
AI-generated summary
Ortadoğu, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından bu yana kaos içinde olup, yapay sınırlar ve dış müdahalelerle istikrarsızlık devam ediyor. ABD ve İsrail'in çıkarları için bölge yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor.
“Ne zaman savaşacağını, ne zaman savaşmayacağını bilen kazanacaktır.”
Sun Tzu
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından bu yana Ortadoğu kaos içindedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra etnik farklılıkları, mezhep ve aşiret yapılarını dikkate almadan çizilen yapay sınırlar, yapay devletler, otoriter rejimler, zengin enerji ve su kaynaklarını, deniz ticaret yolu üzerindeki kritik darboğazları kontrol etmek için yapılan müdahaleler, bölge içi rekabetler, kullanılan vekil güçler, İsrail’in teolejik temelli yayılmacı girişimleri Ortadoğu’daki kaosun nedenlerini oluşturmaktadır.
İRAN SAVAŞI VE KAOS
İran savaşının Ortadoğu tarihinde farklı ve önemli bir yeri olacaktır. Çünkü bu savaş, ABD’nin askeri gücündeki tahditleri açığa çıkarmış; onun, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel askeri etkinliğinin ve oyun kurma yeteneğinin sorgulanmasına neden olan sonuçlar doğurmuş ve Ortadoğu’daki kaosa yeni bir karakter kazandırmıştır.
ABD’nin İran ile ilgili stratejisinin nihai amacı; rejim değişikliğini gerçekleştirerek ve kendine yakın bir yönetimi iş başına getirerek bu ülke ile ilgili çıkarlarını gerçekleştirmek ve İsrail’in güvenliğin pekiştirmekti. Ancak ABD, yalnızca havadan yapılan darbelere dayandırdığı hatalı stratejisi ile bu amaçları sağlayamazdı ve sağlayamadı. İran savaşında ABD’nin konvansiyonel askeri güç yetenekleri, İran’ın asimetrik önlemleri karşısında başarılı olamadı. Bu savaş, asimetrik yeteneklerin konvansiyonel güce üstünlük sağladığı savaş olarak da tarihteki yerini alacaktır.
Bu savaş ile ABD yalnızca prestij kaybetmedi. Bu savaşta, üslerinin İran’ın karşı darbelerinin hedefi olması ile bölgedeki ABD askeri varlığının hem hassas durumda olduğu ve hem de Körfez ülkelerinin güvenliğinin garantisi olamadığı anlaşıldı. Bu durum, bölgede güvenlik boşluğu oluştururken dengeleri de değiştirdi. Bu nedenle de ABD, özellikle bölgesel ittifakları teşvik ederek Ortadoğu’daki güç boşluğunu doldurmayı tercih edebilecektir.
İran savaşı, Ortadoğu’da ABD gücünün sınırlarını ve hassasiyetlerini ortaya çıkararak, bölgedeki stratejik dengeleri değiştirerek, güç boşluğu oluşturarak, istikrarsızlığı daha geniş alana yayarak ve Hürmüz Boğazı gibi enerji akışının kritik bölgesini çatışma alanı yaparak kaosa farklı bir karakter kazandırmıştır. Artık belirsizliklerle ve risklerle dolu, daha farklı, kaotik bir Ortadoğu var ve bu kaos uzun yıllar sürecektir. Daha da önemlisi, bu kaosun içinde Türkiye de bulunmaktadır. Ve bu durum, Türkiye ile İsrail’i Suriye’de, Doğu Akdeniz’de giderek gerginleşen bir rekabet ortamına itmektedir.
BİTMEYEN ‘YAPICI KAOS’
Aslında 21.yüzyılın başlarından itibaren ve ABD’nin tek kutuplu düzenin tek küresel gücü olduğu süreçte Ortadoğu’da kaos yeni bir boyuta dönüştürülmüştü. Bu süreçte, ABD ve İsrail’in çıkarları için bölgeyi yeniden şekillendirmek amacı ile “Genişletilmiş Ortadoğu” projesi başlatıldı. Bu dönemde ABD’de, kaosu yöneterek politik amaçları gerçekleştirmeyi amaçlayan strateji teorileri geliştirildi; Ortadoğu’nun bütününü transformasyondan geçirmeyi amaçlayan stratejik planlar yapıldı. “Yapıcı (yaratıcı) kaos” kavramı bu projenin altyapısını oluşturdu.
Bu projeye göre Ortadoğu’daki mevcut düzen ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına uygun değildi; bölgenin kaosa sokulması, mevcut düzenin çökertilmesi, mevcut sınırların kaldırılması ve kontrolü kolay küçük devletler üreterek ve yeni sınırlar çizerek bölgenin yeniden şekillendirilmesi gerekiyordu. Hedef ülkelerin parçalanarak etkisiz hale getirilmesi, bu amaçla işgallerin ve rejim değişikliklerinin araç olarak kullanılması, bölgenin enerji kaynaklarının kontrolünün sağlanması “Yapıcı kaos” kapsamında planlanmıştı.
Artık bu kavram kullanılmasa da “Yapıcı kaos” ile Ortadoğu’nun şekillendirilmesi gayretleri devam etmekte. ABD ve İsrail hedef ülke İran’a bu nedenle saldırdı. KCK-PKK oluşumunun silahlı veya siyasi her türlü eyleminin Ortadoğu’daki kaos ve bölgenin transformasyon gayretleri ile ilişkili ile olduğunu bilmek gerekir.
TÜRKİYE-İSRAİL NÜFUZ MÜCADELESİ
“Yapıcı kaos” Suriye’de “Arap Baharı” ile etkili oldu. 15 yıl süren iç savaş ile bu ülke önce kaos içine sokuldu, sonra çökertildi, İsrail’e tehdit oluşturamaz duruma getirildi, rejim değişikliği gerçekleştirildi ve bu kaostan eski bir teröristin liderliğinde, zayıflatılmış ve sorunlu yeni bir devlet yapısı oluşturuldu.
Zaman içinde Suriye, vaat edilmiş topraklar, seçilmiş kavim teolojik saplantılarına dayalı stratejisi nedeni ile kuruluşundan bu yana bölgedeki istikrarsızlığın ve kaosun ana kaynağı olan İsrail ile Türkiye arasında tehlikeli nüfuz mücadelesi alanına dönüştü. Ayrıca, İsrail’in Yunanistan ve GKRY ile geliştirdiği ittifak, Suriye’deki gerginliği Doğu Akdeniz ve Ege’ye de taşımakta.
Bütün bu gelişmeler, merkezi konumu ile dört ayrı istikamette açılım yapma olanağı olan Türkiye’nin, diğer eksenleri ihmal ederek güneye, kaos içindeki Ortadoğu eksenine yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Bu duruma, Türkiye’yi yönetenlerin “İhvancı”; “yeni Osmanlıcı” ideolojik-politik yaklaşımının da neden olduğunu ifade etmek gerekir. Soğuk Savaş döneminde, NATO içinde Avrupa ülkesi olarak anılan Türkiye, artık Ortadoğu ülkesi olarak tanımlanmaktadır. Koşullar ve gönüllü hamleler nedeniyle Türkiye Ortadoğu kaosuna angaje olmuş durumdadır ve bu kaostan sıyrılmak hiç de kolay değildir. Oysa, küresel boyuttaki jeopolitik gelişmeler, Türkiye için en değerli eksenin doğu ekseni, yani Ankara-BakûTaşkent ekseni olduğunu açıkça işaret etmektedir.
NEJAT ESLEN
EMEKLİ TÜMGENERAL

