
AI-generated summary
Medeni Kanun, 17 Şubat 1926’da kabul edilip 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girdi. Kadınların hukuki birey olarak tanınması, tek eşliliğin kabul edilmesi, boşanmanın mahkeme bağlı hale gelmesi ve mirasın eşit dağıtılması gibi düzenlemeler getirdi.
Medeni Kanun’un 100 yıllık tarihinin aynı zamanda laiklik, hukuk birliği ve eşitliğe dayalı büyük bir toplumsal dönüşümün tarihi olduğunu belirten Moroğlu, kadınlar açısından ise bunun “gerçek anlamda bir kadın devrimi” olduğunu söyledi. Moroğlu, “17 Şubat 1926’da kabul edilen ve 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Medeni Kanun, Cumhuriyet’in hukuk alanındaki en önemli devrimlerinden biridir ve kadınlar açısından baktığımızda gerçek anlamda bir kadın devrimidir” dedi.
Nazan Moroğlu
Ancak 100 yıllık sürecin yalnızca kazanımlardan ibaret olmadığını vurgulayan Moroğlu, hakların yasaya girmesinin tek başına kalıcı güvence anlamına gelmediğini belirtti. Moroğlu, “Haklar bir kez kanuna yazıldığında kendiliğinden ve sonsuza kadar güvence altında kalmıyor. 1926’da başlayan dönüşüm, kadınların ve kadın hukukçuların uzun yıllar süren mücadelesiyle devam etti” ifadelerini kullandı.
KADININ BİREY VE YURTTAŞ OLARAK KABUL EDİLMESİNİN HUKUKİ TEMELİ
Medeni Kanun’un kadınlar açısından yarattığı en büyük dönüşümün kadının bağımsız bir birey olarak tanınması olduğunu söyleyen Moroğlu, “Kadın, hukuk düzeninde yalnızca bir erkeğin eşi, bir ailenin annesi ya da kızı olarak değil, hak ve borçlara sahip bağımsız bir birey olarak kabul edildi” dedi. Moroğlu, Medeni Kanun’la tek eşliliğin kabul edildiğini, evliliğin resmi nikâha bağlandığını, boşanmanın erkeğin tek taraflı iradesinden çıkarılarak mahkeme kararına bağlandığını ve kız ve erkek çocukların mirastan eşit pay almalarının sağlandığını belirtti. Medeni Kanun’un yalnızca aile hukukuna ilişkin bir düzenleme olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Moroğlu, “Medeni Kanun, kadının birey ve yurttaş olarak kabul edilmesinin hukuki temelidir” dedi.
‘HAKLAR TARİHİNDEN KOPARILARAK TARTIŞILAMAZ’
Kadının yalnızca aile içindeki rolü üzerinden tanımlanmasının kadınların bireysel hakları açısından risk taşıdığını belirten Moroğlu, “Bir hukuk devletinde kadın her şeyden önce bireydir, yurttaştır ve erkekle eşit haklara sahiptir. Onu yalnızca aile içindeki konumu üzerinden tanımladığınızda, 100 yıl önce Medeni Kanun’un kabulünden önceki anlayışa doğru geri dönmeye başlarsınız” dedi.
Moroğlu, son dönemde aile ve kadın hakları ekseninde yürütülen tartışmalara ilişkin de “Kadının bireysel haklarını zayıflatmak aileyi güçlendirmez, tam tersine demokratik ve sağlıklı bir aile yapısı ancak eşit bireylerin özgür iradeleriyle kurulabilir” değerlendirmesini yaptı.
2002’de yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunu’na giden yolun yaklaşık 40 yıllık kadın mücadelesinin ürünü olduğunu söyleyen Moroğlu, “Kadın hukukçular, kadın kuruluşları, akademisyenler yıllarca eşler arası eşitlik için çalıştı. Bu nedenle bugün herhangi bir düzenlemeyi tartışırken, o hakkın hangi toplumsal eşitsizliğe karşı getirildiğini unutmamalıyız. Haklar, tarihinden koparılarak tartışılamaz” dedi.
‘NAFAKA YALNIZCA KADINLARA TANINMIŞ BİR HAK DEĞİL’
Moroğlu’nun kitabında başlıklardan birisi yeniden tartışmaya açılan 'yoksulluk nafakası' Nafakanın yalnızca kadınlara tanınan bir hak olduğu yönündeki değerlendirmelerin kavram karmaşasına yol açtığını belirten Moroğlu, “Yoksulluk nafakası yalnızca kadınlara tanınmış bir hak değildir; boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen ve kanundaki koşulları taşıyan taraf olarak kadın da erkek de talep edebilir” dedi.
Moroğlu’nun dikkat çektiği başlıklardan biri de kadının soyadı. Anayasa Mahkemesi’nin 2023’te kadının evlenmekle eşinin soyadını almasını zorunlu kılan düzenlemeye ilişkin verdiği iptal kararının ardından yeni bir düzenleme yapılmasını beklediklerini söyleyen Moroğlu, “Buradaki temel mesele, kadının evlilik içinde de bağımsız bir birey olarak görülmesi. Eşler Anayasa gereğince eşit haklara sahipse, aile adı konusunda da eşit haklara sahip olmalı” dedi.
“Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında” kitabında bu konuya özel bir bölüm ayırdığını belirten Moroğlu, eşitlikçi bir düzenleme için kanun teklifi önerisine de yer verdiğini söyledi.
MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRMELİYİZ
Medeni Kanun’un 100. yılının yalnızca bir yıldönümü olmadığını söyleyen Moroğlu, “Atatürk’ün önderliğinde yapılan hukuk devriminin temel yasası Medeni Kanun’un 100. yılı yalnızca geçmişi kutlayacağımız bir yıldönümü değil. Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluğumuzu hatırlatan bir dönüm noktası” dedi.
Moroğlu, kitabında Medeni Kanun’u “sahip çıkıldığında yaşayan bir eşitlik sözleşmesi” olarak değerlendirdiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Çünkü hukuk ancak onu bilen, kullanan ve koruyan yurttaşlarla yaşar. Kadınlara önerim şudur: Kazandığımız hakların bilincinde olalım, geri adımların farkında olalım ve eşitlik mücadelesinden vazgeçmeyelim. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hedefimiz yalnızca mevcut haklarımızı korumak da olmamalı. Laik hukuk devletinin ve hukuk birliğinin güvencesi altında, kadın erkek eşitliğinin yalnızca kanunda değil hayatın her alanında gerçekleştiği bir Türkiye için mücadelemizi sürdürmeliyiz.
AI outlook — possibilities, not facts
Kadın soyadı konusunda eşitlikçi bir yasal düzenleme gündeme gelecek.
Possible · Within months

