
Berhan Şimşek, kadın cinayetlerinde 'kışkırtmak' iddiasının mazeret olabileceğini sorgularken, Melih Gökçek'in dayanıklı siyasetçi olarak imajı, Yeni Parti ve CHP arasındaki Üsküdar flörtü, çekiirge deyiminin yanlış kullanımı, kameralı diş fırçası ürünü ve Robert De Niro'nun İstanbul polis baskını efsanesini ele alıyor; ayrıca TikTok'ta esnaflara canlı yayınla ilgili tavsiyeler veriyor.
AI-generated summary
Berhan Şimşek, toplumsal şiddet ve siyaset üzerindeki tartışmaları değerlendirirken, Melih Gökçek'in uzun süren politik varlığı ve Yeni Parti-CHP işbirliği gibi gündem konularını ele alıyor.
KIŞKIRTILMAK ŞİDDETİN MAZERETİ OLABİLİR Mİ
Bazıları “Ama tartıştığı kadın da üzerine tabak fırlatıyor” diye yorumluyor görüntüleri.
Doğru, fırlatıyor.
Doğru, o da şiddet.
İyi de böyle bir şiddet karşısında şiddete mi başvurmak gerekir?
“Ama beni kışkırttı” diyerek kadın cinayetleri işleniyor bu ülkede.
“Kışkırtılmak” şiddetin mazereti olabilir mi?
Ben Berhan Şimşek’ten “kendine gel, sakin ol” falan diyerek uyarıda bulunmasını ve olay yerini terk etmesini beklerdim.
Ne de olsa şiir okuyan bir adam, böyle davranır.
EN DAYANIKLI SİYASETÇİLER LİSTESINE KESİN GİRER
Çok uzun zamandır Türkiye’nin gündeminde bir isim Melih Gökçek.
- Sürekli polemiklerin, kavgaların, tartışmaların göbeğinde.
- Ortalığı karıştırmayı pek seviyor ve bununla var oluyor.
-Çok düşman, çok karşıt, çok sevmeyen biriktirdiği net.
Savcılıkta verdiği ifadenin ardından medyaya yaptığı açıklamayı izledim.
35 yıl öncenin enerjisinde gram eksilme yok.
Azıcık olsun “Yeter, yoruldum artık” duygusuna kapılmaz mı insan? Ben olsam kapılırım ama Melih Gökçek asla.
“En dayanıklı siyasetçiler” listesi yapılsa... İlk 5’e kesin girer.
DİKKAT ÇEKEN FLÖRT
Üsküdar’da ilginç bir flört gerçekleşti:
Yeni Parti ile CHP flörtü.
*
“Hain Kemal” ve “Arınma” üzerinden çok sert tartışan, tokalaşmayı bile mesele haline getiren, birbirine asla tahammül edemeyen bu iki parti...
İlk kez Üsküdar Belediye Başkanlığı için yapılacak seçimde tam bir işbirliğine girişti.
*
Ortak açıklamalar yaptılar, birbirleriyle dayanışma içine girdiler, aynı stratejiyi benimsediler.
*
Buradan derinleşen bir dostluk mu çıkar?
Yoksa kavga kaldığı yerden devam mı eder?
Barış Yarkadaş, lütfen analiz eder misin?
ZIPLAYAN ÇEKİRGE
Melih Gökçek, “Bana çok suçlama yapıldı. Ben çok ifade verdim. Her dönemde benim çok üstüme gelindi. Hepsinden tertemiz çıktım” demek isterken...
“Çekirge bir zıplar, iki zıplar” deyimine başvurdu.
*
Yanlış bağlamda yanlış biçimde kullanılan bir deyim “çekirge” deyimi.
Üstelik mavraya da hayli açık.
*
Çok düşmanın, çok karşıtın varsa...
Ağzından çıkacak her kelimeye, başvuracağın her deyime dikkat edeceksin.
*
İşte bakın:
Sonuçta ne oldu?
Bütün karşıtları “çekirge” deyimi üzerinden Gökçek mavrası çevirmeye başladı.
TUTMAZ BU
Elektrikli süpürge alanında etkili bir çıkış yapan küresel bir marka var.
Bu marka şimdi de diş fırçası olayına girmiş.
Kameralı, püskürtmeli, kısacası acayip janjanlı bir diş fırçası çıkarmış.
*
İnceledim bu diş fırçasını.
Ulaştığım sonuç şudur: Tutmaz bu iş.
*
Süpürge olayında elde ettikleri başarının yanına bile yaklaşamazlar.
Çünkü süpürge gerçek bir ihtiyaca karşılık geliyordu. Oysa kameralı diş fırçası öyle değil.
Çok zorlama bir icat. Mutlaka ilgi gösterenler olacaktır ama kitlesel bir ilgi çok zor.
ÜMİT KOCASAKAL’A BENZEMİYOR MU
Robert De Niro’nun 1990’lı yıllarda İstanbul’da bir polis baskınına katıldığına dair şehir efsanesi meğer doğruymuş.
*
1990’lı yıllardaki olay anında çekilen Robert De Niro’nun şapkalı fotoğrafına bakınca...
“Ümit Kocasakal’a ne kadar da benziyor” dedim.
*
Bu benzetmem nedeniyle Ümit Hoca, bir kahve ısmarlar sanırım.
TİKTOK DEVRİNDE ESNAFA TAVSİYELER
- Dükkânınızda canlı yayın açmış bir müşteriyle asla polemiğe girmeyin.
*
- “Müşteri her zaman haklıdır” prensibinin canlı yayın açanlar için de geçerli olduğunu unutmayın.
*
- Canlı yayın açmış bir müşteriye yapacağınız bir yanlışın tüm Türkiye’de yankı uyandıracağını asla unutmayın.
*
AI outlook — possibilities, not facts
Yeni Parti ve CHP işbirliği, Üsküdar Belediye Başkanlığı seçiminde ortak aday destekleyebilir.
Likely · Within weeks
Melih Gökçek'in 'çekirge' deyimi kullanımı, siyasi rakip tarafından daha fazla eleştiri alacak ve gündemde kalacak.
Very likely · Within days

