
Ural Dağları'ndaki Soğuk Savaş dönemi nükleer tesisi Objekt 1335'te yüz milyonlarca dolarlık modernizasyon yürütülüyor.
Rusya'nın Ural Dağları'ndaki gizli nükleer komuta ve kontrol tesisi Objekt 1335'te yüz milyonlarca dolarlık kapsamlı modernizasyon çalışmaları yürütüldüğü ortaya çıktı.
AI-generated summary
Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği tarafından olası bir nükleer saldırıya karşı geliştirilen 'Ölü El' (Perimetr) sistemi, merkezi komuta yapısının çökmesi durumunda misilleme kapasitesini korumayı amaçlıyor.
Rusya’nın en izole askerî bölgelerinden birinde son yıllarda yürütülen çalışmalar, Soğuk Savaş döneminden kalan bir nükleer sistemin geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirmiş durumda. Ural Dağları’nın derinliklerinde, yoğun ormanlarla çevrili ve en yakın büyük yerleşimlerden yüzlerce kilometre uzakta bulunan bölgedeki hareketlilik, uzun süre kamuoyunun dikkatinden uzak kaldı.
Ancak son yıllarda bölgeye yapılan büyük ölçekli malzeme sevkiyatları, yeni inşaat faaliyetleri ve askerî personelin paylaştığı fotoğraflar, burada sıradan bir yenileme çalışmasından çok daha kapsamlı bir projenin yürütüldüğünü ortaya koydu.
Çalışmaların merkezinde ise ‘Objekt 1335’ olarak bilinen son derece gizli bir yeraltı tesisi bulunuyor. Tesis, Rusya’nın stratejik nükleer kuvvetlerinin komuta ve kontrol altyapısıyla bağlantılı olduğu belirtilen ‘Perimetr sistemi’ nedeniyle özel önem taşıyor.
Batı’da ‘Ölü El’ olarak bilinen sistem, Sovyetler Birliği döneminde, ülkenin siyasi ve askerî liderliğinin büyük çaplı bir nükleer saldırıyla etkisiz hale getirilmesi ihtimaline karşı geliştirildi. Ancak tesisin bugünkü durumuna ilişkin asıl dikkat çekici gelişme, burada yalnızca eski bir sığınağın korunmadığını gösteren kapsamlı inşaat faaliyetleri.
Objekt 1335, Rusya’nın Sverdlovsk bölgesindeki küçük Kytlim yerleşiminin yakınında bulunan ‘Kosvinsky Kamen’ adlı granit dağının içine inşa edildi. Bölge, Sovyetler Birliği döneminde stratejik önem taşıyan askerî tesislerin kurulması için seçilmişti. Ulaşımın güç olması, yoğun ormanlarla çevrili bulunması ve dağın doğal kaya yapısı, yeraltında yüksek dayanıklılığa sahip bir tesis kurulmasına olanak sağladı. Tesisin geçmişi Soğuk Savaş’ın en gergin yıllarına uzanıyor.
Ancak ortak bir araştırma kapsamında incelenen belgeler, bölgedeki askerî altyapının son yıllarda yeniden büyük bir yatırımla ele alındığını gösteriyor. The Times, Danwatch ve Dossier Center tarafından yürütülen araştırmada, Rusya’nın askerî tedarik sistemine ilişkin milyonlarca belge incelendi. Uydu görüntüleri ve açık kaynaklı sosyal medya paylaşımları da bu belgelerle karşılaştırıldı. Ortaya çıkan tablo, Objekt 1335 çevresinde uzun yıllara yayılan ve ciddi kaynak gerektiren bir inşaat faaliyetinin yürütüldüğüne işaret ediyor.
Bölgedeki çalışmalara ilişkin en dikkat çekici ayrıntılardan biri, dağın içindeki tünel sisteminin genişletildiğine ilişkin bulgular. İncelenen inşaat belgelerinde çok sayıda yeraltı bölümü ve yeni tünel çalışmasına ilişkin kayıtlar bulunuyor. Uydu görüntülerinde ise dağın yamacında kazı çalışmalarından geriye kalan büyük toprak ve kaya yığınları görülüyor.
Açık kaynaklardan elde edilen bazı fotoğraflar da tesisin daha önce kamuoyunun görmediği bölümlerine ilişkin sınırlı bilgiler sağlıyor. Fotoğraflardan birinde tesisin dış girişinin askerler tarafından korunduğu görülürken, başka bir görüntüde geniş bir yeraltı tünelinde bir askerî personel yer alıyor.
Tünelin ölçülerinin inşaat belgelerinde yer alan teknik çizimlerle örtüştüğü değerlendiriliyor. Ancak tesisin iç yapısının tamamına ilişkin bağımsız ve doğrulanabilir görüntüler bulunmuyor. Bu nedenle yeraltındaki kompleksin tam kapasitesi ve hangi bölümlerin hangi amaçla kullandığı konusunda kamuya açık bilgiler sınırlı.
