
Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmasında sorumlu olanların hukuk önünden hesap vereceğini belirtti, ABD ziyaretini değerlendirdi ve Birleşmiş Milletler reformu, Hürmüz Boğazı, Karadeniz güvenliği, Gazze süreci ve F-35 temalarıyla ilgili görüşlerini paylaştı.
AI-generated summary
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD New York'ta yapılan BM 81. Genel Kurulu toplantısına katılımını değerlendirirken, fon soruşturması, BM reformu, bölgesel güvenlik ve uluslararası ilişkiler konularında açıklamalar yaptı.
"SORUMLULUĞU OLAN KİM VARSA HESAP VERECEK"
Son günlerde gündemi meşgul eden fon soruşturmasına yönelik soruya da yanıt veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, finansal sisteme ya da Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu olmadığını söyledi. Erdoğan, “Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır” dedi.
Erdoğan'ın fon soruşturması hakkında açıklamaları şu şekilde:
“Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk Borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor. Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı; bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim: Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız.”
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ABD ZİYARETİNİ DEĞERLENDİRDİ
Soruları yanıtlamadan önce ABD ziyaretini değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:
"Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a yaptığım ziyaretin sonuna gelmiş bulunuyoruz. 130’dan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edildiği Genel Kurul etkinlikleri, bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla gerçekleşiyor. Görüşmelerin ikinci gününde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitap ettim. Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım. Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya Sayın Trump’ın daveti üzerine katılım ettim. Bu toplantıda da Orta Doğu’ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerilerimizi ifade ettik. Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını görüyoruz. Malumunuz, Türkiye olarak İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’na 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağız. Dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya’da misafir edeceğiz. Genel Kurul konuşmamızda, eşim Emine Erdoğan’ın girişimleriyle başlattığımız Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında ülkemizin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştım.
Değerli basın mensupları, New York ziyaretimizde yine yoğun bir toplantı ve temas trafiğimiz oldu. Bu yıl görevi sona erecek olan Genel Sekreter Guterres’e ilave olarak sırasıyla Vietnam, Libya, Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan, Katar, Senegal, Birleşik Krallık, Japonya, Polonya, Bangladeş, Ermenistan, Irak ve Ukrayna’dan muhataplarımla bir araya geldim. Görüşmelerimizde ikili konuların yanı sıra yakın çevremizde süren istikrarsızlık ve çatışmaların önlenmesi için atacağımız adımları ele aldık. New York ziyaretimizde Amerika’nın önde gelen iş çevreleri ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya geldim. Bu toplantılarda ülkemizdeki yatırım ve ticaret fırsatlarını anlattım. Bugün ayrıca Türk-Amerikan Müslüman toplumunun katılımıyla düzenlenen programa katılım ederek, dost ve kardeşlerimizle kucaklaştık. Biliyorsunuz, gelecek sene Amerika ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yıl dönümü. İki dost ülke arasındaki bu önemli tarihi, hakkını vererek değerlendirmeyi hedefliyoruz. Sayın Trump’ın da bizimle benzer görüşlere sahip olduğunu biliyor, 2027 yılını Türk-Amerikan münasebetleri açısından bir referans haline getirelim istiyoruz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum."
SORU: Bloomberg'de bir makaleniz yayımlandı. Bu makalenizde Birleşmiş Milletler'in reforma ihtiyaç duyduğunu ve bunun da ötelenemez olduğunu yazdınız. İlk kez de söylemiyorsunuz zaten bunu ama o makalede Birleşmiş Milletler'in bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladınız. Benim anladığım bölgesel Birleşmiş Milletler gibi her coğrafyanın sorunlarının farklı olduğu ve onlara özgü çözümler üretilmesi gerektiği yönünde vurgularınız vardı. Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz efendim? Nasıl bir BM düşünüyorsunuz?
“Değerli arkadaşlar, her şeyden önce bugün 190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler’den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye’nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika’nın, Asya’nın, Latin Amerika’nın, İslam dünyasının, Avrupa’nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir. Bunun için diyoruz ki; veto mekanizması kaldırısın; sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul’u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adir bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var."
SORU: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 16. konuşmanızı yaptınız. İlk konuşmanızdan bugüne kadar mazlumların ve daha adil bir dünya arayışının da sesi oldunuz. Son konuşmanızda, "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" dediniz. Aradan geçen yıllara ve dünyanın bugün geldiği noktaya baktığımızda, ilk konuşmanızdan bugünkü konuşmaya kadar olan uzun yolculuğu nasıl değerlendirirsiniz?
“Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz. Suriye’de, Irak’ta, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda, Afrika’da, Myanmar’da ve son olarak Gazze’de yaşananlar benim dile getirdiğim gerçeği tekrar tekrar gösterdi. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın temelleri o yıllarda atıldı. Bölgemizdeki birçok mesele o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdü, kıvılcımlar adeta yangına döndü. O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi. Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmud Abbas’ın üst üste iki yıl Birleşmiş Milletler’de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablodur. Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir."
SORU: Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?
“Hürmüz’deki tablo bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösteriyor. Biz bu konudaki tavrımızı en net şekilde ortaya koyduk. Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı’ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa’yı, Asya’yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalması, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Orası küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemdedir. Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz açılmalıdır. Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır."
SORU: Dünya Hürmüz'e kilitlenmişken üst tarafımızda Karadeniz'de de Rusya-Ukrayna arasındaki savaş yeniden şiddetlendi. Karadeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırılar da yeniden arttı. Bu yüzden tahıl gemileri limanlarda bekliyor. Daha önce sizin girişimlerinizle inşa edilen Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesi gündeme gelebilir mi? Taraflarla bu konuda yaptığınız görüşmelerden umutlu musunuz? Ukrayna lideri Zelenski ile yaptığınız görüşmede bu konu gündeme geldi mi?
“Karadeniz’de güvenlik meselesi hem bizim hem de bölgemiz için çok önemli. Karadeniz bu savaşın bir cephesi değildir, asla olmamalı. Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz’de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu."
SORU: Mekke Savunma İttifakı ile ilgili daha yolun başında çeşitli sınamalar söz konusu. Özellikle Suudi Arabistan üzerinde birtakım baskılar var. İttifakın geleceğiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
“Mekke Savunma Anlaşması doğru yolda atılmış güçlü bir adımdır. Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz; tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok. Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temelleri atılmıştır. Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz."
SORU: Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?
“Gazze’de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu’ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze’de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail’e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece “Gazze’de savaş dursun” demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze’nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze’deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir."
SORU: Bizler de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda hitabınızı dinledik. Özellikle Gazze konusunda yine çok ses getiren mesajlarınız için de ayrıca tebrik ediyoruz. Benim sorum F-35'ler üzerine. F-35'ler konusunda ABD Başkanı Trump söz vermişti. Aradan aylar geçmesine rağmen henüz bir ilerleme kaydedilmediğini görüyoruz. Bu konuyla ilgili son durum nedir? Sizden bilgi alabilir miyiz?
“Sayın Trump ile bu konuyu NATO’da da görüşmüştük. Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz. Bu konuda temaslarımızı sürdürüyoruz. Netice alacağımıza inanıyorum. Sayın Trump ile ikili ilişkimiz Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdı. İki ülke arasındaki iş birliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız."
SORU: Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşama hakkında bilgi rica edeceğim Sayın Cumhurbaşkanım. Öncelikle örgütün silah bırakma safhasına geçip geçmediğiyle ilgili bizimle son bilgileri paylaşır mısınız?
“Terörsüz Türkiye bizim için malum günübirlik bir mesele değil. Bu, Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesidir. Bildiğiniz gibi yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisi ortaya koydu. İlgili mekanizmalar kuruldu, kuruluyor. İlgili kurumlarımız sahada ve gerekli takipleri yapıyorlar. Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerekir. Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerli
AI outlook — possibilities, not facts
Fon soruşturmasında daha fazla tutuklama ve dava açılacak.
Likely · Within weeks
BM reformu konusunda girişimler hızlanacak ancak veto mekanizmasının kaldırılması zorluklarla karşılaşacak.
Possible · Within months
Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği azalması devam ederse, Türkiye alternatif taşıma rotalarını değerlendirebilir.
Possible · Within months

