
AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Kasapoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM Genel Kurulu'ndaki temaslarını değerlendirdi.
AI-generated summary
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York'ta temaslarda bulunmuş ve çeşitli ikili görüşmeler gerçekleştirmiştir.
AK Parti İzmir Milletvekili, Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Dr. Mehmet Kasapoğlu Birleşmiş Milletler ’in 81’inci Genel Kurulu için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la gittiği New York’tan dönüşünde izlenimlerini aktardığı bir makale kaleme aldı.
Bugün yayınlanan 'New York Gözlemlerim: Küresel Meselelerde İnisiyatif Alan Türkiye' başlıklı makalesinde Kasapoğlu; "Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı olarak, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki heyetle 20-23 Eylül tarihleri arasında New York’taydık. Gazi Meclisimiz adına sahada adım adım takip ettiğimiz bu kritik süreç; salt bir diplomasi trafiğini değil, Türkiye’nin masadaki özgül ağırlığını, tavizsiz duruşunu ve dünya siyasetine yön veren aklını ilk elden müşahede ettiğimiz tarihi dönemeçlerden birini işaret ediyordu. New York’ta, 190’dan fazla ülkenin temsilcisinin bir araya geldiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonu, aslında diplomasinin vitrini kadar dünyanın gerçeklerle yüzleştiği bir meydan olma anlamı taşıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 16'ncı kez Birleşmiş Milletler kürsüsünden dünyaya hitap etti. Bu konuşmaların hiçbiri kuru bir istatistik paylaşımı veya salt diplomatik repliklerin tekrarı değildi. Çünkü Cumhurbaşkanımız kürsüye her adım attığında ezber bozan, mazlumların ve adaleti mumla arayanların derdini doğrudan yüzlere çarpan bir tavır ortaya koydu. 81. Genel Kurul’da da Cumhurbaşkanımız yaptığı konuşmada yine adalet bekleyenlerin sesini yükseltti" dedi.
'KONUŞMASININ EN CAN ALICI YERİ HİÇ ŞÜPHESİZ GAZZE'DEKİ TABLOYDU'
Kasapoğlu makalesinde "Küresel sistemin tıkandığı, krizlerin her köşede can yaktığı böylesi bir atmosferde Türkiye’nin ortaya koyduğu duruş bana hep şunu düşündürüyor: Vicdan ile aklı aynı masaya koyabilmek. Hem BM koridorlarında tüm dünyaya yapılan cesur adalet çağrıları, hem de Türk-Amerikan ilişkilerinin 100. yılında yürütülen son derece ayakları yere basan, rasyonel bir diplomasi trafiği. Türkiye tam da bunu başarıyor. Yani bir yandan haklının yanında durmaktan bir milim bile geri adım atmazken; diğer yandan kendi milli çıkarlarını koruyan ve çok boyutlu düşünen bir dış politika yürütüyor. Cumhurbaşkanımızın genel kurul konuşmasının en can alıcı yeri hiç şüphesiz Gazze'deki tabloydu. Gazze'yi 'Dünyanın en büyük çocuk kabristanı' ve 'Çağımızın en utanç verici temerküz kampı' olarak tanımlaması, yaşanan insani trajedinin boyutlarını uluslararası kamuoyunun gündemine en yalın haliyle taşıdı. Hakkını yemeyelim; bugün dünyanın dört bir yanında İsrail zulmüne karşı sesler yükseliyor, milyonlarca insan bu vahşete karşı sokaklara dökülüyor, küresel vicdan adeta isyan ediyor. Ancak devletler arenasına baktığımızda, hiçbir ülkenin Türkiye kadar inisiyatif almadığını, elini taşın altına koyup bedel ödemeyi göze almadığını görüyoruz. Açıkçası, herkes Türkiye gibi cesur bir duruş sergileseydi, bugün bu zulümleri konuşmuyor olurduk. Nitekim Cumhurbaşkanımızın BM kürsüsünden tüm dünyaya ilan ettiği 'Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz' sözleri, işte bu onurlu duruşun en net özetidir. Cumhurbaşkanımız, yalnızca son 3 yılda Gazze'de 74 bin sivilin katledildiğini, ateşkes sonrasında bile 1500'ü aşkın masumun öldürüldüğünü tüm dünyanın gözünün içine bakarak anlattı" ifadelerine yer verdi.
'DÜNYA 5'TEN BÜYÜKTÜR' VİZYONUNU BİR KEZ DAHA İFADE ETTİ'
"Elbette mesele sadece Gazze ile sınırlı değil" diyen Kasapoğlu, şöyle devam etti: "Karşımızda kilitlenmiş, kapasitesini yitirmiş, işlemez hale gelmiş bir küresel sistem var. Cumhurbaşkanımız, 190'ı aşkın ülkenin kaderinin sadece 5 daimi üyenin iki dudağı arasına bırakılamayacağını belirterek 'Dünya 5'ten büyüktür' vizyonunu bir kez daha ifade etti. BM'nin bu felç olma halini aşmak için sunduğu 5 ilke aslında küresel bir reçete sunuyor; uluslararası hukuk zayıfa farklı, güçlüye farklı uygulanmamalı ve cezasızlık kültürü kesinlikle bitmeli. Küresel sistem tıkandığında ise çare bölgesel sahiplenmede yatıyor. Nitekim Türkiye'nin, Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğu Savunma İttifakı tam da bu sorunlara kendi içimizden çözüm bulma iradesinin en somut göstergesi olarak masada duruyor. Türkiye'nin bu insani duruşu, devlet aklının rasyonel gerçeklerini ıskaladığı anlamına asla gelmiyor. Aksine, küresel adaleti savunurken masada ticari ve stratejik hedeflerimizi de aynı cesaretle tahkim ediyoruz. Nitekim Türk-Amerikan diplomatik ilişkilerinin 100. yılına girerken düzenlenen özel etkinlik, 2026-2027 döneminin her iki ülke için nasıl stratejik bir dönüm noktası olduğunu kanıtladı. Cumhurbaşkanımız, ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu samimi ve istisnai diyaloğun iki ülke ilişkilerine kattığı pozitif ivmeyi açıkça anlattı. Bu diyalog sayesinde Orta Doğu'dan Asya'ya birçok krizde eşgüdümle olumlu sonuçlar alabiliyoruz. Hedefimiz ise ABD ile ticaret hacmimizi 100 milyar dolara çıkarmak. 2025 yılında 38,6 milyar dolar seviyesine ulaşmıştık. 2026'nın sadece ilk 8 ayında ise 28 milyar dolar bandını yakaladık. Yıl sonuna kadar bu rakamın 40-43 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. İş dünyamıza ve hatta tüm Amerikalı yatırımcılara Türkiye'nin sunduğu eşsiz fırsatları değerlendirmeleri için çok açık ve sıcak davetler yapıldı.
Ekonomi ve dış politika kurmaylarımızın New York’taki yoğun mesaisi de kusursuz işleyen bir takım oyunuydu. Bir yanda küresel fon yöneticilerine Türkiye’nin şoklara karşı direncini, KKM'den çıkışla ve artan rezervlerle kırılganlıklarını nasıl aştığını anlatan ekonomi yönetimimiz; diğer yanda çok taraflı zirvelerde mekik dokuyan diplomasimiz vardı. Savunma sanayiinden turizme, dijital hizmetlerden mobil oyunlara kadar doğrudan yatırım yapılabilecek beş altın sektör bizzat masaya konuldu. Aynı eşgüdümle, 405 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşan dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi olarak sahip olduğumuz güç, Amerikalı iş dünyasıyla paylaşıldı. Diplomasinin çok taraflı ayağında ise Türkevi'nde gerçekleştirilen Türkiye-Suriye-Suudi Arabistan üçlü buluşmasından, MIKTA ve 8'li Filistin eşgüdüm toplantılarına kadar birçok kritik zirveye liderlik edildi.
'STRATEJİK ORTAKLIKLARIMIZI DA ORTAK KAZANIMLAR ZEMİNİNDE BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ'
AI outlook — possibilities, not facts
Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacminin 2026 yılı sonuna kadar 40-43 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Likely · Within months

