önünde şimdiye kadar görülen soykırım davalarında muhatap devlet daima çatışmanın bir tarafı veya ihtilafın doğrudan muhatabıydı. Yugoslavya (Sırbistan), Myanmar, Rusya ve İsrail bu sıfatla Divan huzurunda bulunan ülkeler arasında. Ancak bu dava, soykırımın faili olduğu ileri sürülen devletten ziyade, üçüncü bir devletin soykırımı önleme, ağır uluslararası hukuk ihlallerini tanımama ve bunlara destek vermeme yükümlülüklerinin doğrudan konu edilmesi bakımından farklı bir nitelik taşıyor.

Almanya neye itiraz etti?

Burada cevabı aranan sorular şu şekilde sıralanabilir: Bir devlet, soykırım işlediğini veya soykırım işleme riskinin varlığını bildiği başka bir devletle ekonomik, siyasi, ticari ve askeri ilişkilerini nasıl yürütmelidir? Söz konusu devlet tarafından insanlığa karşı suçlar veya savaş suçları işleniyorsa bu ilişkiler nasıl sürdürülmelidir? Meşru askeri yardım veya satışın sınırları nelerdir?

Elbette bu sorular tüm devletleri ilgilendiren çok daha geniş boyutlara sahip. Mahkemenin bu sorulara vereceği cevap, uluslararası ilişkilerde hukukun belirleyici bir unsur olarak kendisini yeniden hissettirmesi için de önemli bir fırsat sunuyor.

Ancak Nikaragua ve Almanya arasında görülen davada esasa ilişkin tüm bu tartışmaların yapılabilmesi için öncelikle Nikaragua'nın mahkemenin yargı yetkisine ve davanın kabul edilebilirliğine dair usuli meseleleri aşabilmesi gerekiyor. 7-10 Eylül'de gerçekleşen duruşmalarda Almanya, bu sorularla esastan muhatap olmamak adına usule ilişkin pek çok itirazda bulundu. Bu itirazlar üç noktada yoğunlaştı.

Bunlardan ilki ihtilaf yokluğudur. Divan önünde dava açabilmek için taraflar arasında hukuki bir ihtilafın var olması gerekiyor. Almanya, Nikaragua'nın böyle bir ihtilaf olmadan Divan'a başvurduğunu ve bu sebeple davanın reddedilmesi gerektiğini öne sürüyor. Nikaragua ise dava açmadan önce Alman makamları ile irtibat kurup ihtilafı kendilerine yönelttiğini savunuyor. Almanya ise bu irtibatın "e-posta" gibi diplomatik açıdan olağan olmayan kanallar üzerinden sağlandığını ve yalnızca bir ay gibi kısa bir sürede sona erdiğini belirterek ortada aslında bir ihtilaf bulunmadığını iddia ediyor.

Kendisinin dava açılmadan önceki bu bir aylık dönemde Nikaragua'nın iddialarına cevap verecek fırsatının olmadığını iddia ediyor.

Nikaragua ise UAD'ye, Almanya'nın Güney Afrika-İsrail davasının açılmasından yalnızca birkaç gün sonra İsrail lehine müdahalede bulunacağını açıkladığını hatırlatıp Almanya'nın dilediğinde ne kadar hızlı olabileceğini gösteriyor. Ancak ihtilafın tezahürü açısından Almanya'nın bu yaklaşımı aşırı şekilci olup Mahkeme'nin önceki içtihatlarıyla pek örtüşmüyor. [1] Mahkeme bu hususta daha esnek bir anlayışa sahip. Bu sebeple Nikaragua’nın iddialarının büyük bir kısmının bu aşamayı geçeceği beklenebilir.

Almanya'nın ikinci itirazı ise mahkemenin zaman bakımından yargı yetkisine ilişkin. Almanya UAD'nin yargı yetkisini 30 Nisan 2008'den itibaren tanıyor. Bu sebeple bu tarih öncesine ilişkin iddialar Divan önüne getirilemiyor. Almanya, Nikaragua'nın Filistin meselesinin tarihsel arka planına ilişkin sunduğu açıklamaların "2008 öncesi olaylar veya olgular" kapsamında değerlendirilerek Divan tarafından reddedilmesi gerektiğini savunuyor.