Alo Justice 135 applications can now be submitted electronically via the UYAP Citizen Portal. Delay requests for cases exceeding 5 years and investigation files exceeding 3 years can be made quickly.

Charles McCrory, who was sentenced to life imprisonment for killing his wife in 1985, is on the verge of release or retrial by a federal judge's decision after the only evidence, tooth print analysis, lost its reliability and the expert withdrew his testimony.

Emphasizing that there has been no progress on the 100th anniversary of the Civil Code, women's rights and gender equality, Aydeniz Alisbah Tuskan stated that women face male intervention in daily life, do not have sufficient representation in politics and 294 women were killed in 2025. Tuskan, who defined violence against women as a human rights violation, said that protecting secularism is important for women's rights and that child marriages are still a problem.

Mehmet Pehlivan, lawyer of detained IMM President Ekrem İmamoğlu, was transferred from the prison in Çorlu to Kandıra at midnight. The wrestler reacted by stating that this unjustified transfer hindered his right to defense and was a torture.

Istanbul Bar Association reacted to the transfer of detained lawyer Mehmet Pehlivan from Çorlu to Kandıra F Type Prison at midnight without notice. The Bar Association requested an explanation from the Ministry of Justice, stating that this practice restricts the right to defense and violates the prohibition of cruelty.

H.Y., whose house was moderately damaged in the earthquakes centered in Kahramanmaraş, overturned the appeal decision after winning the compensation case he filed against the administrations. Şahinbey Municipality initiated enforcement proceedings against the earthquake victim in order to recover the compensation paid with legal interest.