
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesinde Türkiye'nin iklim diplomasisi vizyonunu ve çevre politikalarını değerlendirdi.
AI-generated summary
COP31, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek. Türkiye, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefini benimsemiştir.
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığında düzenlenen "Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi" paneline katıldı. Programda konuşan Duran, Antalya'nın Kepez ilçesinde meydana gelen hortumda hayatını kaybeden 4 vatandaşa Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi. Duran, iklim sorunlarının sınır tanımayan bir doğası olduğunu belirterek, biyoçeşitlilik kaybı, okyanus kirliliği, çölleşme, su kaynakları ile ilgili meseleler, küresel ısınma, atık yönetimi, çevre sorunları gibi devasa bir alandan bahsedildiğini ifade etti.
Bütün bu meselelerin devletlerin kendi ulusal kaynakları ile çözülebilecek bir ölçeğin çoktan ötesine geçtiğini vurgulayan Duran, "İklim diplomasisi kavramını da işte tam da bu sebeple kullanmaktayız. Hükümetlerin politikaları ancak uluslararası müzakere, işbirliği ve ortak taahhüt mekanizmaları ile anlamlı hale gelecektir. Dolayısıyla bugün burada, aynı zamanda dış politikamızın ve ulusal güvenliğimizin önemli meselelerinden birisini ele alıyoruz. Hazırladığımız İklim Diplomasisi kitabı da bu alandaki ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu eserimizin, ülkemizin iklim alanındaki birikimini, mücadelesini ve vizyonunu bir araya getirerek bu alandaki çalışmalara ve politika geliştirme süreçlerine katkı sağlamasını temenni ediyorum." şeklinde konuştu.
"BİLİMSEL BİLGİ YETERLİ DEĞİL"
Duran, iklim krizinin sonuçlarının halihazırda zaten yaşandığını vurgulayarak, çözümünde ise ülkelerin egemenlik hakları ve küresel sorumlulukları arasında bir denge gözeten uluslararası politikalara ihtiyaç olduğunu söyledi.
Ülkeler arasındaki sosyal adalet ihtiyacını göz ardı etmemek gerektiğine dikkati çeken Duran, şunları kaydetti: "Bilimsel bilgi yeterli değil. Siyasal karar alma süreçleriyle de bu olumlu bir anlamda yürümeli. Bu noktada daha fazla sorumluluğu bulunan ülkelerin, teknoloji transferi ve iklim finansmanı konusunda daha büyük bir kapasite inşa etmeleri bekleniyor. Ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda ise adil bir müzakere rejimine ihtiyacımız var. COP31 öncesi belki de küresel meselelerin en önemlisi birisi budur. Bu adalet çağrısı, aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımızın küresel adalet çağrısı ile de doğrudan ilişkilidir. Nitekim küresel iklim yönetimi, ulus devletleri aşan, STK'ların, çok uluslu şirketlerin de dahil edildiği çok düzeyli bir yönetişime şimdiden dönüşmüştür."
Duran, siyaset bilimci Joseph Nye'nin, iklim değişikliğini bir ekolojik krizden çok "bir güvenlik tehdidi çarpanı" olarak tanımladığını hatırlatarak, "Biz burada uzmanlığa konu olan teknik meseleler üzerinde konuşmuyoruz. Küresel adalet ve hakkaniyetle doğrudan ilişkili bir yönetişim sürecinden bahsediyoruz." ifadelerini kullandı.
"İSRAİL'İN GAZZE'YE YÖNELİK HUKUKSUZ SALDIRILARI İKLİM KRİZİNİ DE DERİNLEŞTİRİYOR"
Farklı coğrafyalarda meydana gelen çatışmaların çevre ve iklim koşulları üzerinde de son derece olumsuz etkileri olduğuna dikkati çeken Duran, "İsrail'in Gazze'ye yönelik hukuksuz saldırıları, insan hayatını tehdit etmenin yanı sıra atmosfere salınan yoğun sera gazlarıyla iklim krizini de derinleştiriyor. 7 Ekim'den bu yana İsrail'in saldırılarının yol açtığı karbon emisyonunun, yüzlerce ülkenin yıllık karbon salımını aştığı belirtilmektedir. Bu durum, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının yalnızca bölgesel barış ve güvenlik için değil, küresel iklim ve geleceğimiz için de ciddi bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir." şeklinde konuştu.
