
İstanbul'da yaşam maliyeti nedeniyle %45,8'in kültür-sanat etkinliğine katılamadığı, yargının baskı aracına dönüştürüldüğü, fikir ve fakir olmakla ilgili söylemler, parti içi gerilimler, sanatçı ve komiklerin yasal sorunlarla karşılaştığı ve toplumsal duyarlılık üzerine çeşitli satirik notalar yer alan metin, günlük yaşamın zorluklarını ele alıyor.
AI-generated summary
Metin, İstanbul'da yaşam pahacılığı ve kültür-sanat etkinliklerine erişim zorlukları üzerine veri sunarken, yargının baskı aracı kullanılması, parti içi gerilimler ve sanatçılarla ilgili yasal süreçler gibi konuları satirik bir dille ele alıyor.
Bakım ve onarım nedeniyle yarın bazı şehirlere tarikat verilemeyecek…
*
Ekrem İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” adlı İBB davası savunması kitabı hakkında, henüz basılmadan toplatma kararı alındı.
Nâzım Hikmet yaşasaydı,
“En güzel kitap: henüz basılmadan toplatılandır.”
diye eklerdi “En Güzel” şiirine…
*
İktidarın yargıyı baskı aracına dönüştürdüğü ülkemizde; şaka, haber, şarkı, sendikal faaliyet, protesto… Her şey soruşturma konusu oluyor.
Herkese uygun bir suçlamamız vardır.
Çeşitlerimiz içeridedir. :)
*
“Fikir adamı” olmakla kalmayıp “fakir adamı” da olursan, yüreğini sola kaptırdın demektir. Tek tedavi var: daha sol…
*
Düşünsene… herkes düşünüyor. Bizim düşünmemize gerek kalmıyor. :)
*
Hayat pahalılığı nedeniyle İstanbulluların %45,8’i son bir yılda hiçbir kültür-sanat etkinliğine katılamadı.
Bu krizde İstanbul’da yaşayabilmek başlı başına bir “performans sanatı” zaten…
*
Özgür Özel, parti otobüsünün arkasına “Teyzem sağ olsun!” yazdırdı.
Otobüste de artık
“Ablan kurban olsun sana” şarkısı
çalınır…
*
Nasrettin Hoca “Ya tutarsa?” deyince, komşusu devam etmiş:
“Ya tutuklarlarsa?”
Fıkra sansürlendiği için bilmez bunu hiç kimse…
*
“Külliye papağanları”, Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkan gazetecilere “Saraçhane bülbülleri” diyor.
Medya kafeste, millet devekuşu…
*
Paraya kıydım, kamuoyu yoklaması yaptırdım. Her durumda yüzde 7 barajını geçiyorum. Anket şirketi “Biraz daha ateşlersen seni daha yukarılara çıkarırız” dedi.
Hâlâ siyasi parti olmadan barajı geçecek oyu nasıl almışım, onu düşünüyorum. Oyuna mı geldim yoksa? 🙂
*
Sahneye 1,5 saat geç çıkan Bülent Ersoy, gecikmeyi protesto eden bir hayranına ağır küfürler etti.
Ersoy, müziği, konseri, kültür-sanatı falan bıraksın; bundan sonra “KÜFÜR-SALTANAT Etkinlikleri” düzenlesin…
*
Şimdiki istek parçamız Çelik’ten…
Bir ayağı CHP’de, diğeri Yeni Parti’de olan belediye başkanları ve seçmenlere gelsin:
“Gitsem, gidemem; kalsam, kalamam…
Ateşteyim ben ateşte.”
*
“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarından tahliye kararı verilen komedyen Deniz Göktaş, cezaevinden çıkamadan bu kez de “Daltonlar şakası” nedeniyle “suçu ve suçluyu övme” suçlamasıyla yeniden tutuklandı.
90 dakika 17 saniyelik gösteride espri çok.
Tahliye kararı ver, hemen başka bir suçlamayla tutukla.
Adalet, “Keyfimin mafyası mısın? İstediğimi içeri alırım.” diyor; Daltonlar’ın e-mafya yönettiği memleketimizde…
Hukuk tutukluk yapıyor, mizah içeride tutuklu yatıyor. 😞
*
Sen beni “anjiyo” musun sahi?
Sanmam. Yüreğin sevgiye kapanmış senin…
*
Geçmiş olsun Cem Yılmaz! 🙏
Cem Yılmaz’a stent takılmış.
O şimdi STENT-Upçı… 😄
Şakası bir yana, acil şifalar diliyorum.
AI outlook — possibilities, not facts
İstanbul'da kültür-sanat etkinliklerine katılım oranı kısa vadede artmayacak
Likely · Within months
Yargı ile ilgili eleştiriler devam edecek ve yeni tartışmalar ortaya çıkacak
Very likely · Within weeks

