Fransa'da devam eden öğrenci gösterileri, kamu hizmetlerindeki sorunlar ve sınıfsal eşitsizlikler
AI-generated summary
Fransa'da artan kamu borcu ve bütçe açığı, hükümetin sosyal yardımları ve kamu hizmetlerini kısmasına yol açtı.
Fransa'da devam eden gösterilerde lise ve üniversite öğrencileri, bakımsız ve hijyensiz okul binalarının onarılmasını, öğretmen ve personel açıklarının kapatılmasını, kalabalık sınıfların makul seviyeye çekilmesini, yemeğe erişimin kolaylaştırılmasını, eğitimde fırsat eşitliğini ve nihayetinde tırmanan polis şiddetinin durdurulmasını talep ediyor.
Aslında Fransa'nın yakın tarihini bilenler ülkenin bu ölçekteki toplumsal gösterilere hiç de yabancı olmadığını görecektir. 2018’deki Sarı Yelekliler hareketi, katılımın 3,5 milyona ulaştığı 2023 Emeklilik Reformu protestoları, 2024’te çiftçi protestoları ve şu an devam eden öğrenci eylemleri dönemlik bir tepki olmaktan öte ülkede giderek biriken halk memnuniyetsizliğinin ve derinleşen sosyoekonomik krizin yansıması olarak okunmalıdır.
Fransız refah devletinin çıkmazı
Bugünün Fransa'sında öğrenciler haklı olarak, gelişmiş bir ekonomiye sahip bu ülkede neden okullarının yıkık dökük olduğunu, neden yurt bulamadıklarını, neden barınma ve gıda sorunu yaşadıklarını, öğretmen açığının neden vahim boyutlara ulaştığını ve neden acilde saatlerce beklemek gerektiğini yüksek sesle dile getirmek için gösteri yapıyorlar. Nitekim, yapılan araştırmalar Fransa'da öğrencilerin yüzde 50'sinden fazlasının maddi imkansızlıklar nedeniyle düzenli olarak öğün atladığını gösteriyor.
Tüm bu sorunların arkasındaki ana neden ise Fransa'da kamu borcunu Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 115’ini aşarak 3,6 trilyon avro civarına yaklaşması ve borç faiz ödemelerinin bütçenin en büyük yüklerinden biri haline gelmesidir. Hükümet geçmişte bütçe açığının yüzde 5’i aşmasıyla Avrupa Birliği'nden (AB) uyarı almış ve bu açığı kapatabilmek adına sert kemer sıkma politikalarına yönelmiştir. Yıllardır süren ve bir türlü çözülemeyen bu mali krizde her gelen hükümet, bütçe disiplini baskısı doğrultusunda ilk olarak halkın can damarı olan sağlık sisteminde yatak kapasiteleri ile ilaç geri ödemelerini kısmış, eğitimde öğretmen kadrolarının dondurarak sınıf mevcutlarını artırmış, okul ihtiyaçlarını ertelemiş ve emeklilik ile işsizlik maaşları başta olmak üzere sosyal yardımları sınırlandırmıştır.
Sonuç olarak kronikleşen bu devlet borcunu çevirebilmek adına atılan adımlar, Fransız refah devletinin temel ayaklarını her yıl biraz daha zayıflatarak toplumsal huzursuzluğun artmasına yol açmıştır. Unutmamak gerekir ki Fransa, dünyada en yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerden biridir. Buna rağmen toplanan bu yüksek vergilerin nereye harcandığını ve kamu hizmetlerine neden yansımadığını halk artık anlamakta güçlük çekiyor.
Fransız Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri olan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik artık toplumdan kopmuş durumdadır ve Fransa’da çok önemli bir kavram olan "Cumhuriyet ahlakı" (morale de la Republique) toplumsal karşılığını yitirmektedir. Oysa Fransız Cumhuriyetçi geleneğinin kalbinde yer alan bu etik, kralın, elitlerin ve aristokrasinin ayrıcalıklarının sıfırlanıp eşit yurttaşlığın getirildiği, bedeli tarihsel mücadelelerle ödenmiş bir toplumsal sözleşmeye ve "sosyal devlet" idealine dayanır. Bu ideal bireyleri yalnızca yasa önünde eşit kılmanın ötesinde, üretilen refahın kamusal eğitim başta olmak üzere sağlık hizmetleri dahil adil bölüşümü vatandaşlığın asli hakkı olarak görür.
Nitekim Thomas Piketty, dünya çapında ses getiren eserinde, Fransa’da servet ve mirasın belirli kesimlerin elinde yoğunlaştığını, toplumun geniş kesimlerinin yaratılan refahtan yeterince pay alamadığını ve ekonomik eşitsizliğin kalıcı bir nitelik kazandığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla gençlerin hem ailelerinden hem de okulda aldıkları Ahlak ve Yurttaşlık Eğitimi'nden (EMC) öğrendikleri ideal ilkeler ile toplumsal gerçeklikte karşılaştıkları ve giderek derinleşen bu eşitsizlikler arasındaki çelişki, tarihsel sözleşmenin aşındığını göstererek gençliği sokaklara döken temel dinamiği oluşturmaktadır.
Yükselen yaşam maliyetleri, barınma krizi ve gelecek kaygısı öğrencilerde öfkeye yol açıyor. Gençler açısından bu protestolar yalnızca mevcut sosyoekonomik koşullara bir itiraz değil, kamusal alanı birkaç aile ve şirketin hakim olduğu piyasaya karşı koruma ve Cumhuriyet’in sarsılan sosyal vaatlerini devlete yeniden hatırlatma mücadelesi olarak okunmalıdır.
Elitizmin gölgesinde Fransız eğitim sistemi
Örneğin üniversiteye giriş sistemine bakalım: Fransa’da Türkiye’deki YKS gibi herkesi aynı sınava ve sorulara tabi tutan merkezi bir üniversiteye giriş sınavı yok. Öğrenciler lise notları, Baccalaureat (lise bitirme sınavı) sonuçları ve başvuru dosyaları üzerinden değerlendiriliyor, üniversite ve bölümler kendi kabul ölçütlerini uyguluyor. Bu sistem, merkezi sınavın sağladığı ortak değerlendirme ölçütü yerine öğrencinin lise geçmişine ve dosyasına daha fazla ağırlık veriyor. İyi bir lise iyi bir üniversite demek, iyi bir lise ise genelde Paris’in merkezinde yer alıyor. Buradaki okullara girmek için o semtlerde oturmak, orada oturabilmek için de varlıklı bir mirasa ve yüksek ekonomik güce sahip olmak gerekiyor. Bu yüzden tarihsel olarak ülkedeki cumhurbaşkanlarının çoğu da devlet kademesindeki üst düzey bürokratlar da önce bu seçkin liselere gidiyor, ardından ENA, HEC Paris gibi kurumlara geçerek aileden gelen sosyal-kültürel sermaye ve bağlantıları sayesinde yukarılara tırmanıyor.
Dışarıdan bir devrim ülkesi olarak görülen Fransa, kökeni veya maddi durumu ne olursa olsun her yurttaşın kamusal hizmetlerden eşit yararlanacağını ve sistemin "liyakat" esasına dayanacağını vadetse de kişilerin kökenleri ve elitizm her alanda varlığını sürdürüyor. Örneğin Fransa Ulusal İstatistik Enstitüsünün (INSEE) yayınladığı araştırmaya göre, aristokrat ve varlıklı öğrencilerin ülkedeki en prestijli grandes ecoles kurumlarına yani Fransa’da devletin üst düzey yöneticilerini, siyasetçilerini ve iş dünyasının elitlerini yetiştiren seçkin okullarına girme olasılığı, toplumun geri kalanına kıyasla 6 ila 9 kat daha yüksek.
İnsan hakları konusunda da başka ülkelere ders vermeye çalışan Fransa, öğrenci gösterilerinde yüzde 80’i reşit olmayan 6 binden fazla kişiyi gözaltına alıyor. Uluslararası raporlar, öğrenci gösterilerindeki polis müdahalelerinin 14-15 yaşındaki çocukların yaralanmasına kadar vardığını ortaya koyuyor. Kameraların önünde çocukları ters kelepçeleyip dizleriyle üzerlerine bastıran güvenlik görevlilerine karşı Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi ve bazı sivil toplum kuruluşları ise sadece "endişe" duyuyorlar.
Sonuç olarak Fransa, bugün yalnızca sosyoekonomik değil, derin bir siyasi kriz de yaşıyor. İkinci cumhurbaşkanlığı döneminin sonuna yaklaşan ve yeniden seçilmesi mümkün olmayan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, halka verdiği vaatlerin çoğunu yerine getirememiş olsa da kendisini artık AB liderliğine hazırlıyor gibi görünüyor. Gelecek yıl yapılacak seçimlerde sandıktan ya aşırı sağ ya da aşırı sol çıkacak gibi görünse de bu durum aslında Fransa’da merkez siyasetin tamamen tıkandığını ve ekonominin alarm verdiğini gösteriyor. Kim bilir belki de Fransa, tüm siyasi seçeneklerin ötesinde yeni bir devrimin tarihsel sancısını yaşıyordur.
AI outlook — possibilities, not facts
Gelecek yıl yapılacak seçimlerde sandıktan aşırı sağ veya aşırı sol çıkacak.
Likely · Within months
Journalist Dr. In the analysis written by Ramzy Baroud, it is stated that despite the ceasefire of October 10, 2025, Israel has increased its military control in Gaza to 63-70%, aid is insufficient and daily attacks continue.