Almanya, İsrail ile geliştirdiği derin askeri ve ticari ilişkilerinin, 2008 öncesinde başladığını, bunların uzun süredir ve "bir bütün halinde" devam eden Alman dış politikasının bir ürünü olduğunu iddia ediyor. Başka bir deyişle Almanya, söz konusu fiillerin bölünemeyeceğini ve 2008 öncesindeki olayların sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla Divan'ın yargı yetkisi dışında kaldığını öne sürüyor.

Ancak Nikaragua açıkça Almanya'nın 2008 sonrası karar ve fiillerini hedef alıyor. Almanya'nın İsrail'e silah satışına ilişkin verdiği her lisansın, gerçekleştirdiği her sevkiyatın ayrı bir fiil teşkil ettiğini ve her birinin kendi başına değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Bu noktada, Almanya'nın itirazlarının güçlü olduğunu söylemek zor. Zira, "Biz hep böyle yapageldik" [2] ya da "biz zaten İsrail'e verdiğimiz destekle uluslararası hukuku ihlal etmeye 2008'den önce başlamıştık" mealinde bir itirazın Almanya'yı yargısal denetimden kurtarması çok gerçekçi görünmüyor. Ayrıca, İsrail'in güvenliğinin tartışmaya kapalı bir şekilde Alman dış politikasının "hayati bir unsuru" olarak tanımlanması da sonucu değiştirecek nitelikte değil. Bir devletin dış politika bakımından kendisine koyduğu öncelikler, o devletin uluslararası hukuk karşısındaki yükümlülüklerini ne ortadan kaldırır ne de bu yükümlülüklere aykırı davranışları hukuka uygun hale getirir.

Almanya'nın üçüncü ve belki de en önemli itirazı ise uluslararası hukukta "Parasal Altın İlkesi" olarak bilinen bir doktrinin temelinde. Doktrine göre "üçüncü bir devletin hukuki menfaatleri karardan sadece etkilenmekle kalmayacak aynı zamanda kararın (temel) konusunu da oluşturacaksa Divan, yargılama yetkisini kullanmayacaktır." [3]

Almanya'nın buradaki temel iddiası, kendi sorumluluğuna ilişkin bir kararın verilmesinin İsrail'in uluslararası sorumluluğuna ilişkin bir ön tespiti zorunlu kılacağı ve bu nedenle İsrail'in hukuki menfaatlerinin davanın temel konusunu oluşturacağı yönünde. Almanya, İsrail'in bu dava için "vazgeçilmez bir üçüncü taraf" olduğunu ve İsrail'in yokluğunda bu davanın görülemeyeceğini iddia ediyor. Almanya'ya göre, soykırımı engelleme yükümlülüğünün doğması ya da soykırıma iştirakin tesisi için öncelikle soykırım suçunun oluştuğunun tespit edilmesi gerekiyor. Her ne kadar Divan, Güney Afrika'nın İsrail'e açtığı davada bu meseleyi ele alsa da henüz bu hususta nihai kararını vermiş değil. Bu davada, İsrail'in Gazze'deki fiillerinin soykırım teşkil etmediğine hükmedilirse, "Almanya nasıl 'olmayan bir soykırımı' engellediği gerekçesiyle ya da buna iştirak etmekle sorumlu tutulabilir?" sorusu Almanya'nın savunmasının temelini teşkil ediyor. Dolayısıyla Almanya'ya göre, Nikaragua'nın açtığı davanın en baştan reddedilmesi gerekiyor.

Nikaragua'nın iddiaları

Nikaragua ise bu davanın İsrail'in değil, doğrudan Almanya'nın sorumluluklarını ilgilendirdiğini ısrarla vurguluyor. Nikaragua'ya göre soykırımı engelleme yükümlülüğünün yalnızca soykırım suçu işlendikten sonra doğacağını iddia etmek normun altını oymaktır. Mantıken devletlerin soykırımı engelleme yükümlülüğü, soykırım henüz işlenmeden önce doğmalıdır.

Dolayısıyla bir soykırımın işlendiğini veya böyle bir riskin bulunduğunu bilen devlet, bunu önlemek, soykırım işleyen devlete yardım etmemek ve soykırımı kolaylaştırabilecek fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. Bu bakımdan Almanya'nın fiillerinin uluslararası hukuka aykırılığının tespit edilebilmesi için İsrail'in sorumluluğunun da kanıtlanması bu davanın temel unsuru değildir. Her ne kadar bu dava İsrail'in menfaatlerini etkileyecek olsa da bu durum davanın reddi için yeterli değildir. Bu bağlamda, soykırımı önleme yükümlülüğünün, Türkiye'nin Güney Afrika-İsrail davasına müdahillik beyanında da ileri sürdüğü üzere, Divan'ın soykırım riskinin varlığını tespit ettiği 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararından itibaren başladığı kabul edilmelidir.

