
ABD'de Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi, Trump yönetiminin İran politikası ve İsrail'in askeri hareket alanı üzerinde nasıl bir etki yaratacak?
AI-generated summary
ABD ara seçimlerinde Demokratlar Kongre'nin her iki kanadında da çoğunluğu elde etti.
ABD’de Başkan Donald Trump’ın görev süresinin kalan iki yılındaki siyasi dengeleri belirleyecek ara seçimler, yalnızca ülkenンの iç siyaseti açısından değil, Orta Doğu’daki güç dengeleri bakımından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir tablo ortaya çıkardı.
Demokratların Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu elde etmesi, Trump yönetiminin özellikle İran politikası üzerindeki siyasi ve kurumsal baskıyı artırabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Seçim sürecinde İran’la yaşanan savaşın ekonomik sonuçları, yükselen enerji fiyatları ve Amerikan kamuoyundaki memnuniyetsizlik Cumhuriyetçilerin karşı karşıya kaldığı sorunlar arasında yer aldı. Nitekim Trump da seçim sonuçlarının ardından Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada İran’daki savaşın Cumhuriyetçilerin kayıplarında etkili olduğunu kabul etti.
Buna karşın savaşı başlatma kararından pişman olmadığını de belirten Trump, aynı koşullarda yeniden aynı kararı alacağını söyledi. Aslında seçim yenilgisinin İran politikasında geri adım anlamına gelmeyeceğinin de işaretini verdi.
Ancak Kongre’de çoğunluğun Demokratlara geçmesi, Trump’ın önündeki siyasi ve kurumsal denetim mekanizmalarını güçlendirebilir. Özellikle savaşın maliyeti, askerî harcamalar ve yönetimin İran politikasına ilişkin kararları Kongre’de daha yoğun biçimde tartışılabilir. Bununla birlikte ABD başkanının dış politika ve askerî operasyonlar konusunda sahip olduğu geniş yetkiler, Demokratların zaferinin yeni bir saldırıyı otomatik olarak engelleyeceği anlamına gelmiyor.
Peki, Kongre’de iki kanadı da kaybeden Trump, siyasi otoritesini yeniden tesis etmek ve güçlü lider imajını korumak amacıyla İran'a yönelik askerî seçeneğe daha fazla yönelebilir mi?
Bu soruma “Kırılma var ama sanıldığı yerde ve sanıldığı zamanda değil” değil diyen İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından, “Önce takvime bakalım. AP’nin projeksiyonlarına göre Demokratlar her iki kanadı da kazandı. Ama yeni Kongre ancak 3 Ocak’ta göreve başlayacak. Yani önümüzdeki iki ay boyunca Trump hâlâ Cumhuriyetçi bir Kongre ile çalışacak. Bence asıl hassas dönem tam da bu pencere” dedi ve şu önemli bilgilerin altını çizdi:
ABD basınına yansıyan değerlendirmelere göre ara seçimlerden sonra Trump’ın iç politikadaki gücü azalacak, dikkati de dış politikaya ve bırakacağı mirasa kayacak. Ocak ayından sonra ise tablo değişiyor. Demokratlar bütçe yetkisini kullanabilir, Savaş Yetkileri Yasası çerçevesinde Kongre onayı tartışmasını gündemin merkezine taşıyabilir. Pentagon’un Kongre’ye bildirdiğine göre savaşın maliyeti şimdiden 47 milyar doları aştı. Bu da harcamaların sorgulanması için güçlü bir zemin. Peki, Trump güçlü lider imajı için askerî seçeneğe yönelir mi? Bu mantığın bir karşılığı var ama ters yönde de güçlü bir argüman var. Seçim sonucu büyük ölçüde savaşa ve hayat pahalılığına yönelik bir tepki olarak okunuyor. Bu tabloda savaşı tırmandırmak, seçmenin mesajına aykırı düşer.
Son 48 saatteki sinyaller de karışık. ABD, seçim sabahı Keşm Adası’nda yeni inşa edilen bir hava savunma tesisine sınırlı bir saldırı düzenledi. Trump bunu küçük bir saldırı olarak niteledi. Aynı gün Financial Times’a yakın vadede İran’ı vurma planı olmadığını, istedikleri her şeyi almakta olduklarını söyledi. Başkan Yardımcısı JD Vance de bir anlaşma konusunda iyimser olduklarını belirtti. Ancak bir yandan da bölgeye sevkiyatlar hızlanmış durumda. Bir askerî hareketlilik söz konusu yani. Trump’ın önünde iki yol var: Ya kısa ve yoğun bir kampanya ya da Doha’dan çıkacak bir anlaşma. İkisi de bir zafer anlatısı üretebilir. Trump için asıl mesele güçlü görünmek değil, kazanmış görünmek. Bunu masada sağlayabilirse askerî seçeneğe ihtiyacı kalmaz. Ancak yine de pek umutlu olduğumu söyleyemeyeceğim.
