
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Netanyahu'yu ismen anmayarak sisteme odaklanması ve Netanyahu'nun boş salondaki tepkisi uzmanlar tarafından değerlendirildi.
AI-generated summary
BM 81. Genel Kurulu'nda dünya liderleri bir araya geldi. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun konuşması sırasında birçok delege salonu terk etti.
MİLLİYET.COM.TR - New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nda dünya liderleri bir araya gelirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisini protesto eden genel kurula karşı boş salona yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alırken, Erdoğan'ın konuşması boyunca Netanyahu’nun ismini anmaya bile değer bulmaması uluslararası siyasetin ana gündemi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kürsüde soykırım failini şahsen muhatap almayarak “adalet” vurgusu yaparken, Netanyahu ise boş salonda Türkiye’yi hedef alan hırçın açıklamalar yapıyor, elinde taşıdığı çağrı cihazıyla, uluslararası hukuku tanımama alışkanlığını sürdürerek adeta tehditler savuruyordu.
Netanyahu'nun konuşmasına ilişkin açıklamalarda bulunan İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın demecindeki “Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımızı hedef alan hadsiz ve alçak sözleri, onun katliamlarını, Gazze’de yaşanan insani felaketi ve uluslararası hukuk önündeki süreçleri görünmez hâle getiremez. Bu durum, uluslararası toplum tarafından da görülmektedir ve Netanyahu hiç olmadığı kadar izole hale gelmiştir” şeklindeki sözleri dünyanın tanıklık ettiği yaklaşım farkını da bir kez daha ortaya koydu.
Bunlara ek olarak Türkiye, Netanyahu'nun konuşmasına New York'ta üçüncü katip seviyesinde yanıt vererek, "Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik mesnetsiz ve kötü niyetli suçlamaları kesinlikle reddediyoruz" açıklamasında bulundu. Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan kürsüyü doğrudan sisteme, adaletsizliğe ve insanlık trajedisine odaklamakla neyi amaçladı? Uluslararası hukuk önünde sanık konumunda olan bir aktöre hitap ederken şahıs adından kaçınmak, onun diplomatik meşruiyetini sıfırlama hamlesi olarak görülebilir mi?
Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi KKTC/Lefkoşa Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, Milliyet.com.tr için yanıtladı.
'KÜRESEL VİCDANIN SÖZCÜSÜ'
*Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğrudan hedef almak yerine kürsüde konuşmasını sisteme, adaletsizliğe ve insanlık trajedisine odaklayarak neyi amaçladı?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Cumhurbaşkanı Erdoğan, hitabında kişisel polemikler yerine doğrudan küresel sistemin yapısal krizlerine, adaletsizliğe ve Gazze’de yaşanan insanlık trajedisine odaklanarak meseleyi iki lider arasındaki bir gerilim olmaktan çıkarıp küresel bir vicdan muhasebesine dönüştürmeyi amaçlamış, adeta “Küresel Vicdanın Sözcülüğü” rolünü üstlenmiştir. Bir diğer ifadeyle, failin adını zikretmeyerek sorunun münferit bir hükümet politikası olmadığını, mevcut küresel güvenlik mimarisinin ve veto sisteminin bizzat bu trajedileri ürettiğini dünyaya ilan etmiştir. Zira, İsrail ya da “Kötülük Tarihi” sadece Netanyahu ile sınırlı değil. “Dünya beşten büyüktür” doktrininin bir devamı olan bu hamle ile Türkiye, sadece bölgesel bir aktör olarak değil; mazlum halkların sesi ve uluslararası hukukun hamisi olarak, küresel güneyin sözcülüğü pozisyonunu da perçinlemiştir.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Neorealist akımın öncülerinden Kenneth Waltz’a baktığımızda; meşhur üç tartışma düzeyi mevcuttur: Birey, devlet ve uluslararası düzey. Çünkü bir lider, başka bir lideri merkeze aldığında tartışmayı birinci düzeye, yani bireyler arası çatışmaya indirger. Buna karşılık sistemin işleyişini, BM'nin yetersizliğini, uluslararası hukuktaki çifte standartları ve sivillerin durumunu tartışmak meseleyi üçüncü düzeye, yani uluslararası sistem düzeyine taşımaktır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da bu meseleyi uluslararası sistem düzeyine taşıyarak bir tartışmaya öncülük ettiğini görmekteyiz.
