
AI-generated summary
Metin, 1 Eylül’de Şükran Soner’in öldüğünü ve onun 68 kuşağıyla olan bağını, özellikle ‘ruh hali’ olarak tanımlanan değerleriyle vurguluyor. O, Cumhuriyet gazetesinde çalışmış ve işçi sınıfı ile emek mücadelesine katkı sağlamış bir gazeteci olarak tanımlanıyor.
1 Eylül’de sevgili Şükran Soner’i yitirdik. Hem Cumhuriyet gazetesi hem Türkiye işçi sınıfı, emek mücadelesi, hem de 68 kuşağı için büyük bir kayıp bu.
BİR RUH HALİ
Bence 68 her şeyden önce bir “ruh hali”ydi. “68’liler” diye adlandırılan kuşağın birtakım ortak özellikleri vardı: Gerçek bir insanlık ve yurt sevgisine sahiptiler; aşkın bir amaç uğruna, kendilerini hiç önemsemeden, düzenle tüm bağlarını atabilecek kararlılıktaydılar; bağımsızlıkçı, antiemperyalisttiler; işçi sınıfı ve emekten yana daha iyi bir dünya kurulabileceğine inançlıydılar ve hiç hesapsız kitapsız bir fedakârlıkları vardı. Gencecik yaşlarında, hayatın önlerine sunduğu olanakları ellerinin tersiyle itip bedel ödemeyi göze alarak tamamen kendi doğallıkları içinde ülkelerini daha yaşanası, daha insanca bir yer haline getirmek için öne atılıvermişlerdi.
68’in aradan geçmiş 60 yıla karşın hâlâ unutulmamasının, hâlâ dönüp dönüp oraya bakılmasının altında bu fedakârlık, bu hesapsız kitapsız, kendini değil ortak yararı öne koyan masum atılganlık vardır.
BİZİM 68’LİLER
Bu “ruh hali”nin vücut bulduğu insanlardan biriydi sevgili Şükran ve hep böyle yaşadı.
Dönemi gerçekten içinden yaşamış, gerçekten orada bulunarak yaşamış bir gazeteci olarak tanıklıklarını anlattığı “Bizim 68’liler” kitabı şu satırlarla başlar: “Toplumların yaşamında iz bırakan olaylar, sosyal patlamalarda neden-sonuç ilişkileri birbirlerinin üzerine öylesine karmaşık eklemlenir ki yaşanan olayın içinde rol alanlar, gözlemleyenler, gözleriyle görüp kulaklarıyla duyduklarını, algılayıp düşündüklerini olabildiğince önyargısız, yorumsuz aktardıklarında dahi, birbirinden çok başka anlamlar yüklü öyküler ortaya çıkar...”
Geçmişi aktaran öykülerin farklılaşmasında çeşitli etkenler rol oynayabiliyor. En önemlisi herhalde durulan ve bakılan “yer”in farklılığı ile araya giren “zaman”. Tribünden seyredenle sahada koşturanın bakış açılarının ve anlatacakları öykülerin farklı olmasından doğal bir şey yok. Kişinin anlatılan olayların yaşandığı sırada durduğu “yer” kadar, aradan geçen “zaman” içinde bu “yer”in ne ölçüde değiştiği de bakışı ister istemez etkileyen bir diğer etken.
DEĞİŞMEYEN ÖYKÜ
Sevgili Şükran’ın öyküsü “zaman” içinde değişmedi, değerlerinden ödün vermedi, eğilip bükülmedi, acılara, hak mücadelelerine hiç seyirci kalmadı. “Ruh hali”ni hep korudu.
Taşıdığı o büyük sorumluluk bilinciyle kendini hiç öne çıkarmadan o kadar çok taşın altına elini koydu, o kadar fedakârca var oldu ki hem Cumhuriyet gazetesinde hem işçi sınıfı ve emek mücadelesinde kocaman bir yer işgal etti. Kaybından sonra ardından yazılanlara bakılınca insanların yaşamlarında da doldurulmaz bir yeri olduğu, iz bıraktığı anlaşılıyor. Bazı insanlar böyledir, yaşarken kendilerini hiç belli etmeden, “Ben buradayım” diye avaz avaz bağırmadan öyle kocaman bir yer kaplarlar ki gittikten sonra yerleri dolmaz.

As the trial of comedian Deniz Göktaş begins on charges of 'insulting the President' and similar charges, the role of humor and satire as a tool of social criticism is being examined through classical literature.

The concept of banalization is associated with the loss of individual freedom and originality; It is analyzed through authoritarian regimes, fascist tendencies, economic domination and cultural uniformity; The author emphasizes the effects of the lack of resource wealth and the decrease in intellectual vitality on social and individual development.

Anthony Bourdain redefined gastronomy and travel by focusing on people and cultural contexts rather than food. By bringing up the culinary hierarchy, immigrant labor and social classes, he adopted the idea of presenting food as a story and context, not just a taste. His legacy is that he made gastronomy a means of uniting people rather than a means of consumption.

The importance of families making eye contact with their children and noticing the change in children's facial expressions is discussed through a child abuse incident in a neighborhood. The article also discusses the misconceptions of secure attachment and the role of mothers.

From ancient Greek philosophers to the present day, it has been emphasized that the concepts of morality, virtue and justice are interconnected; It is stated that being a good person requires being virtuous and that justice is a basic virtue. Criticisms are being made that lawyers in Türkiye and around the world lack a moral foundation and that the laws are isolated and used for personal gain. It is argued that the republic is a virtue based on popular sovereignty and that monarchical, feudal and theocratic orders cannot be fair. The AKP government's pressure and arrest practices on elected mayors and politicians are criticized for being an example of lawlessness and immorality. It is emphasized that Socrates opposes the notion of 'strong is right' and that being virtuous and just requires being strong; It is concluded that immoral managers should not be managers.

Through the reversal of the Üsküdar election results two years later and the relocation of horses in the Islands, the concept of 'social disintegration' is analyzed as a process of melting social norms, weakening of trust in the law and deterioration of social ties, beyond democratic regression.