Diğer yandan "Parasal Altın İlkesi" üçüncü devletleri ilgilendiren her durumda uygulanmaz. Doktrinin bir istisnası da üçüncü devletin içinde bulunduğu durumun artık yeni bir tespite gerek kalmayacak şekilde "bilinen bir veri" olarak kabul edildiği hallerdir. Nikaragua, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun, Güvenlik Konseyi'nin, çeşitli BM ajanslarının ve özel raportörlerin öne sürülen ihlalleri halihazırda raporladığını ifade ediyor. Nikaragua ayrıca Divan'ın 2004, 2024 ve 2025 tarihli danışma görüşlerinde soykırım hariç bu ihlallerin tespit edildiğini de ortaya koydu. Soykırım hususunda da Güney Afrika davasındaki ihtiyati tedbirlerini de dayanak gösteriyor. Nikaragua, Divan dışında başka uluslararası mahkemelerin Divan'ın danışma görüşleri temelinde hüküm verdiklerine dair örnekler sunmuş ve Divan'ı kendi danışma görüşlerini takibe davet etmiştir.

Bu bağlamda, 2024 tarihli Danışma Görüşü'nde Divan, İsrail işgalinin hukuksuz olduğunu, sömürgecilikten ve işgalden kurtuluş bağlamında Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının uluslararası hukukun en üstün normlarından olan emredici normlar statüsünde olduğunu, İsrail'in ayrımcı uygulamalarının "apartheid"ı da içeren Irk Ayrımcılığına Dair Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal ettiğini ortaya koydu. Her ne kadar Divan'ın danışma görüşleri bağlayıcı olmasa da bu görüşler, uluslararası hukukun mevcut durumunu ortaya koyan yetkin değerlendirmeler niteliğindedir.

Dolayısıyla Divan'ın bu görüşlere referans vererek Parasal Altın İlkesi'ni bir kenara bırakması ve davaya esastan devam etmesi ihtimal dahilindedir. Soykırım hususunda ise yine Güney Afrika davasındaki ihtiyati tedbirler, Almanya'nın soykırım riskinin varlığını bildiğinin kabulü için yeterli olmalıdır.

Şüpheciler mi fanatikler mi kazanacak?

7-10 Eylül arasında gerçekleşen duruşmalar, hukuki tartışmaların yanı sıra duayen hukukçuların birbirlerine yaptıkları göndermelere de sahne oldu.

Nikaragua adına söz alan Alain Pellet, Parasal Altın İlkesi'ni temelden sorgulayan eleştirel bir yaklaşım ortaya koyunca, Almanya adına konuşan Sam Wordsworth, Pellet'i "Parasal Altın şüphecisi" olarak nitelendirdi. Pellet'in buna cevabı ise Wordsworth'u "Parasal Altın fanatiği, yani Parasal Altın İlkesi"nin sarsılmaz bir savunucusu olarak tanımlamak oldu.

Artık mesele UAD'nin uhdesinde. Divan'ın vereceği kararda "şüphecilerin" mi "fanatiklerin" mi üstün geleceğini bekleyip göreceğiz. Mahkeme'nin bu davayı görme yetkisine sahip olup olmadığını tespit etmesi dahi yıllar alıyor. Bu durum, UAD önünde dava açmayı düşünen devletler açısından usule ilişkin meselelerin hiç de küçümsenmemesi gereken unsurların var olduğunu gösteriyor.

Öte yandan, esasa ilişkin herhangi bir mesele görüşülmeden yılların geçmesi, uluslararası adaletin sahada gerçekten soykırımın veya diğer ağır ihlallerin önlenmesine ne ölçüde katkı sağlayabileceği konusunda kaygı verici bir soru işareti olmaya devam ediyor.

What to Watch

AI outlook — possibilities, not facts

  • UAD'nin Almanya'nın ilk itirazlarına yönelik kararını açıklaması

    Very likely · Within months

Open Questions

  • Divan Almanya'nın ilk itirazlarını kabul edecek mi?
  • Mahkeme yargı yetkisine sahip bulunacak mı?

Related Topics

This article was originally published by AA Güncel.

Related Stories