İsrail açısından da yakından takip ediliyor. Trump yönetiminin Kongre’deki siyasi desteğinin zayıflaması, İsrail’in Washington’la ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. Özellikle İran konusunda ABD ile İsrail arasındaki askerî ve diplomatik koordinasyonun nasıl şekilleneceği büyük önem kazanıyor.
Öte yandan İsrail’de Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu siyasi belirsizlik de Tahran politikasını etkileyebilecek unsurlar arasında bulunuyor. Netanyahu’nun iktidarını sürdürmekte zorlanması veya yeni bir siyasi denklemin ortaya çıkması, İsrail’in İran’a yönelik adımlarının zamanlamasını ve yöntemini değiştirebilir. Ancak İran’ı İsrail açısından bir güvenlik tehdidi olarak gören yaklaşımın yalnızca Netanyahu yönetimiyle sınırlı olmadığına da dikkat çekiliyor.
“İsrail açısından iki ayrı zayıflama aynı anda yaşanıyor” diyen Oral Toğa, “Birincisi, Washington’daki zemin. Demokratik bir Kongre, İsrail’e yapılan askerî yardımlar ve silah satışları konusunda çok daha sorgulayıcı olacak çünkü yardım parasını Kongre tahsis ediyor. Demokrat tabanda İsrail’e yönelik eleştirinin son yıllarda belirgin biçimde arttığı da biliniyor” dedi ve ekledi:
“İşin ilginç yanı, belirsizliği Trump’ın kendisi de artırdı. Seçim sabahı, İsrail’e yapılan yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık askerî yardımın yıl sonunda sona ereceğini açıkladı ve bunun Netanyahu ile vardıkları bir mutabakat olduğunu söyledi. Bunu Demokratların elinden bir argümanı almak için yaptığını da açıkça ifade etti. Oysa mevcut yardım anlaşması 2028’e kadar geçerli ve açıklama İsrailli yetkilileri de hazırlıksız yakaladı.”
“İkincisi, İsrail’in iç siyaseti. Netanyahu’nun bloğu 27 Ekim seçimlerinde çoğunluğu sağlayamadı ama Netanyahu, yeni hükümet kurulana kadar görevde kalıyor. Bu da İsrail’i kritik bir dönemde geçici bir hükümetle bırakıyor” diyen Oral Toğa, bu durumun İran politikasını nasıl etkileyeceği soruma ise şu cevabı verdi:
Hedefleri değil, araçları ve zamanlamayı etkiler. Eisenkot da Bennett de İran konusunda en az Netanyahu kadar sert. Ama Washington’daki desteğin zayıflama ihtimali İsrail’e şu mesajı veriyor: ABD’nin askerî kapasitesine erişim penceresi daralıyor. Bu da kısa vadede ortak bir operasyon için baskıyı artırabilir. Nitekim Netanyahu’nun ara seçimlerin hemen ardından bir saldırı için bastırdığı, Trump’ın ise müzakerelere şans tanımak istediği yönünde haberler var. İsrail ise bunu yalanlıyor. Uzun vadede ise durum farklı. Kazma Dağı gibi derin hedefler için ABD’nin katılımı belirleyici. Kongre’nin frenleyici rolü arttıkça İsrail’in İran’a karşı tek başına yapabilecekleri sınırlı kalacak.
Netanyahu ve çevresindeki ekip hâlâ 19. ve 20. yüzyıla ait, kör göze parmak propaganda tekniklerinin çalışacağını düşünmek gibi bir yanılgı içerisindeler. Sosyal medya ve akıllı telefonların devasa bir veri sağladığı doğru. Bazı şirketler üzerinden bu akışın, aynı eski dönemdeki gibi tekelleştirilmeye de çalışıldığı bir gerçek. Ancak yine de konvansiyonel medyada olduğu gibi tek bir kanalı elde tutmak mümkün olmuyor. ‘Bir gecede ünlü edilip bir gecede hayatı bitirilen insanlar’ modeli 1990’larda bitti. Artık herkes evinde uzanırken soykırımı ve yapılanları HD kalitede izliyor. Dolayısıyla Hasan Piker gibi isimleri kürsüden hedef göstermek bir anlam ifade etmez oluyor.