*Uluslararası hukuk önünde sanık konumunda olan bir aktöre hitap ederken şahıs adından kaçınmak, onun diplomatik meşruiyetini sıfırlama hamlesi olarak nasıl okunmalı?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Uluslararası hukuk önünde sanık kürsüsünde olan bir aktörün ismini anmamak, diplomatik bir “meşruiyet iptali” hamlesi olup; bu tutum, suçun şahsileştirilmesini önleyen ve muhatabın devlet temsiliyetini uluslararası toplum nezdinde “yok hükmünde” sayan, “Hukuki ve Ahlaki Tecrit” hamlesi olarak değerlendirilebilir. Bu kapsamda ismi zikretmemek, artık kişiyi muhatap almamakla eşdeğerdir.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Bir devlet başkanının başka bir devlet başkanını sürekli ismen hedef alması, bazen istemeden zikredilen isme söylemsel bir merkezilik kazandırır. Bu durum, tartışmanın boyutunu özellikle bir 'Netanyahu-Erdoğan çatışması' hâline getirebilir. Burada isim kullanmamak farklı bir iletişim stratejisidir.
*İsmi anmamak diplomatik bir "değersizleştirme" ve ciddiye almama taktiği mi?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: İsmi zikretmemek muhatabı siyasi literatürde tamamen yok hükmünde sayan, bilinçli bir diplomatik değersizleştirme ve ciddiyetsizleştirme asimetrisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu’yu küresel bir aktör olarak değil, tarihin karanlık sayfalarına gömülecek geçici bir fail olarak konumlandırmış, İsrail’in hatta Netanyahu’nun şahsen bölgesel ve küresel ölçekte yaratmaya çalıştığı “güçlü lider” imajı, ciddiye alınmaya bile değer görülmeyen bir seviyeye indirgenmiştir.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Diplomaside bazen stratejik sessizlik olur. Direkt saldırıdan daha etkili bir iletişim aracı olabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının merkezine Gazze’yi, Filistinlileri, BM sisteminin işlevsizliğini ve uluslararası düzen tartışmasını yerleştirmiştir. Netanyahu ise direkt Erdoğan’ı hedef almış, bunun yanında Türkiye’yi, Katar’ı, Fransa’yı, Birleşik Krallık’ı, İran’ı ve hatta New York Belediye Başkanı'nı eleştirmiştir.
*Peki Netanyahu’nun, kendi isminin anılmadığı bir konuşmanın ardından boş salonda doğrudan Erdoğan’ı hedef almasını “psikolojik çaresizliğin dışavurumu” olarak değerlendirebilir miyiz?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Tablo çok net. Temsilcilerin salonu terk etmesiyle ıssızlaşan koltuklar karşısında doğrudan Erdoğan’ı hedef almak, ağır bir diplomatik dışlanmışlık ve yalnızlık psikolojisinin dışavurumudur. Meşruiyetini yitirmiş bir aktörün boş duvara konuşma çaresizliği, maruz kaldığı küresel dışlanmışlığı gizleme adına hırçınlaşarak Türkiye’nin adalet eksenli ve insanlığı merkeze alan vicdani duruşuna çarpma hezeyanıdır.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Robert Putnam’ın 'İki Seviyeli Oyunlar Teorisi’nde' liderler aynı anda iki masada siyaset yaparlar: Birinci masa uluslararası sistem, ikinci masa ise iç kamuoyudur. Netanyahu'nun konuşması, İsrail kamuoyuna hitap edecek şekilde de ayarlanmış ve 27 Ekim’deki İsrail seçimleri öncesi için önem arz ettiği değerlendirilerek böyle hazırlanmış olmalı.
