Londra Queen Mary Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tim Bale, Andy Burnham'ın AB ile ilişkileri yeniden gündeme getirmesini AA Analiz için kaleme aldı.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın AB ile yakınlaşma mesajı ve Brexit'in zararlarına yönelik açıklamaları, ülkede yeni bir siyasi tartışma başlattı ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
AI-generated summary
Birleşik Krallık 2016 referandumu ile AB'den ayrılmış ve süreç ülkenin siyasi ile ekonomik yapısında büyük değişimlere yol açmıştır.
Londra Queen Mary Üniversitesi Siyaset Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tim Bale, İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın AB'yle yakınlaşma mesajı üzerine Brexit'in geleceğini AA Analiz için kaleme aldı.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, İşçi Partisinin yıllık konferansında yaptığı konuşmada, Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği (AB) ile ilişkisini beklenmedik bir şekilde yeniden gündeme getirdi ve kabine arkadaşları da dahil olmak üzere herkesi şaşırttı.
Brexit'in "yarardan çok zarar getirdiğini" belirten Burnham, "daha yüksek büyüme oranları ve refah düzeyinin yeniden tesisi" için "yüzyılın geri kalanında net bir güzergaha" ihtiyaç olduğunu ifade etti. Bu doğrultuda, kısa süre içinde ülkenin önündeki mevcut seçenekleri değerlendireceğini ve ardından "hem ülkenin konumu hem de üzerinde yaşadığımız kıtanın geleceği konusunda bakışımızı netleştirecek bir uzlaşma zemini" sağlamaya çalışacağını belirtti.
Burnham'ın yıktığı tabu
Burnham böylece bir tabuyu yıkmış oldu. 2016'dan bu yana, selefi Keir Starmer da buna dahil olmak üzere, Birleşik Krallık'taki merkez sol siyasetçilerin çoğu yalnızca "Brexit'i işler hale getirme" vaadinin ötesine geçemiyor. Bu durumun temelinde, AB'den ayrılma yanlılarının 2016 referandumunda ortaya konan ve "halkın iradesi" olarak adlandırmakta ısrar ettikleri karardan geri adım atan bir imaj çizmek istememesi yatıyor.
Burnham’ın sözleri "halk" nezdinde bir tepkiye veya belki de manidar bir şekilde, Brexit savunucuları tarafından Brexit’in faydalarına dair ayrıntılı bir savunmaya yol açmadı. İngilizlerin büyük çoğunluğu 2021’in başlarından bu yana kamuoyu araştırmacılarına, ülkenin on yıl önce aldığı kararın yanlış olduğunu ifade ediyor. Şu anda mevcut seçmenlerin yaklaşık yüzde 57’si - ki buna Brexit yanlısı oy kullananların yüzde 23’ü de dahildir - bu görüşe katılırken yaklaşık yüzde 55’i ise AB’ye yeniden katılmak istediğini belirtiyor. Üstelik, Burnham’ın İşçi Partisi adına desteğine ihtiyaç duyduğu (ya da Muhafazakarlar ile aşırı sağcı Reform UK’in iktidara gelmesini önlemek amacıyla bir sonraki seçimde stratejik oy kullanmalarını sağlamak istediği) seçmenlerin yaklaşık onda sekizinin AB’ye yeniden katılmayı desteklediği düşünüldüğünde, Burnham’ın bu kararı seçim stratejisi açısından daha da anlamlı hale geliyor.
En az bunun kadar önemli bir diğer husus da bu müdahalenin ekonomik açıdan da mantıklı olmasıdır. Nitekim Brexit'in Birleşik Krallık'ın ticaretine, büyümesine ve kamu maliyesine ciddi zararlar verdiğini ortaya koyan araştırmalar bulunuyor. Aynı zamanda kamuoyundaki bu görüş değişikliği ve ABD'nin artık eskisi kadar güvenilir bir müttefik olmadığına dair endişe de Burnham'ın görüşünü destekliyor. Muhtemelen tüm bu faktörler Burnham'ı, göreve gelişinin henüz onuncu haftasında, Brexit'in yol açtığı o devasa "kendi kendine zarar verme" eylemini tersine çevirmek ya da en azından sürecin etkilerini hafifletmek adına daha fazlasının yapılması gerektiği sonucuna sevk ediyor.
