
CHP eski Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Bolu'daki milletvekili kampında Mansur Yavaş'ın istifası, cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmaları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik olası müdahaleler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
AI-generated summary
CHP'nin Bolu Abant'taki milletvekili kampı sırasında Kılıçdaroğlu gazetecilerin sorularını yanıtladı. Mansur Yavaş'ın parti etkinliklerine katılmaması ve istifası gündemdeki ana konulardan biri oldu.
CHP'deki mutlak butlan yönetiminin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Bolu Abant'taki milletvekili kampının son gününde gazetecilerle bir araya geldi.
Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın, CHP’nin kuruluş yıl dönümü etkinliklerine katılmaması, ardından da CHP’den istifa etmesine ilişkin soru üzerine “Mansur Bey'le ilgili düşüncelerimi daha önce kamuoyuyla paylaşmış ve kendisinin açıklamasını alıntılayarak ifade etmiştim. Şüphesiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin 103. yıl etkinliğine, Anıtkabir'deki programa katılmasını isterdim; katılmadı, kendi tercihidir. Hiç kimseyi zorla partiye üye yapmadığımız gibi kimseyi zorla partiden de atmadık. Kendi tercihine saygı göstermemiz gerekir. Herhâlde değerlendirmesini yapıp kendi yolunu çizmiştir” dedi.
'ORTAK ADAYLIK' KONUSU: HİÇ BU KADAR SAÇMA TARTIŞMA GÖRMEDİM
Kılıçdaroğlu, Yavaş'ın muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olup olamayacağının sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
"Ben cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarını bugünden başlatmayı hiç doğru bulmadım. Ben bu tartışmaları ekonomideki kötü gidişin örtülmesi, tartışılmaması, görülmemesi, insanlar üzerinde gereksiz bir tartışmanın sürdürülmesi olarak gördüm. Ya cumhurbaşkanlığı seçiminin adayları niye tartışılır şimdiden? Kamuoyu tartışıyor, ‘O mu olacak, bu mu olacak?’ Yahu kim olursa olsun. Yeri zamanı gelince olur. Nitekim bakın, altılı masada biz cumhurbaşkanı adayını çok geç açıkladık. Önemli olan sonuç almak burada. Adaylar olur: A olur, B olur, C olur... İki kişi tartışılabilir, beş kişi ama daha çok erken. Ortada cumhurbaşkanlığı seçimi yok, alınmış bir karar yok, herhangi bir şey yok ama medya bunu tartışıyor; ‘Efendim o mu olacak, bu mu olacak, şu mu olacak?’ Ya arkadaşlar ya memleket yangın yerine dönmüş, biz ‘Kim gelecek ülkenin başına?’ onu tartışıyoruz.
Bence cumhurbaşkanı adaylığını tartışmak yerine rejimi tartışmak lazım. Ya bir ülke bir kişiye teslim edilir mi ya? Bir insana ülkeyi teslim ediyor; tabii bu olmaz, böyle bir rejim olmaz. Bunu tartışmıyoruz, bunu olağan kabul etmişiz. ‘O gitsin, yerine ben geleyim’, bu kadar bu kadar saçma bir tartışmayı ben hiç görmedim. Ve bu tartışmayı yapanların büyük bir kısmı da ülkenin aydınları ya da aydın diye düşündüğümüz insanlar. Hiç gereksiz bana göre. Yeri zamanı gelir, oturulur; toplumda elbette bu toplumda saygın insanlar var; bakılır, edilir, birisi aday gösterilir. Ama ondan önce bizim rejimi tartışmamız lazım. Bu sistem nereye götürecek Türkiye'yi? Bir adama bir devlet teslim edilir mi? Olmaz, olmaz. Bunun tartışılması lazım.
Ülkenin geldiği noktaya baktığımızda da sorunumuz var burada. Parlamento, 600 kişiye maaş ödüyoruz. Niye ödüyoruz Allah aşkına, niye ödüyoruz? El kaldırıp indirmekse eğer parlamentoda 600 kişiye maaş ödemek, koyarsınız robotları oraya, el kaldırır indirirler, mesele yok zaten. Hangi AK Partili milletvekili gelen kanun teklifinin içeriğine bakıyor? Hangisi bakıyor? Hiçbirisi. Parlamento parlamento olmaktan çıkmış. Asıl tartışmamız gereken rejimin kendisi. Yoksa Erdoğan gitti, öbürü geldi, başkası oldu... O da geldi, bir başka Erdoğan çıkarsa karşımıza ne yapacağız? Devlette liyakat dediğimiz kavram yok olduğu andan itibaren devlet dediğiniz kurum kalmaz. Müsteşarlık kaldırıldı. Müsteşarlığı niye kaldırıyorsunuz siz? Kaldırıldı, kimsenin sesi çıkmadı ve hiç tartışılmadı bile. Bunların tartışılması lazım."
İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI ATAMASI
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kimin atanacağının sorulması üzerine, "O konuda karar Merkez Yönetim Kurulunda çıktı. Yeni çıkmadı ama önceden çıktı, yani yaklaşık bir ay falan oluyor çıkalı. Mahkeme kararı olduğu için tutuyorduk onu" dedi ancak kimin atandığını açıklamadı.