*Peki Netanyahu’nun Türkiye’yi ve Erdoğan’ı hedefe alması, Ankara’nın küresel denklemdeki ağırlığı ve “rahatsızlık yaratan” gücü hakkında ne anlatıyor?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: İsrail, kendi jeopolitik tıkanmışlığının ve suçluluk psikolojisinin asıl müsebbibi olarak Ankara’nın küresel etki alanını görmektedir. Bu bağlamda ismi doğrudan anılmadığı halde Netanyahu’nun Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alması, Ankara’nın küresel denklemdeki kurucu iradesini ve sarsıcı ağırlığını tescillemiştir. Türkiye, bölgesel statükoları ve haksız ittifakları bozan stratejik hamleleriyle, emperyalist planların önündeki en büyük vizyoner engel ve dengeleyici küresel odak olduğunu bu hedef olma haliyle bir kez daha kanıtlamıştır.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Türkiye bir NATO üyesidir, G20 ekonomisindedir, Doğu Akdeniz’deki en önemli güçtür, Suriye denklemindeki en önemli aktördür, Körfez devletleriyle çok iyi ilişkileri vardır, Filistin konusunu çok uzun yıllardır takip eder... Dolayısıyla Türkiye’nin söylemi İsrail açısından sadece bir söylemin sertliğinden değil, söylemi üretken bir aktör olarak ortaya koyan kapasitesinden kaynaklanmaktadır.
*Onlarca ülkenin temsilcisinin Netanyahu konuşma yapmak için kürsüye geldiğinde bilinçli olarak salonu terk etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Onlarca ülke temsilcisinin, delege düzeyinde salonu protestolar eşliğinde topluca terk etmesi, Netanyahu’nun kürsü performansını küresel ölçekte tam bir diplomatik iflas ve meşruiyet kaybı ile sonuçlandırmış, adeta bir “Diplomatik Ölüm” senaryosuna dönüştürmüştür. Netanyahu, dünya genelinde bir “parya” konumuna düşmüştür.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Netanyahu’nun konuşmaya başlamasıyla salonun terk edilmesi meselesi, çok önemli görüntülerden biri. Netanyahu konuşmaya başladığında onlarca delegasyon salonu terk etmiştir ve doğrudan tepki göstermiştir. Bu da uluslararası ilişkilerde sembolik bir diplomasinin gereği...

In his statement in front of Batman Municipality, CHP Deputy Sezgin Tanrıkulu criticized the trustee practices that have been going on since 2009 and called for the will of the people to be respected and the elected mayors to be reinstated.

In the analysis published in The Economist magazine, it was stated that Türkiye is the strongest candidate that can fill the power vacuum that will arise with the decreasing influence of the USA in the Middle East. Türkiye's independent foreign policy and success in the defense industry were highlighted.
In his speech at the UN General Assembly, Iraqi Prime Minister Ali al-Zaidi stated that they aim to diversify his country's energy export routes through Turkey, Jordan and Syria and that they expect the participation of neighboring countries in the Development Road Project.

In Germany, 45 thousand students protested in 100 cities with the call of the "School Strike Against Compulsory Military Service" initiative. Students protested the new law, which came into force on January 1 and includes the possibility of compulsory military service, by destroying banners and survey letters.
EU High Representative for Foreign Affairs Kaja Kallas announced that member states agreed on the release of 6.6 billion euros of military aid to Ukraine from the European Peace Fund. The fund will be used for training, equipment supply and reimbursements to member countries.

Eskişehir Branch of All Pensioners' Union, in its statement on Hamamyolu Street, stated that the pro-rata raise promises made before the election were not kept, and called for income justice in pensions and for the Constitutional Court to speed up the process.