İstanbul 4. Sulh Hukuk Hâkimliği, Ekrem İmamoğlu'nun 400 sayfalık savunma kitabının 'Millet Şahidimdir' adıyla basım ve dağıtımını Basın Kanunu maddeleriyle yasakladı. Yazar ve yayınevi, kitabın içi basılıyken polis müdahalesiyle basılan tüm nüshaların el konması, dağıtımı ve satışı engellendi. İmamoğlu'nun tutuklu olduğu ve savunma hakkının kısıtlandığı vurgulanıyor.

DEM Parti, Abdullah Öcalan’ın 20 Temmuz ve 2 Ağustos tarihli tutanaklarında Yavuz-Kürt İdris ittifakını işaret ettiği iddiasına tepki gösteren Aleviler tarafından eleştirilince, tutanakların doğru olmadığını ve Öcalan’ın böyle bir ifadeyi kullanmadığını açıkladı. Ancak tarihî kaynaklarda Öcalan’ın daha önceki yazışmalarında ve konuşmalarında Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasındaki ittifakı vurguladığı ve bu ittifağı İran hegemonisine karşı bir birliktelik olarak tanımladığı görülmektedir.

Medyada ve toplumda demokrasi kavramının kullanımını eleştiren bir metin, 'arabesk demokrasi' terimiyle demokrasinin süslenmiş, manipüle edilmiş ve ideolojik çatışmalara yol açan hali üzerinden Türkiye'deki siyasi, kültürel ve medya tartışmalarını değerlendiriyor.

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, belediye çalışanlarına uyuşturucu testi yaptırdı. İlk testlerde 171 kişinin sonucu pozitif çıktı, 42'sinin ikinci test sonucu negatif oldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı pozitif sonuçlar üzerine harekete geçti ve uyuşturucu suçundan işlem yapılmasını istedi.

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında 9 kişinin hayatını kaybettiği ve 19 kişinin kaybolduğu gemi faciasının soruşturmasının sağlıklı yürütülmesi için Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'yı görevden aldığını açıkladı. Üstel, kararının siyasi olmadığını ve kamu vicdanının rahatlatılması ve soruşturmanın selameti için gerekli olduğunu belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından Hürmüz Boğazı'nın ABD'nin kontrolü altında olduğunu açıkladı ve boğazın adını 'Trump Boğazı' olarak değiştirmeyi önerdi. Trump daha önce de bu bölgenin ABD toprağı olduğunu iddia etmişti. Son günlerde ABD, bölgede İran hedeflerine yönelik saldırılar başlattı.