
Uganda'da bağımsızlık sonrası geleneksel krallıklar anayasaya göre siyasi veya askerî gücükullanamasa da kültürel, sosyal ve sembolik rollerini sürdürüyor; Buganda Krallığı önde gelen krallık olarak 12 milyon kişiye hizmet veriyor.
AI-generated summary
Uganda 1962'de bağımsızlığını kazandıktan sonra geleneksel krallıkların durumu anayasa ile düzenlendi; krallıklar kültürel ve sosyal rollerini sürdürürken siyasi veya askerî gücü kullanamaz.
Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – Geçtiğimiz günlerde Uganda'nın Tooro Krallığı'nda hayatını kaybeden Kral Oyo'nun ardından halefin belirlenmesi süreci; Londra'da amatör futbol oynayan 36 yaşındaki kaleci George Desmond Kamurasi'nin kendisine teklif edilen tahtı reddetmesi ve kraliyet ailesinin komitenin seçtiği ikinci adayı da geri çevirmesiyle birlikte bir krize dönüşmüştü. Yaşanan bu kriz, bazı uluslararası kurumlar ve siyaset bilimciler tarafından tartışmalı görülüyor olsa da kâğıt üzerinde anayasal demokrasi ile yönetilen Uganda'da böyle bir krizin nasıl yaşanabildiği sorusunu gündeme getirmişti. Peki bu nasıl mümkün oldu?
Uganda 1962 yılında İngiliz sömürge yönetiminin son bulmasının ardından bağımsızlığını kazanmış olsa da bu durum ülke içindeki geleneksel krallıkları sona erdirmedi. Yeni dönemde Uganda; yeni bir cumhuriyet, eski krallıklar ve modern bir devlet olma yolunda karmaşık bir mirası devraldı. Aradan geçen onlarca yıla rağmen Uganda'da bu gelenekler yaşamaya devam etti ve günümüzde Uganda devletinin içinde hayatını sürdüren 5 krallığın varlığıyla devam ediyor. Bu krallıkların en büyüğü olan Buganda Krallığı, Kabaka olarak bilinen bir kral tarafından yönetiliyor. Kral, sahip olduğu yönetimi sürdürecek idari yapılara sahip olsa da Uganda Anayasası'na göre devletin idari, yasama veya yürütme yetkilerini kullanamıyor. Kökenlerini 13. yüzyıla dayandıran Buganda Krallığı, günümüzde yaklaşık 12 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor. Bu durum, Uganda içinde hayatını sürdüren Buganda'nın ülke nüfusunun yaklaşık 4'te 1'ine ev sahipliği yaptığı anlamına geliyor. Ülkede Tooro ve Buganda gibi geleneksel olarak 5 farklı krallık günümüzde de varlığını sürdürmeye devam ediyor.
KENDİ MECLİSLERİ BULUNUYOR
Uganda'da devlet tarafından resmî olarak tanınan 5 ana krallık; siyasi yetkisi, kamu bütçesi yönetimi, ordusu veya yasa çıkarma gücü bulunmayan, tamamen kültürel, sosyal ve sembolik kurumlar olarak biliniyor. Anayasa gereği siyaset yapmaları veya seçimlere müdahale etmeleri yasak olan bu krallıklar; kendi bünyelerindeki geleneksel meclisleri, vakıfları ve sahip oldukları arazi gelirleriyle eğitim, sağlık ve turizm alanlarında faaliyet gösteriyor; yerel arazi ve miras anlaşmazlıklarında geleneksel arabuluculuk rolü üstleniyor ve temsil ettikleri kabilelerin dil ile kültürlerini koruma görevini yürütüyor. Günümüzde Uganda içindeki gelenekler sebebiyle ülke içindeki varlığını sürdüren en büyük krallık olan Buganda Krallığı'nın temellerinin atıldığı döneme ilişkin yazılı bilgiler bulunmuyor. Ancak tarihçiler, en güçlü grubun çevresindeki diğer grupları zamanla kendisine dâhil ederek bir krallığa evrildiğini düşünüyor. Ugandalı tarihçi Semakula Kiwanuka, konuya ilişkin konuşmasında sözlü geleneklere göre bu birleşmenin temellerini Kral Kato Kintu'ya atfettiğini ancak tarihte gerçekten böyle birinin yaşayıp yaşamadığının bilinmediğini ifade etti.
Buganda Krallığı Enformasyon Bakanı ve resmî sözcüsü Owek Israel Kazibwe Kitooke ise Kral I. Chwa'nın 14. yüzyıl başlarında 5 kabile ile bir ittifak kurduğunu, daha sonra bu ittifaka 6 kabilenin daha katıldığını ve oluşan yapının zamanla Buganda Krallığı'na dönüştüğünü ifade etti. Kitooke, bu sistem aracılığıyla oluşturulan ilkelerin daha sonra krallığın anayasasına dönüştüğünü söyledi.
BAĞIMSIZLIĞIN ARDINDAN YETKİLERİ KISITLANMIŞ ÖZERKLİK VERİLDİ
İngiliz sömürge döneminde Uganda'daki krallıklar, İngiltere'nin "dolaylı yönetim" stratejisi doğrultusunda farklı idari süreçler yaşadı: İngiliz yönetimiyle anlaşma sağlayan Buganda Krallığı, 1900 Anlaşması ile geniş idari özerklik ve toprak mülkiyeti elde ederek sömürge bürokrasisinde etkin rol üstlendi; sömürge yönetimine karşı askerî direnç gösteren Bunyoro Krallığı ise çatışmalar sonucunda yenilgiye uğratılarak topraklarının bir kısmını kaybetti ve idari kısıtlamalara tabi tutuldu. Güvenlik ve özerklik arayışındaki Tooro ve Ankole krallıkları anlaşmalar yoluyla İngiliz korumasını kabul ederken parçalı kabile yapısına sahip olan Busoga bölgesindeki şeflikler ise merkezi idareyi kolaylaştırmak amacıyla tek bir idari çatı altında toplandı. Bu farklı sömürge uygulamaları, bölgeler arasında sosyoekonomik ve siyasi dengesizliklerin oluşmasına zemin hazırladı.
İngiltere 1962'de çekildiğinde, Buganda Krallığı'nın sömürge döneminde elde ettiği idari ve ekonomik ayrıcalıklar diğer bölgeler ve etnik gruplar arasında huzursuzluk yarattı. Başbakan Milton Obote, 1966 yılında yaşanan siyasi krizin ardından askerî güç kullanarak Buganda Sarayı'nı bastı; Kral II. Mutesa sürgüne kaçmak zorunda kaldı ve 1967 Anayasası ile ülkedeki tüm geleneksel krallıklar tamamen lağvedilerek mülklerine devlet tarafından el konuldu. İkinci aşama, 1986'da iktidara gelen Devlet Başkanı Yoweri Museveni'nin 1993 yılında kabul ettiği yeni yasal düzenlemeyle başladı. Museveni, toplumsal uzlaşı sağlamak ve yerel desteği arkasına almak amacıyla krallıkların yeniden kurulmasına izin verdi; ancak bu yapıların siyasi parti kurması, seçimlerde aday desteklemesi, kamu bütçesi kullanması veya ordu/polis gücü bulundurması anayasal olarak yasaklandı.

