
ABD Başkanı Donald Trump, Texas Fort Hood’teki saldırı sanığı Nidal Hasan’ın idamını canlı yayınla gerçekleştirmeyi önererek, bu kararını kampanya stratejisi, idam cezası desteği ve İslamofobi mesajı olarak kullanmayı planladığını belirten makale, aynı zamanda Trump’un Nobel Barış Ödülü istediğini ve bu talebin Navi Pillay’ın Gazze’deki eylemlerle ödüle layık görüldüğü gerçeğiyle karşıtlığını vurguluyor.
AI-generated summary
Makale, Donald Trump’un Nidal Hasan’ın idamını canlı yayınla yapma teklifini, bu teklifin kampanya aracı olarak kullanılması, idam cezası desteği ve İslamofobi mesajı olarak işlev görmesi bağlamında değerlendiriyor. Ayrıca Trump’un Nobel Barış Ödülü istediğini ve bu talebin Navi Pillay’ın Gazze’deki eylemlerle ödüle layık görüldüğü gerçeğiyle karşıtlığını vurguluyor.
2026’nın teknolojisiyle gerisin geri ortaçağa, 1026’ya ışınlanmak...
ABD Başkanı Trump’ın son ortaya attığı “canlı infaz” projesi bu anlama geliyor.
İnsanlar “güneş tutulması” izler gibi, canlı yayında bir “akıl tutulması” örneği olarak infaz izleyecekler.
Düşünmesi bile dehşet verici, irkiltici, mide bulandırıcı.
Ama Trump Amerika’sı için artık hiçbir insani ya da ahlaki sınır yok, kalmadı. IŞİD’ın sanal ortamda yaydığı o acayip kanlı, ilkel kafa kesme videolarının devlet destekli başka çeşidi ile karşılaşacağız.
Mevzu, Texas Fort Hood askeri üssünde, ABD ordusunda kendisi gibi görev yapan arkadaşlarına bundan tamı tamına 17 yıl önce, “Afganistan’daki ABD varlığını protesto” amacıyla ateş açıp 13 kişinin yaşamına son veren Nidal Hasan için verilen bir “idam hükmü”.
Hüküm, çeşitli hukuki süreçlerden geçmiş ve Trump’ın onayı ile kesinleşmiş.
Trump oldum olası hararetli bir idam destekçisi. Bir buçuk asra yakın dönemde onun kadar çok sayıda idam kararına onay veren başka bir başkan çıkmamış.
Bu defaki kararın farkı, elektrikli sandalye ya da zehirli iğne yerine, başkanın, “askeri giysiler içindeki bir idam mangası tarafından mahkûmun canlı yayın kameraları önünde kurşuna dizilmesini” istemesi. Bunun modern ABD tarihinde ilk kez kamuya açık bir ölüm şovuna dönüşmesini arzulaması.
Tam “barbar” sıfatıyla nitelendirilen Suudi Arabistan ve İran rejimlerinde olduğu gibi.
KAMPANYADA KULLANACAK
Böylece Trump, seçim kampanyasında bir taşla birkaç kuş vuracak.
1. Yeni bir olay olmamasına karşın “İslamcı terörizme karşı” açtığı savaş bayrağını, “Müslüman Amerikalı gerçek Amerikalı değildir” altyazısıyla yeniden sallayacak.
2. MAGA’cıların çok sevdiği “idam cezası” ve “göze göz, dişe diş” propagandasını, yeni yöntemlerle tazeleyecek.
3. Büyük “reytingler ve gösteri başkanı” ustalığı ve namına yakışır biçimde bu defa da “ölüm şov”unun rüzgârından yararlanacak.
3 Kasım’da ara seçim var. Onay oranı kamuoyu yoklamalarında yüzde 32’ye düşen ABD başkanının şimdi ani bir hamleyle “Survival” misali “canlı yayında kurşuna dizme projesi”ne sarılması boşuna değil.
Nidal Hasan, 3 Aralık’ta idam edilecek.
Ama “3 Aralık vaadi” kampanya boyunca bu vesileyle köpürtüle köpürtüle kullanılacak.
İdamın gerçekleşeceği muhafazakâr Texas eyaletinde Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında Senato seçimleri için ilk kez kıyasıya bir mücadele sürüyor.
Demokratların adayı James Talarico bu vahşete karşı çıktığı için kampanyada Trump tarafından hedef yapılıyor ve “hafif sıklet” olmakla suçlanıyor.
ÖLÜM PROMOSYONU VE BARIŞ ÖDÜLÜ
Kongre baskınının rejisi, yolsuzluk skandalları, Epstein bağlantıları, dehşet yaşatan ICE operasyonları, istenmeyen atıklar gibi üçüncü ülkelere deport edilen toplu göçmen sevkiyatları... Ardından şimdi de bu: “canlı yayında ölüm promosyonu”.
Ancak bir distopya romanında bir araya gelebilecek bu akıl almaz icraata rağmen Donald Trump bir de Nobel Barış Ödülü ısrarını hâlâ sürdürüyor.
Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da ödülün kendisine verilmediğine çok sinirlendi.
Bu ısrar insana önce şaka gibi geliyor ama düşününce bu kerte dehşet ve vahşet üretme kapasitesine sahip bir şahsın, bu seri kötülüklerin üzerini örtmek için prestijli bir Nobel örtüsüne gerçekten de ihtiyaç duyması fazla şaşırtmıyor.
Buna bir Mefisto mantığı da diyebilirsiniz: Üstü “barış ödülü”, altı Gazze kıyımı, göçmen lagerleri, idam reality’si...
CESARET ANA PİLLAY
Dünyayı bu sınır tanımayan Donald Trump gözü dönmüşlüğü ve hukuk tanımazlığı kasıp kavururken Nobel Barış Ödülü bu yıl gerçekten sahibini buldu.
Ödül, gençliğinde Güney Afrika’daki Apartheid/ırk ayrımı mücadelesinde staj gördükten sonra, BM insan hakları yüksek komiseri görevinde bulunan ve “Gazze soykırımının” adını, uluslararası antlaşmalar, hukuk çerçevesinde çekinmeden koyan, tam bir “eski dünya” temsilcisi olarak adlandırabileceğimiz 85 yaşındaki Navi Pillay’a gitti.
Gazze’de yaşananları, lafı hiç dolandırmadan BM metinlerinde “soykırım” olarak adlandırmasını “cesaret örneği” olarak niteleyenlere Pillay; “Ben sadece verilere baktım ve yansız bir karar verdim. Gerçekleri dile getirmek neden cesaret olsun ki?” yanıtını veriyor:
Konu tam da bu aslında.
Gerçeklerin silindiği, yok edildiği, arzuya göre kil gibi şekillendirildiği bir “post-gerçek/post-truth zamanları” ve “propaganda çağı” yaşıyoruz.
Gerçek saldırı altında. Gerçeklere karşı resmen savaş açılmış durumda.
Böyle bir ortamda gerçekleri dile getirmek elbette cesaret istiyor.
AI outlook — possibilities, not facts
Trump’un canlı idam önerisi, 3 Kasım ara seçimlerine kadar kampanya materyali olarak aktif kullanılacak.
Very likely · Within weeks
Navi Pillay’ın Gazze’deki eylemleriyle ilgili Nobel Barış Ödülü tartışması, uluslararası medyada devam edecek.
Likely · Within months