The text criticizes issues such as lawlessness, corruption, media manipulation, secularism threats, injustice and economic inequality in Türkiye in a poetic and sarcastic style. Themes such as disrespect towards Atatürk, power control over the media and the erosion of social values come to the fore.

The article argues that the future of society can be built not by models established from outside, but by organic change integrated with its own historical and cultural roots; The example of Iraq shows that it is difficult for structures brought from outside to integrate with the social base.

Taking Namık Kemal's 'Ode to Freedom' as an example, it is discussed how the search for freedom has been shaped in societies throughout history, how the basic principles of democracy have evolved over time, and how globalization and cultural obstacles make democracy difficult today.

The article deals with the historical and symbolic transformation of the Second World War, which started on September 1, 1939, into World Peace Day. He emphasizes that wars enrich only a small minority, and the majority are victims. Mustafa Kemal Atatürk's 'War is a murder unless the life of the nation is in danger!' It starts with the words "and explains the damage done to humanity by imperialism, arms trade and dirty politics with historical examples (Iran-Iraq War, Gulf Wars, Syria and Gaza conflicts). In the end, he argues that peace can only be achieved through education, science, technology and economic power and that internal peace is a priority for Türkiye.

Arguing that the discourse of 'destiny' is used to cover up control deficiencies after major disasters in Türkiye, this analysis questions the control system through Soma, Çorlu, İliç, Kartalkaya and finally the Fleet Jet ship accident off the coast of Kyrenia.

A letter about the death of Cumhuriyet newspaper writer Şükran Soner, her life, labor, democratic struggle, women's solidarity and her role in journalism is explained. The common experiences from 1968 to 2001, the journey to Diyarbakır and Batman in response to Pınar Selek's call, and the self-criticism in her writing are emphasized.