Economist Dr. In his article, Mahfi Eğilmez explains the limits of political power; He emphasized the independence of institutions and the rule of law, evaluating it in the context of economy, law, religion and individual freedoms.
Azerbaijan participated in the Central Asian Heads of State Summit as a full member for the first time and established the Turkestan Six (C6) format. While this development provides a strategic advantage to Türkiye thanks to the Shusha Declaration, it strengthens logistics sovereignty over the Central Corridor and deepens regional integration with the vision of 'Six economies, one product'.

The fund crisis in Türkiye is defined as a result of the dispossession process that begins with the separation of surplus value production and financial gains. He associates the crisis with speculation and rent-oriented investments facilitated by the financial and political-cultural relations of the AKP regime. The analysis emphasizes that a situation has emerged in which financial gains grow in an environment where productive investments suffer from resource shortages, and this process shows that the economic bases of political Islam have been exhausted.

Although Izmir Mayor Cemil Tugay said that there were no people who would switch to AKP in 2025 and that he would resign if he changed parties, he took the AKP badge from Recep Tayyip Erdoğan at the end of 2026. This led to criticism that it violated its own ethical standards and undermined the trust of voters.

The article states that US President Donald Trump proposes to live-stream the execution of attack suspect Nidal Hasan in Fort Hood, Texas, and plans to use this decision as a campaign strategy, support for the death penalty and a message of Islamophobia. At the same time, it emphasizes that Trump wants the Nobel Peace Prize and that this request is in contrast to the fact that Navi Pillay was deemed worthy of the award for the actions in Gaza.