
Yeni bir araştırma, kişisel bakım ürünlerinin etiketlerinde belirtilmeyen çok sayıda kimyasal maddenin ürünlerde bulunduğunu ortaya koydu.
113 kişisel bakım ürünü üzerinde yapılan laboratuvar analizleri, ürünlerin %98'inde etikette belirtilmeyen kimyasallar olduğunu gösterdi. %85'inde sağlıkla ilişkilendirilen zararlı maddeler tespit edilirken, şeffaflık standartlarının artırılması çağrısı yapıldı.
AI-generated summary
Araştırma, 113 farklı kişisel bakım ve temizlik ürününün etiket bilgileri ile laboratuvar analiz sonuçlarını karşılaştırmıştır.
Kişisel bakım ürünlerini satın alırken içerik listesini kontrol etmek yeterli olmayabilir. Yeni bir araştırma, ürünlerin etiketlerinde yer alan içeriklerle laboratuvar analizlerinde tespit edilen maddeler arasında önemli farklılıklar olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar; şampuan, saç bakım ürünleri, güneş kremi, losyon, deodorant, dudak balsamı, bebek bakım ürünleri ve çamaşır deterjanı dahil olmak üzere 113 kişisel bakım ve temizlik ürününü inceledi. Ürünlerin etiketlerinde ortalama 16 bileşen yer alırken, laboratuvar analizlerinde ürün başına ortalama 51 farklı kimyasal madde tespit edildi. İncelenen ürünlerin yüzde 98’inde etikette belirtilmeyen en az bir kimyasal bulundu.
Araştırmaya göre ürünlerin yüzde 85’inde sağlık üzerinde olumsuz etkilerle ilişkilendirilen en az bir kimyasal tespit edildi. Bunlar arasında bazı koku bileşenleri, ftalatlar ve parabenler bulunuyor. Bu maddelerin bazıları daha önce hormon sistemi ve üreme sağlığı üzerindeki olumsuz etkiler, çocukların gelişimindeki sorunlar ve bazı kanser türleriyle ilişkilendirilmişti. Araştırmacılar, ürün başına ortalama dört zararlı kimyasalın etikette yer almadığını belirledi. Dikkat çeken bir başka sonuç ise “toksik olmayan”, “kokusuz” veya “hipoalerjenik” olarak satılan ürünlerle ilgiliydi. Bu ürünlerin yüzde 26’sında, etikette bulunmadığı belirtilen veya ürünün iddiasıyla çelişen maddelere rastlandı.
Çalışmanın yazarlarından Jenny Hua, tüketicilerin kullandıkları ürünlerin gerçek içeriğini anlayabilmek için laboratuvar analizine ihtiyaç duymaması gerektiğini belirterek, ürün güvenliğinin yalnızca etiket bilgilerine dayanarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Araştırmacılar, bazı maddelerin üretim sırasında istemeden ürüne karışmış olabileceğini, bazılarının ise koku veya ürün özelliklerini değiştirmek amacıyla eklenmiş olabileceğini belirtiyor. İncelenen kategoriler arasında ağız ve diş bakım ürünleri, testlerde bu sorunların görülmediği tek grup oldu. Araştırmacılar, bulguların kişisel bakım ürünlerinde içerik şeffaflığı ve güvenlik standartlarının güçlendirilmesi gerektiğini gösterdiğini vurguladı.

Finlandiya'daki Oulu Üniversitesi'nin 2.200'den fazla kişiyle yaptığı araştırma, düzenli kahve tüketenlerin daha düşük vücut yağına ve daha yüksek kas kütlesine sahip olduğunu gösterdi. Çalışma, kahve ile vücut yapısı arasında bir ilişki olduğunu vurguluyor.

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oran, çocuklarda kalp hastalıklarının büyüme ağrısı sanılabileceğini belirterek; çabuk yorulma, beslenirken terleme ve eforla artan göğüs ağrısı gibi sinsi belirtilere karşı ebeveynleri uyardı.

Dr. Ayşegül Çoruhlu, longevity (uzun ömürlülük) kavramını, hücresel yaşlanmanın yavaşlatılması ve metabolik esnekliğin korunması üzerinden değerlendiriyor. Uzman, yapay zekanın tıp araştırmalarını hızlandırdığını ve sağlıklı yaşamın temelinde basit alışkanlıkların yattığını vurguluyor.

Avustralya'da ilk kez bir memelide H5N1 kuş gribi virüsü tespit edildi. Güney Avustralya'nın Beachport kasabasında ölü bulunan bir Yeni Zelanda kürk fokunda virüsün varlığı doğrulandı. Ülkede kuş gribi vakaları haziran ayından bu yana artış gösteriyor.

Ömrü uzatma çalışmalarıyla tanınan ABD'li girişimci Bryan Johnson, otoimmün gastrit teşhisi aldığını açıkladı. Mide hücrelerinin kendi kendini yok ettiği bu durumun, Johnson'ın uyguladığı sıkı yaşam tarzı rejimiyle doğrudan bağlantılı olmadığı belirtiliyor.
BM yetkilisi Harneis, Ebola salgınıyla mücadele kaynaklarının tükeneceği uyarısında bulunarak uluslararası yardıma çağrı yaptı. DSÖ, mevcut salgının 2014-2016 Batı Afrika krizini aşabileceğini öngörüyor.