Araştırmanın en çarpıcı yönlerinden biri ise projenin mali ve fiziksel büyüklüğü. Rus askerî tedarik belgelerinde tesise yönelik çok büyük miktarlarda inşaat malzemesi ve teknik ekipman siparişi bulunduğu belirtiliyor. Belgelerde; yüzlerce kilometrelik elektrik ve iletişim kablosu, binlerce aydınlatma ekipmanı, çok sayıda transformatör, yüzlerce havalandırma ünitesi, kaya delme ve sondaj ekipmanı, büyük miktarlarda çelik ve beton gibi malzemelere ilişkin kayıtlar yer alıyor.
Danwatch’ın araştırmasına göre söz konusu çalışmaların toplam değerinin 2024 yılı itibarıyla 100 milyonlarca dolara ulaşabileceği değerlendiriliyor. Projede kullanılan çelik ve beton miktarı da olağanüstü boyutlara işaret ediyor.
Danimarka Teknik Üniversitesi’nden inşaat ve mekanik teknoloji uzmanı Profesör Per Goltermann, proje için kullanılan beton miktarının çok büyük ölçekli bir yapının inşasına denk geldiğini belirterek çalışmanın boyutuna dikkat çekti. Bu büyüklükteki bir yatırım, tesisin yalnızca mevcut haliyle korunmasının amaçlanmadığı yorumlarına neden oldu.
Objekt 1335’le ilgili tartışmanın merkezinde Perimetr sistemi bulunuyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği tarafından geliştirilen Perimetr’in temel amacı, ülkenin merkezi komuta yapısının büyük bir saldırı sonucunda devre dışı kalması durumunda nükleer kuvvetlerin misilleme kapasitesinin korunmasını sağlamaktı.
Sistem Batı’da ‘Dead Hand’ yani ‘Ölü El’ adıyla tanındı. Buradaki temel mantık, nükleer caydırıcılığın yalnızca sahip olunan savaş başlıklarının sayısına bağlı olmamasıydı. Bir ülkenin karşı tarafı caydırabilmesi için, ilk saldırıdan sonra dahi misilleme yapabilecek kapasitesine bulunduğuna dair güvenilir bir mekanizmaya sahip olması gerekiyor.
Perimetr bu anlayışın en sıra dışı örneklerinden biri olarak ortaya çıktı. Sistemin gerçek teknik çalışma biçimi ise uzun yıllar boyunca gizli tutuldu. Kamuoyuna yansıyan bilgiler, Perimetr’in tamamen bağımsız biçimde çalışan ve herhangi bir insan müdahalesine ihtiyaç duymadan tüm nükleer cephaneliği ateşleyen basit bir sistem olduğu yönündeki popüler anlatının gerçeği tam olarak yansıtmayabileceğini gösteriyor. Sistemin temel işlevinin, normal komuta merkezleriyle iletişim kesilse dahi stratejik nükleer kuvvetler arasında komuta bağlantısının devamlılığını güvence altına almak olduğu değerlendiriliyor.
Objekt 1335’teki çalışmaların zamanlaması da dikkat çekiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2020 yılında askerî yetkililerle yaptığı toplantıda stratejik nükleer kuvvetlerin komuta sistemlerinin hayatta kalabilirliğinin önemine dikkat çekmişti.
Putin, savaş koşullarında bu sistemlerin çalışmaya devam edebilmesinin kritik olduğunu belirtirken, stratejik nükleer kuvvetlerin kontrolünü sağlayacak yüksek güvenlik seviyesine sahip bir tesisin tamamlanmak üzere olduğunu ifade etmişti. Bu açıklamanın yapıldığı dönemde Kosvinsky Kamen bölgesindeki tedarik faaliyetlerinin de yoğunlaştığı görülüyor.
2020 ve 2021 yıllarında bölgeye yüzlerce kilometrelik kablo, binlerce lamba, çok sayıda transformatör ve havalandırma ekipmanı gönderildiğine ilişkin kayıtlar bulunuyor. Bu nedenle araştırmacılar, Putin’in açıklaması ile Objekt 1335’teki çalışmalar arasında bağlantı kurulabileceğini değerlendiriyor.
Sistemin günümüzdeki durumuna ilişkin en dikkat çekici iddialardan biri ise Rus askerî çevrelerinden geliyor. Ortak soruşturmanın incelediği açıklamalarda, Perimetr sistemi üzerinde çalışmış emekli Rus askerî yetkililerinin sistemin modernize edildiğini ve Objekt 1335’in yeniden muharebe görevine alındığını söylediği aktarılıyor.
Emekli Tümgeneral V. G. Khalin’in açıklamalarında, sistemin modernizasyonuna yönelik çalışmaların yürütüldüğü belirtilirken, Albay Yu. Andreev’in de tesisin 2023 yılında muharebe görevine alındığını söylediği aktarılıyor. Bu açıklamalar önemli olmakla birlikte, tesisin günümüzdeki operasyonel durumuna ilişkin Rus hükümeti tarafından ayrıntılı ve bağımsız biçimde doğrulanabilir bir teknik açıklama bulunmuyor.