The article begins by defining the daily and political meanings of anarchy and claiming that there is an environment of anarchy and chaos under the current AKP rule in Turkey. Events such as the statements of the NEW Party leader in Artvin, Özgür Özel, about fund games and the emphasis on football funds in the Sözcü newspaper dated October 5, 2026, 650 people withdrawing 227 billion liras, allegations of insight and manipulation, the AKP candidate going abroad and Cemil Tugay resigning from his party and joining the AKP are described. Additionally, the withdrawal of money before the fund liquidation decision, the example of Evrim Tavacı on the first page of Sözcü, and the regulatory deficiencies regarding the capital markets board are highlighted.

Erdoğan listed the conditions of justice at the International Justice Summit in Istanbul and criticized the UN's veto system, using the phrase 'the elephant in the room'. Emphasizing the democratic and legal regression in Turkey, he stated that the government resorted to ethnicist rhetoric and pressure tactics after the election loss.
Samsun University Rector Prof. Dr. Mahmut Aydın wrote about the role of TEKNOFEST in Türkiye's goal of technological independence and the 'I can do' mentality revolution it created in young people for AA Analysis.

The school attacks in Manisa and Kahramanmaraş show that violence has turned into a search for 'visibility' and fame in the digital age. Experts point out that media and digital culture feed this dangerous contagion effect.
British Prime Minister Andy Burnham's message of rapprochement with the EU and his statements about the harms of Brexit started a new political debate in the country and had a wide public response.

More than 200 people were prosecuted in three weeks after the fund explosion on September 16, but no political or public official is still the subject of investigation. It has been announced that those who have gained ill-gotten gains can deposit money into SDIF accounts, but the legal basis is unclear. Experts compared the change in CMB's Investor Compensation Center regulation to a meteor impact and stated that precautions were not taken. Official statements mentioned negligence, intent, fault and bad faith, but there was no organized crime or major fraud.