"SİYASETÇİ SONUÇ ALMAK İSTİYORSA İŞ BİRLİĞİ YAPMAK ZORUNDA"
"Muhalefette bir iş birliği arayışları var. Kazanabilecek bir aday konusunda iş birliği yapılabilir mi noktasında dirsek temasları var, açıklamalar var. Bu konuda CHP bu iş birliğine dâhil olur mu? Yoksa CHP her şartta cumhurbaşkanı adayı çıkaracak mı?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:
"Eğer bir siyasetçi sonuç almak istiyorsa mutlaka iş birliği yapmak zorunda. Yani yüzde 51 almak bu işin temel kuralı. Yüzde 51'i tek başınıza alıyorsanız evet, ‘Ben iş birliği yapmayacağım ve ben yüzde 51'i alıyorum, yüzde 55'i alıyorum’ diyebilirsiniz. Ama yüzde 51'i alma şansınız yoksa iş birliği yapacaksınız. Altılı masanın kuruluş felsefesi bu. Ama nasıl bir iş birliği? Onun altyapısını da oluşturmanız gerekir. Yani iktidar olduktan sonra farklı bir çatışma süreci yaşanmaması gerekiyor. O nedenle biz bir metin hazırladık, 100 küsur sayfalık bir metin ve iktidar olduğumuzda da neyi nasıl yapacağımızı ortaya koyduk, anayasa değişiklikleri dâhil olmak üzere. Öte yandan altılı masa bir araya geldikten sonra Erdoğan da iş birliği yapmak zorunda kaldı. O da gitti, o da ayrı bir masa kurdu. DSP'den tutun Yeniden Refah'a kadar pek çok parti, onlar da bir araya geldi ve kurdular. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte ben yine partilerin belli bir masanın etrafında toplanacaklarını, cumhurbaşkanı adaylarını belirleyeceklerini ve eğer ileride bir sorun yaşanmaması açısından da iktidar olduklarında neyi, nasıl yapacaklarını masaya koymaları gerektiğini düşünüyorum. Yani ‘Ben iş birliği yapmam, ben bildiğimi okurum...’ O ayrı bir şey ama ona daha zaman var yani."
İBB BAŞKANLIĞI: HALK CHP'Yİ SEÇTİ O ZAMAN CHP'Lİ BİRİ GELMELİ
Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ceza alması halinde İBB Başkanlığı için yapılacak bir seçimde CHP’nin tavrının ne olacağının sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
"Halkın vermediği yetkiyi ayak oyunlarıyla almak, halkın seçtiği belediye başkanı mahkûm da olabilir tutuklanabilir de gözaltına alınabilir de. Ama orayı bir parti kazanmışsa en azından bütün siyasal partilerin o partiye... Mademki halk CHP'yi seçti, o zaman CHP'li birisinin gelmesi ve orada başkanlık görevini sürdürmesi gerekiyor. Ahlak da bunu gerektirir, böyle olması lazım. Ama siz ayak oyunlarıyla, hatta bazen tutuklamalarla, para hareketleriyle, para vererek insanları satın alarak, iradelerini satın alarak kendinize yeni bir başkan seçiyorsunuz. Olmaz. Halkın desteği nerede? Halk size oy verdi mi? Vermedi. Neyle aldınız? Ayak oyunlarıyla alıyorsunuz. Bunun adı nedir? Siyasal ayıp. En hafif deyimiyle siyasal ayıp. Eğer bir siyasi parti buna tenezzül ediyorsa o siyasi partinin oturulup sorgulanması gerekiyor. Sen arkadaş, halkın vermediği oyu ayak oyunlarıyla, paralarla, insanların iradesini satın alarak geliyorsun, kendini belediye başkanı ilan ettiriyorsun. Erdoğan'ın da bunu bilmesi lazım. Ayak oyunlarıyla olmaz, parayla olmaz, pulla olmaz. Halkın iradesini siz satın alıyorsunuz, halkın iradesine saygı duymuyorsunuz.
O nedenle Büyükşehir Belediye Başkanı kime ait? Hangi partiye ait? Cumhuriyet Halk Partisi'ne aittir. Cumhuriyet Halk Partisi dışında oraya bir Büyükşehir Belediye Başkanını ayak oyunlarıyla getirmek, iradeleri satın almak en hafif deyimiyle ayıptır, ayıp. Halka ve İstanbul'un iradesine saygı göstereceksiniz. Aksi hâlde siyaset kirlilikten arınmaz. Zaten bu kirlilik nedeniyledir ki aşağıdaki vatandaş bakıyor şimdi: Borsada vurguna kızıyoruz değil mi? ‘Vay, nasıl yaptılar?’ Yukarıdaki yapıyor, ‘Bana niye kızıyorsunuz?’ diyor. ‘O yapıyor, ben de yapıyorum.’
İkna etmekle iradeyi satın almak arasında fark var. Gidersiniz, oturursunuz, konuşursunuz, ikna edersiniz; o da gelir sizin lehinize oy kullanır. Buna kimse bir şey demez. Ama cebine para koyup "Gel oraya oy ver" dediniz mi, o zaman ikna değil, iradeyi satın almadır. Bir insan satın alınmamalı. Düşüncesi, iradesi satın alınmamalı. Geldiğimiz noktada temel kaygımız bu satın alma, insan iradesinin satın alınmasının toplumda da neredeyse meşru görülmesi."

