Sanatçı Yusuf İslam, "Rooted" konser serisi kapsamında Ankara'nın ardından İstanbul Kongre Merkezi'nde müzikseverlerle buluşuyor.
Yusuf İslam, 3Z Organization ve WOVO Entertainment organizasyonuyla hayata geçirilen "Rooted" konser serisi kapsamında İstanbul Kongre Merkezi'nde konser veriyor.
AI-generated summary
Sanatçı Yusuf İslam, "Rooted" konser serisi kapsamında Türkiye'de müzikseverlerle bir araya geliyor.
3Z Organization ve WOVO Entertainment organizasyonuyla ilk olarak "Rooted" konser serisi kapsamında Ankara'da ATO Congresium'da sahne alan sanatçı, bu akşam ve yarın İstanbul Kongre Merkezi'nde konser verecek.
Türkiye'nin yanı sıra dünyada da geniş bir hayran kitlesine sahip olan Yusuf, "Rooted" konseptiyle müzikal yolculuğunda farklı coğrafyaların müzikal zenginliklerini ve insanlığın ortak değerlerini aynı sahnede buluşturuyor.
Müzik kariyerinde Doğu ve Batı müzik geleneklerinden beslenen Yusuf, AA muhabirine müziğinin felsefesini ve Türkiye ile kurduğu bağı anlattı.
"Köklü derken geleneğe kök salmış olmayı kastediyoruz"
Soru: "Rooted" projenizi nasıl tanımlıyorsunuz? Bu projede kökleriniz ile müzikal kimliğiniz nasıl bir araya geliyor?
Yusuf: "Benim için gelenekle doğrudan bağlantılı olmak çok önemli. Gelenek derken geleneksel müziği, onunla birlikte gelen makamları, sembolleri, dili, kültürü ve sanatı, farklı kültürlerin tüm bu unsurlarını kastediyorum. Köklü olmak, daha samimi, daha organik, daha otantik ve daha hakiki bir ifade biçimine sahip olmak demek. Müziğin, enstrümanların ve kültürün kendisini anlatmasına izin veriyorsunuz. (Konserlerde) Halılardan kıyafetlere, müzikten enstrümanlara kadar her unsur geleneğe dayanıyor. Dolayısıyla 'köklü' derken geleneğe kök salmış olmayı kastediyoruz."
Soru: Sahnenizde farklı kültürleri ve geleneksel enstrümanları bir araya getiriyorsunuz. Bu zengin ve çok kültürlü müzikal atmosferi nasıl oluşturdunuz?
Yusuf: "Ben bir bakıma sentezliyorum sanırım. Bunları bir araya getirmek benim için büyük bir onur. Bu güzel enstrümanların hiçbirini ben icat etmedim ama hepsini bir araya getirmek ve tüm bunlara hayat veren, hepsini birbirine bağlayan o ilmeği atmak benim için büyük bir onur. Bence bu ilmek herhangi bir kültürü diğerlerinden de ayırmıyor. Budist ya da Gregoryen ilahilerinde, Endülüs ve Fas'taki Mağrip müziğinde, Türk sanat müziğinde ve ilahilerinde, Çin'in Taoist ve diğer geleneksel müziklerinde duyulabiliyor. Benim ilgilendiğim şey de bu ilmek. Her şeyi birbirine bağlayan bu ortak bağla ilgileniyorum ve bunun bir parçası olmak benim için büyük bir onur ve ayrıcalık.
Ekibimle birlikte 2022'ye uzanan 'When Paths Meet' adında bir proje oluşturduk. İlk gösterimi Amsterdam'daki Concertgebouw'da yapıldı. Hollanda'dan güzel bir koroyu, Amsterdam merkezli çok etkileyici bir Endülüs orkestrasını ve Arap dünyasından, Türkiye'den ve farklı coğrafyalardan müzisyenlerden oluşan kendi topluluğumu bir araya getirdik. Daha sonra bu yapı, orkestramız olan 'Fons Sophiae Collective'e dönüştü. Yani orkestra, 'When Paths Meet' konser serisinden doğdu. Kısacası, benim asıl ilgilendiğim şey her şeyi birbirine bağlayan o ortak ilmek ve benimle birlikte sahne alan 'Fons Sophiae Collective' de bunun çok önemli bir parçası."
"Türkiye'deki dinleyicimi gerçekten çok seviyorum"
Soru: Türkiye'deki dinleyicilerinizle her zaman çok özel bir bağınız oldu. Türkiye'de sahneye çıktığınızda seyirciden aldığınız enerji müziğinizi nasıl etkiliyor?
Yusuf: "Benim de bir müzikal yolculuğum oldu. Bu yolculuk 2000'de belirli bir ses ve müzik anlayışıyla başladı. Daha sonra müziğim gelişti, geleneksel, klasik müziğe yöneldi ve müziğin içsel boyutuyla daha fazla ilgilenmeye başladım. Dinleyicim de benimle birlikte büyüdü. Türkiye'de hatta açıkçası Türkiye'nin ötesinde de çok bilinçli ve müziği takip eden bir dinleyici kitlemin olmasından büyük mutluluk duyuyorum. Bazen eski eserlerimden bazılarını özlüyorlar. Ancak konserlere geldiğinizde ne kadar ilgili olduklarını görüyorsunuz. Islık yok, dikkat dağıtan başka bir şey yok. Ruhsal, psikolojik ve zihinsel olarak müziğin içindeler. Kendilerini tamamen müziğe bırakıyorlar. Bazen benim ve dinleyicinin, kendimizi kaybettiğimiz anlar oluyor. 'Kaybolmak' doğru kelime mi bilmiyorum ama bir tür vecd haline giriyoruz. Bunu beklemiyorum ama oluyor. Hep birlikte derin ve yoğun bir ruh halinin, bir tür transın içine giriyoruz. Türkiye'deki dinleyicimi gerçekten çok seviyorum. Müziğin içine bu kadar derinlemesine girmelerinden büyük mutluluk duyuyorum. Enstrümanlara bakmaları, makamları takip etmeleri ve farklı kültürlerin müzikte kesiştiği noktaları fark etmeleri benim için büyük bir onur. Bu gerçekten harika."