Dolayısıyla burada iki ayrı konuyu birbirinden ayırmak gerekiyor: Birincisi, Objekt 1335’te çok büyük çaplı bir modernizasyon yapıldığına ilişkin belge ve görüntüler; ikincisi ise bu modernizasyonun Perimetr sisteminin ne ölçüde yeniden operasyonel hale getirildiği anlamına geldiği. İlk konuda açık kaynaklarda çok daha fazla veri bulunurken, ikinci konu büyük ölçüde gizli kalmaya devam ediyor.
Tesis çevresindeki değişim yalnızca yeraltındaki bölümlerle sınırlı değil. Bölgede bulunan 20003 numaralı askerî birliğin de kapsamlı biçimde yenilendiği ve genişletildiği bildiriliyor. Yeni bölümde görev yapan Rus askerlerinin sosyal medya hesaplarında paylaştığı fotoğraflar, tesisin dışındaki askerî altyapının da yenilendiğine ilişkin ipuçları sağlıyor.
Askerlerin eğitim ve uzmanlık faaliyetleri için kullanılan alanların geliştirilmesi, bölgenin yalnızca teknik bir komuta merkezi olarak değil, sürekli personel bulundurulan aktif bir askerî kompleks olarak da yeniden yapılandırıldığı değerlendirmelerine yol açıyor. Bu gelişme, Soğuk Savaş’ın sonunda atıl kaldığı düşünülen bölgenin yeniden önem kazandığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.
Rusya’nın nükleer komuta altyapısına yaptığı yatırım, Moskova ile Batı arasındaki ilişkilerin son yıllarda ciddi biçimde gerildiği bir döneme denk geliyor. Ukrayna savaşı sonrasında Rusya ile NATO arasındaki güvenlik gerilimleri artarken, Kremlin yetkilileri çeşitli dönemlerde nükleer caydırıcılığa ilişkin açıklamalar yaptı. Moskova ayrıca stratejik nükleer kuvvetlerini modernize etmeyi sürdürüyor.
Bu ortamda yeraltı komuta merkezlerinin dayanıklılığı daha fazla önem kazanıyor. Nükleer caydırıcılık açısından yalnızca füzelere veya savaş başlıklarına sahip olmak yeterli değil. Bu silahları yönetecek komuta merkezlerinin, iletişim sistemlerinin ve karar mekanizmalarının olası bir saldırı sonrasında çalışmaya devam edebilmesi de stratejik planlamanın önemli bir parçası.
Norveç Kurmay Koleji'nde Rus güvenlik politikası uzmanı Tom Roseth, Objekt 1335’teki çalışmaların Rusya'nın nükleer komuta ve kontrol tesislerini olası saldırılara karşı daha dayanıklı hale getirme çabasına işaret ettiğini belirtiyor. Røseth'e göre modern silahların yeraltındaki hedeflere yönelik kabiliyetleri arttıkça, nükleer komuta merkezlerinin daha derine ve daha güçlü biçimde inşa edilmesi önem kazanıyor.
Rusya’nın yeraltı nükleer altyapısındaki hareketlilik, ABD’nin kendi stratejik komuta tesislerini modernize ettiği bir dönemde yaşanıyor. ABD’deki Cheyenne Mountain Complex ve Raven Rock Mountain Complex, Soğuk Savaş döneminden bu yana ülkenin stratejik komuta-kontrol altyapısının önemli unsurları arasında bulunuyor.
Bu tesisler, büyük çaplı saldırılar veya nükleer savaş senaryolarında hükümet ve askeri komuta yapısının faaliyetlerini sürdürebilmesine yönelik altyapının parçaları olarak değerlendiriliyor. Dolayısıyla Rusya ve ABD’nin yeraltı komuta merkezlerine yaptığı yatırımlar, nükleer rekabetin yalnızca füze ve savaş başlıklarından ibaret olmadığını gösteriyor.

While the conflicts between the parties intensified in Yemen, the Yemeni Armed Forces announced that more than 700 Houthis were killed or injured in 257 attacks. Government forces took control of Samia Castle.
Ukrainian President Zelenski claimed that Russia had adopted a new doctrine targeting infrastructure and schools before winter. Zelenski stated that they will target Russian energy facilities and that the 'Vivaldi' operation is continuing in Donbas.

Turkish Defense and Security General Director Lieutenant General İlkay Altındağ met with State Minister Alice Rufo, Military Private Secretary General Vincent Giraud and General Director of International Relations and Strategy Guillaume Ollagnier at the French Ministry of Defense. During the meetings, bilateral defense and military relations, strategic dialogue and development of cooperation were discussed.

Kim Yo-jong, sister of North Korean leader Kim Jong-un, announced that the missile launched into the East Sea was medium-range and equipped with artificial intelligence technology. South Korean General Staff reported that the missile traveled a distance of 700 kilometers.
North Korea tested a medium-range strategic missile in the East Sea. Kim Yo-jong stated that the missile is equipped with artificial intelligence and has low altitude maneuverability. South Korea reported that the missile traveled a distance of 700 km.

TAI started production of the new configuration of the ANKA-3 unmanned combat aircraft. The new model, planned to fly in 2027, will have a payload capacity of 1.7 tons and improved low visibility features.