Minister of Foreign Affairs Hakan Fidan evaluated the contacts of the 81st UN General Assembly in New York. Fidan emphasized that Türkiye's active role and diplomatic weight in global issues such as Palestine, climate change and food security has increased.

The cabinet, which will convene under the chairmanship of President Erdoğan, will discuss funding investigations, the terrorism-free Türkiye process, foreign policy implications of the UN Summit and preparations for the new legislative year.

The bill submitted to the Turkish Grand National Assembly by the AKP imposes new obligations on digital accommodation platforms such as Airbnb and Booking, such as obtaining permission from the Ministry of Culture and Tourism, paying tourism shares and restricting the field of activity.
Minister of Foreign Affairs Hakan Fidan evaluated the intense diplomatic contacts led by President Erdoğan during the week of the 81st UN General Assembly held in New York and Türkiye's solution proposals for global crises.

Palestinian Presidency Spokesperson Nabil Abu Rudeyne stated that Israeli settlers' raids on the Al-Aqsa Mosque and Israel's practices in the region pose the risk of a 'religious war' and called on the international community for urgent intervention.

DEM Party Co-Chairman Tuncer Bakırhan touched upon the stock market and fund investigation at the congress in Diyarbakır. Drawing attention to the grievance of 500 thousand investors, Bakırhan criticized the silence of the authorities and demanded a transparent investigation and accountability of those responsible.