"Geleneğimizden gelen bu deha ürünü eseri yorumlamak büyük bir onur ve ayrıcalık"
Soru: Konser repertuvarınızdaki en büyük sürprizlerden biri, Türk müziğinin önemli eserlerinden "Zahid Bizi Tan Eyleme" oldu. Bu eseri Türkiye'de kendi yorumunuz ve düzenlemenizle seslendirmeye nasıl karar verdiniz?
Yusuf: "Bir süre önce ekibimizden bir arkadaşım bana, 'Neden bu eseri kendi yorumunla seslendirmeyi düşünmüyorsun?' diye önerdi. Çocukluğumdan beri bildiğim, bana çok tanıdık gelen bir eser olduğu için parçayla hemen bağ kurdum. Bu parça, Nesimi'nin anlayışıyla da çok örtüşen bir ilahi, geleneksel bir eser ve çok derinlikli. Geleneksel müzik de böyledir. Sadelik görürsünüz ama deha o sadeliğin içindedir. Geleneksel mimariye, örneğin Sultanahmet Camisi'ne, Süleymaniye'ye veya Ayasofya'ya baktığınızda da bunu görebilirsiniz. Mimari ilk bakışta sadedir, çok fazla süsleme yoktur. Ancak ayrıntılara girdiğinizde bir karmaşıklık, geometri ve deha okyanusuyla karşılaşırsınız. Bence müzik için de aynı şey geçerli. Bu melodiyi, Uşşak makamını dinlediğinizde eserle hemen bağ kuruyorsunuz. Yüz kez, bin kez dinleseniz bile bıkmazsınız. Bir tür manevi monotonluk var. Monoton ama olumsuz anlamda değil. Daha çok armonik bir monotonluk. Belki buna kutsal bir monotonluk bile diyebiliriz. Sadelik tekrar ediyor ama o kadar görkemli ve güzel ki insanı içine çekiyor. Elbette sözleri de muhteşem. Geleneğimizden gelen bu deha ürünü eseri yorumlamak benim için büyük bir onur ve ayrıcalık."
"Sesleri de müzikal açıdan bir portre gibi değerlendiriyorum"
Soru: Konserlerinizde farklı sesleri ve sanatçıları bir araya getirerek, bireysel performansın ötesinde kolektif bir müzikal yapı oluşturuyorsunuz. Bu yaklaşımın müziğinizdeki ve sahnedeki karşılığı nedir?
Yusuf: "Fons Sophiae Collective, 2022'de 'When Paths Meet' projesinden doğan orkestramız. Geleneksel müzik tek bir kişiyle ilgili değildir. Birey geri çekilir, kaybolur ve onun yerini evrensel olan alır. Benim ilgilendiğim şey de bu. Konserde öyle bölümler var ki çok güzel, gerçekten büyüleyici ama benim sesime uygun değil. Ses aralığımın dışında kalıyor. Ancak Fas'tan bize katılan Nabyla Maan'ın sesine uygun. Çiğdem Gürdal'a, İbrahim Suat Erbay'a veya İsmail Boujia'ya uygun bölümler var. Ses de bir enstrümandır. Aslında en derin enstrümandır ama yine de bir enstrümandır. Bir besteci olarak, sesleri de müzikal açıdan bir portre gibi değerlendiriyorum. Dolayısıyla mesele herhangi bir bireyin egosu değil. Bu konserin amacı, siz orada oturup müziği dinlediğinizde sanatçının ortadan kaybolması. Geriye müziğin kendisinin kalması."
Soru: Tek bir müzik tarzına bağlı kalmak yerine çok dilli ve çok kültürlü bir müzikal dünya kurdunuz. Bugün algoritmaların yön verdiği ve herkese giderek daha benzer içerikler sunan müzik ortamında, bu kültürel çeşitlilik sizin için bilinçli bir tercih mi?
Yusuf: "Algoritma benimle ne yapacağını bilmiyor. 'Bu adamla ne yapacağım?' diye düşünüyor. Aslında bu konularla çok fazla ilgilenmiyorum. Özellikle yapay zeka meselesini de konuşmamız gerekiyor. Bence insan müziği varlığını sürdürecek. Ruh varlığını sürdürecek. İnsanlar ruh taşıyan, içinde bir şeyler barındıran, insani bir dokunuşa sahip olan şeylerden etkileniyor. Bu da kusurlar demek. Çünkü mükemmel değiliz. Bence müzikal ve duygusal açıdan bu kusurlar, bir anlamda müziği mükemmel yapan şeyler ve bize dokunuyor. Ben kendi çalışmalarımı, 'dünya müziği' değil, dünya müziği geleneklerinin bir kutlaması olarak tanımlıyorum. Bunun Allah'ın izniyle, kalıcı olacağını düşünüyorum. Çünkü bir anlamda bu benim müziğim değil. Bu dünyanın, dünya geleneklerinin müziği. Çok fazla konser vermeyi de bilinçli olarak tercih etmiyorum. Benim için çok önemli olan bazı şeyler var. Ama ne zaman sahneye çıksak, aldığımız karşılıktan gerçekten çok etkileniyoruz. Bundan derinden etkileniyor ve büyük bir onur duyuyorum. Her seferinde çok duygusal ve çok etkilenmiş bir şekilde sahneden ayrılıyorum."