İletişim Başkanı Duran, Türkiye'nin, iklim değişikliğiyle mücadelede bütüncül bir yaklaşımı benimsediğini belirterek, şunları kaydetti: "2021 yılında Paris Anlaşması'nı onayladık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın '2053 Net Sıfır Emisyon' hedefi ise iklim kriziyle mücadeledeki kararlılığımızı göstermektedir. Bu hedefler doğrultusunda, enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, sanayide karbon ayak izinin azaltılması, sürdürülebilir tarım uygulamalarının geliştirilmesi ve doğal alanların korunması öncelikli politika alanlarımız arasında yer almaktadır. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde ve öncülüğünde yürütülen 'Sıfır Atık' hareketi iklim mücadelesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Türkiye'nin öncülüğünde 105 ülkenin desteğiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 30 Mart'ın 'Uluslararası Sıfır Atık Günü' ilan edilmesi, ülkemizin bu alandaki başarısını yansıtmaktadır. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin Sıfır Atık yaklaşımının küresel bir norma dönüşmesi, Türkiye'ye iklim diplomasisinde özgün bir yumuşak güç kazandırmaktadır."
"TOPLUMSAL KIRILGANLIKLAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPMAK BİZİ GELECEĞE TAŞIMAYACAKTIR"
İklim konusundaki gayretlerin yasal metinlerle güvence altına alınması gerektiğine dikkati çeken Duran, bu alanda yapılanların topluma iyi anlatılmaması halinde dezenformasyona ve toplumsal dirence açık hale gelebileceği uyarısında bulundu. Duran, yapılan dezenformasyonlara karşı gereken cevapların titizlikle verildiğini belirterek, "Şahsi kanaatim, toplumsal kırılganlıklar üzerinden siyaset yapmanın bizi geleceğe taşımayacağı yönündedir." dedi.
İletişim Başkanlığı olarak tabii dezenformasyonla uzun zamandır mücadele ettiklerini belirten Duran, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu tabloya hiç de yabancı değiliz. İletişim Başkanlığı bünyemizdeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz bir tek iklim meselesinde değil, birçok konuda bu fikri takibi yapmaktadır. Neredeyse her meselede konunun özünden bağımsız mitler oluşturan ve bu mitler üzerinden toplumun temel kaygılarını kaşıyan kampanyalarla karşı karşıyayız. Bu kampanyalarının bir ucunun da dışarıda olduğunu her meselede gözlemliyoruz. Hal böyle iken, yasalar ve toplum arasında bir anlatı köprüsü kurmak zorundayız. İklim iletişimi uzun yıllar bilim insanları ve çevre örgütleri tarafından bir anlamda uzmanlaşmış birimler tarafından tek yönlü olarak yürütüldü. Halbuki iklim değişikliklerinden kaynaklı afetlere, dünyamızı bekleyen tehditlere odaklanan bir söylem, toplumların kaygı seviyesini yükseltmektedir. Felaket senaryoları karamsarlığı körüklemektedir. Anlatılan bilimsel bilgiler 50 saniyelik reelslerin manipülasyonuna kurban gidebilmektedir. Tabii burada medyamıza çok iş düşmektedir. Benzer konuların sürekli benzer bir jargonla tekrar etmesi, olumsuzlukların çözümlerden çok konuşulması bizler için yeşil yorgunluk oluşturabilir."
"ÇOK YÖNLÜ VE ZAMANA YAYILMIŞ BİR İLETİŞİM STRATEJİSİNİ ÖNGÖRÜYORUZ"
Duran, iklim konusunun gelecek nesilleri şimdiki nesilden daha çok ilgilendiren uzun soluklu bir mesele olduğuna dikkati çekerek, "Bu sebeple, bütün mecralarda geleceğimizi umutla inşa eden bir dil kullanmamız gerektiğine, İletişim Başkanı olarak buradan işaret etmek isterim. Bizler, iklim iletişiminde çok yönlü ve zamana yayılmış bir iletişim stratejisini öngörüyoruz. Çocuklarımız daha anaokulunda çöp atmamaktan, doğayı korumaktan başlayan bilgilerle her sınıfta yaşına uygun bir eğitim almaktadır. İklim bilinci, deneylerle, gezilerle, çocuk kitapları ve hikayelerle desteklenen bir eğitim sürecine yayılmalıdır." ifadelerini kullandı.