30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da kazanılan zafer, Karlofça'dan beri süren toprak kayıplarının ve Türk milletinin varoluş mücadelesinin tarihi hesabıdır.

30 Ağustos Zaferi, Türk ulusunun bağımsızlık mücadelesinin dönüm noktası olarak anılırken, bazı gruplar bu zaferi kutlamıyor. Bu gruplar arasında FETÖcüler, Kürt politik hareketi destekçileri, anti-askeri vesayetçi liberaller, ideolojisiz siyasetçiler, din istismarcı ve tarihçi olarak görünüp emperyalist propagandayı yapanlar sayılıyor. Makale, bu grupların zaferi reddetme nedenlerini tarihî ve ideolojik bağlamda açıklıyor.

11 Eylül saldırılarının 25. yılı, yazarın İtalya’da yaşadığı deneyimler çerçevesinde değerlendirilerek, saldırı sonrası ortaya çıkan kültür ve uygarlık söylemi, Oriana Fallaci’nin İslam’a karşı saldırgan söylemi ve bu söylemin etkisi altında batan liberal tartışma ortamı ele alınmaktadır. Ayrıca, Daron Acemoğlu’nun liberal demokrasi eleştirisiyle Economist dergisinin tepkisi, Big Tech’in etkisi ve günümüzde özgür düşünceye yönelik baskıların artması tartışılmaktadır.

Paulo Coelho'nun "Aldatmak" romanı üzerinden Linda karakterinin duygusal boşluğu ve evlilik dışı ilişkisi incelenerek, maddi güvenliğin duygusal ve toplumsal güveni garantilemediği vurgulanır. Roman, İsviçre gibi güvenli ve düzenli bir ortamda bile bireysel huzursuzluğun ve güvensizliğin varlığını göstererek, güvenin sadece kurumsal değil aynı zamanda insani boyutlu olduğunu savunur. Türkiye bağlamında kurumsal ve insani güvenin çöktüğü, kahraman percepksiyonunun bozulduğu ve güvenin denetlenebilir bilgiye ve işleyen kurallara bağlı olduğu belirtilir. Ipsos araştırması örneğiyle ünlü figürlere güvenin siyasetçilere olan güvenle karşılaştırılması ve toplumsal güvensizliğin çürüme sürecini hızlandırdığına dair analiz yapılır.

Yazar, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin kadın cinayetlerini meşrulaştıran bir algı yarattığını savunuyor. Kadına yönelik şiddetin, telgraf teli hırsızlığına uygulanan ağır cezalar gibi caydırıcı yasal düzenlemelerle engellenmesi gerektiğini vurguluyor.

Öcalan'ın PKK'ya çağrısı ve çerçeve yasasının Meclis'te kabul edilmesiyle başlayan yeni sürece yazar kuşkuyla yaklaşıyor; ülkedeki ekonomik kriz, kayyumlar, adalet sorunları ve geçmişteki çatışmaları hatırlatıyor.