Starmer yönetimindeki İşçi Partisi hükümeti, İngiltere'nin AB'den ayrılması neticesinde ticari ilişkilerde ortaya çıkan uyuşmazlıkları azaltmak için bir dizi kademeli adım atmıştı. Ancak hiçbir ekonomist, bu stratejinin -tıpkı Muhafazakarlar döneminde İngiltere'nin diğer ülkelerle imzaladığı çeşitli ticaret anlaşmalarında olduğu gibi- ülkenin GSYH'sine yüzde 1'den fazla bir değer katacağına inanmıyor. Gerçekte, marjinal bir farktan fazlasını yaratacak tek adım, Türkiye örneğinde olduğu gibi, sadece Gümrük Birliği'ne değil, Tek Pazar'a da katılmak olacaktır. Bununla birlikte, işi tamamen ileri götürüp yeniden üye olmadan bunu yapmak, Birleşik Krallık'ın "kurala uyan" (rule-taker) bir ülke haline gelmesi anlamına gelecektir. Egemenliğine derinden bağlı böylesine büyük bir ekonomi içinse bu hem prensipte hem de pratikte muhtemelen kabul edilemez bir durum olacaktır.
Müzakere sürecinde olası zorluklar
İşin ehli çevreler, Burnham'ın İşçi Partisinin bir sonraki seçim beyannamesine AB'ye doğrudan yeniden katılma taahhüdü yerine, AB ile yeni ve daha yakın bir ilişki kurulmasına yönelik müzakereleri başlatma ve varılacak olası bir anlaşmayı referanduma sunma taahhüdünü ekleyeceğini öngörüyor. Ancak böyle bir oylamayı kazanmanın, özellikle de tam üyeliği kapsaması durumunda, garanti olmadığını söylemek gerekiyor. Çünkü mevcut üye devletler, Birleşik Krallık'a 2020'de resmen ayrılmadan önce sahip olduğu ayrıcalıkların, özel muafiyetlerin ve bütçe iadesinin büyük bir kısmını yeniden tanımayı çok büyük ihtimalle reddedeceklerdir. Nitekim mevcut kamuoyu yoklamaları, İngiliz seçmenlere bu senaryo sunulduğunda yeniden katılmaya yönelik desteğin önemli ölçüde azaldığını gösteriyor.
Dahası bu durum, her bir AB üyesi devletin Birleşik Krallık'ı yeniden aralarına kabul etmeye sıcak bakacağını varsaymaktadır. Kurallar gereği her bir üye devletin onay vermesi gerekiyor. Oysa bunun bir garantisi bulunmuyor.
Her şeyden önce Avrupalı hükümetler, Birleşik Krallık'ın yeniden katılma yönünde alacağı bir kararın, gelecekte Avrupa'ya şüpheyle bakan bir hükümet tarafından yeniden geri çevrilebileceğinden endişe duyacaktır. Ayrıca süreç içerisinde AB'nin en büyük üyeleri olan Fransa ve Almanya, Britanya'ya sempati ve yakınlıkları -en hafif tabirle- şüpheli olan iki aşırı sağcı parti (Fransız Ulusal Birlik (RN) ve Almanya için Alternatif (AfD)) tarafından yönetiliyor olabilir. Herhangi bir anlaşmanın bu düzlemde müzakere edilmesi gerekebilir.
Bununla birlikte İngiltere'nin hala diplomatik ve savunma alanındaki ağırlığı kendi ölçeğinin çok ötesinde olan, nispeten zengin bir orta ölçekli güç olduğunu unutmamalıyız. Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Burnham'ın bu ilk hamlesine verdiği olumlu tepki şunu hatırlatıyor: Müzakere süreçlerinde farklı engellerle karşılaşılabilir. Ancak giderek istikrarsızlaşan ekonomik ve jeopolitik ortamda, Birleşik Krallık'ın AB içerisinde yer almanın en güvenli seçenek olduğunu nihayet kabul etmesi pek çok Avrupalı siyasetçiyi ve halkı memnun edecektir.
AI outlook — possibilities, not facts
İşçi Partisi'nin sonraki seçim beyannamesine AB ile yeni müzakereler taahhüdü eklenecek.
Likely · Within months