Russian Foreign Minister Sergey Lavrov spoke at the 81st UN General Assembly and stated that despite the approval of the US peace plan for Gaza, peace could not be achieved there. Lavrov criticized the West for imposing its rules on other countries, resorting to brute force and endangering the lives of millions of people. He also said that he supports increasing the representation of Asia, Africa and Latin America in the reform of the UN Security Council, addressing issues related to Venezuela, Iran, Cuba, Syria, Lebanon, Yemen, Iraq, Sudan, Somalia and African countries.

The Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus sent a letter to all permanent representations and observer missions in the United Nations, calling for no contact with representatives of the Turkish Republic of Northern Cyprus. In the letter, TRNC was described as a 'separatist formation' and it was claimed that its themes encouraged separatist policies. The TRNC side, on the other hand, stated that it continues various diplomatic contacts with UN officials in New York.

Iranian religious leader Mojtaba Khamenei did not make an appearance after being injured in the February 28 attack by the USA and Israel. Member of the Iranian Assembly of Experts, Ayatollah Muhsin Haydari, said that Khamenei was removed from the rubble of the third bombed hospital and is now hiding in a cave or shelter in the deep parts of Tehran, communicating via paper.

Greek Prime Minister Kyriakos Mitsotakis received criticism from opposition parties for remaining silent on the Gaza issue, deepening military and strategic relations with Israel, and failing to develop a multi-dimensional foreign policy. The Greek Left Alliance (ELAS) described Mitsotakis's meeting with Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu, for whom an arrest warrant was issued by the International Criminal Court, as a 'greater shame' and emphasized that Turkey was strengthening regional cooperation with Egypt, Saudi Arabia and Pakistan, while arguing that Athens had become dependent on Israel.

The inheritance war between brothers in the Menzil Community spread to the 'Gül Foundation' lodge in Antwerp, Belgium, following the lodge discussions in England and the Netherlands. As a result of rival mutual litigation, Mubarak Al-Husseini's side did not extend the lease and the followers were forced to vacate. Then, the disciples expanded the organization by establishing a new dervish lodge in Antwerpen through Saki Elhuseyni's 'Serhendi Foundation'.
In an interview with Al Jazeera, Iranian President Pezeshkian said that there is no trust relationship with the USA, that the closure of the Strait of Hormuz is a natural reaction to the obstacles against Iran, and that regional security can be achieved with the cooperation of regional countries.