Minister of Internal Affairs Mustafa Çiftçi announced that 714 escaped criminals from 44 countries were brought to Türkiye and handed over to Turkish justice within the scope of the 'Cross-Border Trap' operations. The Minister stated that they thought the criminals would evade and emphasized that the state would take action in coordination.

Ankara Metropolitan Municipality Mayor Mansur Yavaş announced his resignation from CHP on his social media account and rejected speculation that he would switch to AKP. After his resignation, CHP lost a lot of blood as 30 members of the Ankara Metropolitan Municipality Council resigned and the number of party members dropped to 11.

US President Donald Trump met with Chinese President Xi Jinping live at the White House. Trump said he was honored to have Xi make his second official visit to the United States and stated that the two leaders agreed to work together on trade, security, technology and continuous intelligence. An official dinner will be held in honor of Xi in the evening, and prominent US business leaders such as Jeff Bezos and Elon Musk are expected to attend.

BES Izmir Branch opposed the hasty evacuation of the Dokuz Eylül Social Security Center building at midnight and its allocation to Izmir Democracy University. The union stated that this action, which was taken while the legal process was ongoing, disrupted public services.

President Erdoğan met with representatives of US think tanks in New York. Referring to the defense agreement signed with Pakistan and Saudi Arabia during the meeting, Erdoğan emphasized the importance of cooperation with the USA focused on regional peace and stability.
In his statement in Karabük, AK Party Group Chairman Abdullah Güler criticized the opposition municipalities for not producing services. Güler also reacted harshly to Israel's attacks in Gaza, referring to President Erdoğan's speech at the UN.