More than 200 people were prosecuted in three weeks after the fund explosion on September 16, but no political or public official is still the subject of investigation. It has been announced that those who have gained ill-gotten gains can deposit money into SDIF accounts, but the legal basis is unclear. Experts compared the change in CMB's Investor Compensation Center regulation to a meteor impact and stated that precautions were not taken. Official statements mentioned negligence, intent, fault and bad faith, but there was no organized crime or major fraud.

Emphasizing the abstractness of diplomatic language, the text criticizes the silence in Türkiye's international relations through Azerbaijani President Aliyev's messages to Türkiye, US President Trump's changing attitude towards Erdogan, and the independence day ceremony held in Cyprus.

Through Knut Hamsun's novel 'Hunger', published in 1890, it is told that the author's young writer hero in Kristiania struggles with hunger; It is emphasized that the novel examines not only physical hunger but also hunger as an idea that disrupts the mind and social relations. Hamsun's inconsistencies, such as his support for Nazi Germany and his admiration for Hitler, are mentioned. It is then shown that the distribution of wealth in Türkiye is highly unbalanced: the richest 10% holds 68.4% of the total wealth, the richest 1% holds 35.1%, and the poorest 50% holds only 2.7%. According to Forbes data, the wealth of only 42 individuals and families reaches 105.3 billion dollars. Wealth is not just cash, but companies, shares, real estate, and means of production, as well as ownership of future income. Class differences are evident in daily life: one takes private lessons, the other works to contribute to the family, one chooses a university and the other pays the rent. In Türkiye, a new capital culture was formed in the conservative environment, which had been against luxury in the past, and wealth turned into ostentation. Poverty is not just limited to food, it affects all areas of life such as housing, heating, health, education, culture and holidays; Without money, a person pays by spending his time, and life is reduced to survival. It is dangerous to see inequality as the natural state; Policies such as taxes, wages, working conditions, social security, education and health determine the distribution of income and wealth. Türkiye has become a testing ground in terms of hunger and class inequality; While ancient writers wrote about hunger, now this subject is considered 'shameful'. Works such as Erol Toy's 'Eyeblind' and Orhan Kemal's 'Drunks' tell about workers' life and class struggle. While the data clearly shows, some politicians say 'Poverty has been eliminated!' and this situation is criticized. In the end, it is not the wealth of a country that matters, but in whose hands this wealth is concentrated, and images such as a child in a worker's home pulling on his cardigan and running in the cold remind us of this reality.

As the trial of comedian Deniz Göktaş begins on charges of 'insulting the President' and similar charges, the role of humor and satire as a tool of social criticism is being examined through classical literature.

The concept of banalization is associated with the loss of individual freedom and originality; It is analyzed through authoritarian regimes, fascist tendencies, economic domination and cultural uniformity; The author emphasizes the effects of the lack of resource wealth and the decrease in intellectual vitality on social and individual development.

Anthony Bourdain redefined gastronomy and travel by focusing on people and cultural contexts rather than food. By bringing up the culinary hierarchy, immigrant labor and social classes, he adopted the idea of presenting food as a story and context, not just a taste. His legacy is that he made gastronomy a means of uniting people rather than a means of consumption.