TRT'nin, çevre ve iklime duyarlı yayıncılık anlayışıyla Türkiye'nin bu konudaki politikalarına büyük katkı verdiğini belirten Duran, şunları kaydetti: “Bakanlığımızın ‘Sıfır Atık’ projesine katkı sunmak amacıyla, TRT Çocuk ekranlarında, ‘Sıfır Atık Elçileri’ başlıklı özel bir içerik projemiz yayınlanmaktadır. Yine aynı kanalımızda ‘Kaptan Pengu ve Arkadaşları’, ‘Kehribar ile Boncuk’ gibi yapımlarımızda çocuklara uygun ve eğlenceli bir dille çevre bilinci aşılamaktayız. Anadolu Ajansımız da 2022 yılında hayata geçirdiği ‘Yeşilhat’ projesiyle çevre ve iklim konusunda herkesin erişebildiği bir yayıncılık yapıyor. Orman yangınları ile ilgili farkındalık oluşturmak için İtalya, İspanya ve Yunanistan haber ajansları ile ‘Akdeniz Orman Yangınları Hakkında Ortak Bildiri’ imzalamıştır. Bütün kamu kurum ve kuruluşlarımız özellikle sıfır atık konusunda öncü olmalıdır.”
Çevre ve iklim duyarlılığının, bir "yaşam tarzına" tekabül etmezse bir nehir gibi akıp giden "uzman görüşlerinden" ibaret kalacağını belirten Duran, "İklim iletişimi, evde ısınmadan, araç kullanımına, tüketim alışkanlıklarımızdan, ambalaj ve atıklarımıza kadar gündelik hayatımızın içine yayılmış bir dikkate işaret etmelidir." dedi.
"COP31’İN ÜLKELERİ ORTAK ÇÖZÜMLER ETRAFINDA BULUŞTURACAĞINA İNANIYORUZ"
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ilişkin, şunları kaydetti: "9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31, ülkemizin iklim diplomasisi alanındaki vizyonunu uluslararası toplumla paylaşması açısından önemli bir imkandır. Türkiye'nin COP31 vizyonu, diyalogla güvenliğin yeniden tesis edilmesi ve taahhütlerin sahada somut sonuçlara dönüştürülmesi üzerine kuruludur. Geleceğin COP'u anlayışıyla hedefimiz, iklim konusundaki sözlerin ölçülebilir ve kalıcı uygulamalara dönüşmesine katkı sağlamaktır. Hedefimiz ise uluslararası taahhütlerin uygulanmasını hızlandırmak, ülkeler arasındaki işbirliğini geliştirmek ve iklim eyleminin somut sonuçlar üretmesini desteklemektir. İletişim Başkanlığı olarak Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarını uluslararası kamuoyuna aktarmak açısından önemli bir rol üstleniyoruz. Çevre ve İklim Medya Turları düzenliyoruz. COP31'e katılacak ulusal ve uluslararası medya mensuplarının akreditasyonlarını yapıyoruz. Yaklaşık 3 bin basın mensubunun 1400'ünün işlemleri tamamlandı. Konferans alanında gazetecilerin görev yapacağı medya merkezinin planlanması ve teşkiline yönelik çalışmalara da katkı sağlıyoruz. Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan bu zirvenin, farklı koşullara ve önceliklere sahip ülkeleri ortak çözümler etrafında buluşturacağına inanıyoruz."
İletişim Başkanı Duran, COP31'in Türkiye'ye hayırlı olmasını diledi.
AI outlook — possibilities, not facts
COP31 konferansının Antalya'da gerçekleştirilmesi
Very likely · Within months

In its report published before COP31 to be held in Antalya, TMMOB stated that carbon markets and emission trading create financial rent instead of solving environmental problems and called for policies focused on public planning.
The EU Commission has prepared a new Climate Resilience Framework to manage climate risks and strengthen infrastructure. The plan, which envisages an annual investment of 70 billion euros, aims to integrate climate risks in sectors such as energy, transportation and health.

According to a World Meteorological Organization (WMO) report, the rate of increase of carbon dioxide in the atmosphere has tripled since the 1960s. While an annual increase of 2.8 ppm is recorded in the 2024-2025 period, experts warn about extreme weather events and long-term climate risks.

The General Secretariat of Civil Protection of Greece declared a red alert in 9 regions until October 29 due to adverse weather conditions. Citizens were urged not to travel unless necessary due to the risk of floods and storms.

Heavy rains in Istanbul caused floods in Şile, Tuzla and Pendik. While three siblings, including a bedridden patient, were trapped in their homes in Şile, many vehicles were trapped in puddles in Tuzla and Pendik, and traffic stopped.

The expected heavy rain in Istanbul negatively affected life. While there were floods, especially in Tuzla and Pendik districts, there were vehicles stranded in underpasses. Meteorology and AKOM had warned against floods and floods.