The Orange Order march, which was allowed to pass through a Catholic neighborhood in Northern Ireland after 28 years, escalated Protestant-Catholic tensions again; Prime Minister O'Neill participated in the road closure.

There was a surprise resignation in the management of Özata Denizcilik, which came to the fore with the resignation of AKP Deputy Chairman Fatma Betül Sayan Kaya. It was revealed that İskender Balcı, a member of the company's board of directors and the son-in-law of Deputy Minister of Treasury and Finance Osman Çelik, resigned from his position.

NEW Party started the primary election process for district chairs with the participation of party members in 311 districts as of September 26.

There was a resignation in Özata Denizcilik management regarding the share buying and selling incident that led to the resignation of AKP member Fatma Betül Sayan Kaya. İskender Balcı, a member of the company's board of directors and son-in-law of Deputy Minister of Treasury and Finance Osman Çelik, resigned from his post.
During Minister of Foreign Affairs Hakan Fidan's visit to the UAE, the preparations for the High Level Strategic Council will be reviewed and the developments in Gaza, Lebanon and Yemen will be discussed.
The cabinet is meeting in Beştepe after a 3-week break. The main agenda of the meeting is the legal stage in the fund investigation, the Terrorism-Free Türkiye process, preparations for the October 1 legislative year and foreign policy.