Bölgedeki gelişmelerin bir diğer önemli aktörü olan İran ise ABD ve İsrail’deki siyasi değişimlerden bağımsız biçimde askerî caydırıcılığını artırmaya çalışıyor. Tahran’ın diplomatik temasları sürdürürken olası yeni bir çatışmaya karşı hazırlık yapması, ülkenin çift yönlü bir strateji izlediğine işaret ediyor.
New York Times’ın konuya ilişkin haberinde de İran yönetiminin yeni bir çatışma ihtimalini göz önünde bulundurduğu, buna karşılık diplomatik kanalları tamamen kapatmadığı aktarılıyor. İran açısından müzakereler, yalnızca savaşı önlemenin değil, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzun korunması gibi başlıklarda pazarlık gücü elde etmenin de bir aracı.
Washington ile Tahran arasındaki temel anlaşmazlıkların başında ise İran‘ın nükleer programı, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı’nın geleceği geliyor. ABD’nin İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin talepleri ile Tahran’ın müzakereler öncesinde yaptırımların kaldırılmasını istemesi, uzlaşma zemininin oluşmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle diplomatik temasların sürmesi, sahadaki askerî gerilimin sona erdiği anlamına gelmiyor.
İran’ın tutumunun bir ikilem değil, bilinçli bir çift hatlı strateji olduğunun altını çizen Oral Toğa, “Tahran’ın temel varsayımı şu: İran yönetimi savaşın bittiğini değil, sürdüğünü düşünüyor. ABD ablukasını ve hava sahası kısıtlamalarını da savaşın devamı sayıyor. Bu yüzden ABD ya da İsrail’deki seçim sonuçlarına büyük anlam yüklemiyor. Meclis Millî Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi’nin İsrail seçimleri öncesinde İbranice paylaştığı mesaj bunun en net örneği. Seçim sonucu ne olursa olsun düşmanlıklarından şüphe etmediklerini yazdı. Tahran’da Netanyahu ile Eisenkot arasında savaş açısından pek bir fark görülmüyor” dedi.
Bu varsayımdan iki hat çıktığını söyleyen Toğa, “Birincisi caydırıcılık. Rehber Mücteba Hamaney, geçen cumartesi silahlı kuvvetlere coğrafi sınır tanımayan bir karşılık talimatı verdi ve hedef listesinin genişletilmesini istedi. Füze üretiminin kısmen yeniden başladığı da biliniyor. İkincisi diplomasi. İranlı müzakereciler Doha’da Katarlı ve Pakistanlı arabulucularla üç gün görüştü. Bir taslak metin üzerinden mesaj trafiği sürüyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de hem savunmaya hem diplomasiye aynı anda hazır olduklarını söylüyor. Bu ikisi birbiriyle çelişmiyor. Tahran, caydırıcılığı müzakerenin ön şartı olarak görüyor. Zayıf görünen bir İran’ın masada kaybedeceğini düşünüyor” ifadelerini kullandı.
AI outlook — possibilities, not facts
Yeni Kongre 3 Ocak'ta göreve başlayacak.
Very likely · Within months

EU Council President Antonio Costa announced that the economic and social impacts of artificial intelligence will be discussed at the leadership level at the informal summit to be held in Dublin on 13 November. Mistral AI CEO Arthur Mensch and scientist Geoffrey Hinton will attend the summit.

Iranian officials stated that the hostile attitude of the USA would continue and warned that a possible attack would be responded to with new military doctrines and disproportionate responses.

Israeli opposition leaders Yair Lapid and Yair Golan evaluated the US election results and demanded Benjamin Netanyahu's resignation, stating that he harmed Israel's international position and security.
Iranian leader Khamenei, in his message published on the anniversary of the 1979 Tehran Embassy raid, stated that the USA aims to get Iran to surrender and that concessions will lead to new attacks.
In his message published on the anniversary of the 1979 embassy raid, Iranian leader Khamenei stated that the USA aims to get Iran to surrender and that no concessions should be made.

Iranian religious leader Mojtaba Khamenei stated that the change of power after the midterm elections in the USA will not change US policy and emphasized that no concessions should be made to America.