In the elimination night of MasterChef Türkiye on Sunday, September 27, Nilay and Ayşe were placed in the elimination pot among the elimination candidates of the week: Recep, Armağan, Eyyüp Can, Nilay, Enes and Hasan Alp. The red team won the immunity game and the blue team played the individual immunity game.

After the new Resident Evil movie was released, game sales and the number of active players increased significantly. Resident Evil: Requiem broke a record with $500 million in revenue, and player and sales increases were also observed in other games. The Resident Evil Veronica game, expected in 2027, also attracted great attention.

Oscar-winning artist Lady Gaga is engaged to Silicon Valley technology millionaire Michael Polansky and started a traditional mother life by buying a new house in Ross village. Gaga, who was seen with her baby in pajamas and a loose cardigan, stated that she saw love and motherhood as her greatest healing after her past trauma.
The 33rd International Adana Golden Boll Film Festival was opened at the Central Park Amphitheater. At the ceremony, the films were introduced and Orhan Kemal Emek Awards were given to Aydın Sayman, Macit Koper and Suna Selen. Menderes Samancılar, chairman of the festival executive board, spoke about the situation in Palestine and Gaza. Nükhet Duru gave a concert.

The premiere of Turkish Film Days was held in Uzbekistan with the participation of Deputy Minister of Culture and Tourism Serdar Çam. Famous actors and directors attended the event.

Details about the last days of American country artist Dolly Parton, who passed away in August, in the hospital have come to light. Parton did not allow anyone into her room, including her family, and only accepted makeup artist Cheryl Riddle.